“Ona Şam Yolu Dümdüzdür”

“Ona Şam yolu dümdüzdür.”, bir Tatar atasözüdür. Oturduğu yerden dünyayı kurtarabileceğini düşünen keyif ehlini vurgular. Eksiksiz olarak bizim Suriye meselesine bakış açımızı yansıttığı için başlığı böyle aldım. Mahallesindeki caminin yolunu bilmeyip Şam’daki camilerde Cuma namazı kılma hayali kuran perdeli, afedersiniz, kefenli kahramanları iyi yansıtan bir sözdür.

Hükümetimizin olmayan Suriye stratejisini de iyi yansıtan bir atasözü olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şu soruların cevabını çok merak ediyorum:

  • Bugün kendi ülkemizdeki meselelerde bile, örneğin, ABD karşısında sürekli ileri ve geri vites yapma durumu var. Öyleyse Suriye’de Esad devrilince yerine getirilmek istenen kişi kimdir? Kimin adamıdır? ABD ve diğer Batılı güçlerle anlaşmaya varılmış bir isim var mıdır? Eğer Hükümet kendine göre bir isim seçtiyse bu isme ABD tarafından itiraz gelmesi durumunda ne olacaktır? Esad’ı TSK devirecek, başkanı ABD mi atayacaktır?
  • Ümmetçi bir iktidar kendi ülkesini sürekli “Şu kadar çoğunluğu müslüman bir ülke” diye tanımlayıp neden çoğunluğu müslüman bir ülke ile topyekun savaşa girmekte ısrar eder? Bu mesele sadece Türkiye-Suriye meselesi değilken, işin içinde “çoğunluğu müslüman olmayan emperyalist ülkeler” varken, neden savaşta ısrar edilir?
  • Okyanus ötesinden başlayarak bu topraklara gelen tüm emperyalistlere karşı komşu bir ülke ile dayanışma kurmak, diyaloğa gitmek ne kaybettirirdi? Savaş biter ve Esad devrilmezse Türkiye ne kaybedecektir? Savaş bitmez de devam ederse Türkiye’nin kazanacağı bir şey var mıdır?
  • Rus uçağını vuran Türk pilot, Türk karargahını bombalayan Rus pilot, Türk ordusuna saldırmak için her türlü kışkırtmayı yapan Suriyeli general emri kendi devletinden almıyorsa ve bu ortaya çıkarsa basın ve medya bu gerçeğe yer verebilecek midir? Hükümetin bu noktada tavrı ne olacaktır?
  • Bu topraklarda Mehmetçik’in kanı üstünden kirli hesaplar yapmaktan vazgeçmeyen emperyalist devletler kimin tarafındadır?
  • Esad’la savaşmak için daima tetikte olan siyasi iktidar, Karabağ için de aynı atılganlığı neden göstermemektedir? Karabağ’da diyalog faydalı ise Esad’la neden zararlı? Esad’ın sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmek istemediğini ispat edebilecek tek bir kişi var mıdır?

Soruların sayısını artırmak zor olmayacaktır. Son gelişmeler gösteriyor ki siyasi iktidar da muhalefet de aklı selim bir yol tutturmuş değildir. “Düşman akıncı” askeri gibi davranan Kıbrıslı bir siyasetçi tehlikeli işler içine girip de Kuvvacı kahramanları hedef alırken Kudüs için miting yapan muhalefet lideri, Şam’a girme hayali kuran Cumhur İttifakı, Türk milletinin menfaatlerinden çok başka ülkelere adalet aramaya yönelmiş görünüyor.

Kıbrıs, Şam’a kıyasla ölçülemeyecek kadar değerlidir. Her yönden vazgeçilmezimizdir. Onun üstünde dönen kirli oyunları perdeleyici yaklaşımlar içine girmek kabul edilemez. Kıbrıs’ta mevcut haritayı beğenmeyen varsa bilsin ki o zaman söylenecek tek söz “Kıbrıs Türk’ündür” olacaktır.

Kıbrıs’tan vazgeçelim, Ege’den vazgeçelim, Karadeniz’den vazgeçelim, Kerkük’ten vazgeçelim. Karşılığında Libya ve Şam’ı alalım. Uygulanan strateji, peşinde gidilen ideal bu ise meftunlarına hayırlı olsun.

Biz hala ve sonsuza dek Mustafa Kemal’in askeriyiz. Biz diyoruz ki: Kıbrıs da bizimdir, Kerkük de bizimdir, Karabağ da bizimdir. Doğu Akdeniz’de gaz arıyoruz diye Kıbrıs’tan mı vazgeçeceğiz? Şam’ı istiyoruz diye Kıbrıs’ta Mustafa Akıncı’yı mı besleyeceğiz?

Kusura bakılmasın da… Bu tarlaya sıçan koyup ekinim yandı, diye ağlamaya benziyor.

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone