Önce Akrabaya Yardım

Dün gece saat 1’de Ahıska Türk’ü bir arkadaşım mesaj attı. Konuşma şöyle başladı:

-Selamun aleyküm

-Aleykümselam

-Gardaş bizim suçumuz ne? Biz kime kötülük yaptık ki bunları görüyoruz? Ben iyi değilim.

-Ne oldu??

-Ben vatansız sığınmacı değilim. Ben Türk’üm kanımın son damlasına kadar hem de.

Ben buna sebep olanlara sövdükten sonra konuyu anlatmasını istedim.

Erzincan’a yerleştirilen Ahıska Türk’ü bir ailenin çocuğu rahatsızlanmış. Giriş işlemleri esnasında dört tane barkoda “Vatansız Sığınmacılar” ibaresini yazmışlar. Yazmasalar olmuyormuş.

Konuyu barkoduna bu ibare yazılan 11 yaşındaki kardeşimizin babası şöyle anlatıyor:

Bu olay Erzincan Araştırma Hastanesi’nde oldu. Doktoru 3 saat bekledim ve huzuruna giremedim, çünkü gitti. Nereye gitti, kaç saate gelir kimse cevap vermedi… Beklerken canım sıkıldı. Bu yazıyı da tesadüfen o ara okudum ve şaşırdım. Sonra hemen paylaştım ki Türkiye’ye ayıp olsun.

Konuyla ilgili Fransa’da yaşayan bir Ahıska Türk’ü de “Bu etiket kalbimizi kırmış, içimizi sızlatmıştır. Biz sığınmacı değiliz. Anadolu’nun bir parçasıyız. Hatta asli unsuruyuz. Biz Türk’üz, Türk! Hem de öyle Türk’üz ki Sovyetlerin tüm baskısına rağmen kimliğine “Türk” yazdırabilen tek toplumuz. Türk’ün Türkiye’ye sığınması olur mu?” demiş

Bir başka Ahıskalı kardeşimiz ise “Suriyeli vatansızlarla aynı kefeye konmayı bırakın, onlardan daha az haklara sahibiz. Yine de dünyalara değişmem şu öksüz Türklüğümü” demiş.

Ali isminde bir başka kardeşimiz de “Yüklü kervanda deveye sormuşlar ‘O belindeki yük ağır değil mi’ diye. Deve de ‘Yük umrumda değil ama şu kervanın başında eşek var ya o çok ağrıma gidiyor.'” demiş.

Cevat isminde bir başka kardeşimiz de “Bizim meselemiz; kimliğimiz Türk olsun. Dünyanın neresinde olursa olsun Türklük gururu, Türk’ün onuru, Türk’ün şerefi, Türk’ün bayrağı altında olalım. Bu bayrağı biz yüceltelim, dalgalandıralım.”  demiş.

***

Cuma Namazına koruma ve kamera ordusuyla gidenlerin yönettiği bir ülke de yaşıyoruz. Cuma Namazı’nda yüzlerce yıldır hoca hutbesini bitirdikten sonra Arapça bir ayet okur, sonra onun Türkçesi’ni açıklar. Der ki: Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

Cuma namazı o kadar mühimdir ki bununla ilgili koca bir sure inmiştir. Tanrı Cuma Suresi’nde “Cuma günü namaz vakti işi gücü bırakın namaza gidin.” der. Cumayı cuma yapan hutbenin hemen ardından ise her hafta ısrarla Nahl Suresi’nin 90. ayeti okunuyor. İmam, Ebu Cehil’e anlatır gibi anlatıyor bunu her hafta.

Hemen sonrasında ise aynı imam cami çıkışında cemaati Somali için yardım toplamaya davet ediyor. Daha hoca okuduğunu anlamıyor, siyasetçiler nasıl anlasın…

Tanrı “Önce akrabaya yardım.” diyor. Önce sen kardeşine yardım edeceksin, onun derdine derman olacaksın. Siz iyi olduktan sonra toplanıp etrafa, çevrenize faydalı olacaksınız. Senin baban yatalakken bir başka yatalak  hastaya yardım etmenin, altını temizlemenin bir mantığı yok.

Senin kardeşin Doğu Türkistan’da namaz kılamaz, oruç tutamaz, çocuk doğuramazken sen gidip Myanmar’a, Somali’ye yardım toplayamazsın. Kuran önce akraba diyor.

(Bunu derken akrabaya torpil geç, haketmediği makamlara getir, ihaleleri ona yığ demiyor. Konu birine bir görev vermek olunca “İşi ehline ver.” diyor.)

Siz her hafta Cuma’ya gidin, namaz kılın, oruç tutun, aklınızı kullanmayın, beyninizi çöpe atın, Kürt müdür, Arap mıdır bir şarlatanı şeyh belleyin, onun sözlerine kulak verip Kuran’ı okumayın, anlamayın sonra da “Eee Allahım huriler nerede?”

Huri falan yok. Kuran aklını kullanabilenlere, onu okuyup anlayabilenlere, emir ve yasaklarını iyi idrak edip ona göre yaşayanlara cenneti müjdeliyor.

Bunu bir türlü idrak edemeyen Arap seviciler, Türk’ü hor gören, kardeşine sırt dönen, Kuran’ı anlamayan, aklını kullanamayan örümcek kafalı gafiller için ise Tanrı şöyle diyor: “Andolsun, cehennem için birçok cin ve insan yarattık ki kalbleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hattâ daha da sapık… Ve işte gâfiller onlardır”

Siz busunuz işte.

Elindeki tüm imkanları Suriyeliler için seferber edip, öz kardeşine “vatansız sığınmacı” muamelesi yapan “yetkililer” Tanrı’nın bu tarifi için biçilmiş birer kaftandır.

Hoş, bunu reva görenlerin Türklüğünden de şüphe etmek gerekir ama beyni daha Türkçeyi konuşmaktan aciz şeyhlerin zehirli sözleriyle bulanmış gafillerden her şey beklenir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone