Onun Gibisi Gelmez (!)

Çalıştığım işyerinde mesai arkadaşlarımla mola sırasında sohbet ediyorduk. Bir arkadaşım, Hitler hakkında izlediği belgeseli anlatıyordu. Hitler’in sayısız kez suikasttan kurtulduğunu anlatırken oldukça etkilenmiş gözüküyordu. Konu Rusya’yla olan savaşa gelince, klasik olduğu üzere, “Stalingrad düşse, büyük ihtimal bütün Rusya düşecekti.” dedim. O sırada moladan dönen bir ablamız meseleye nasıl girse beğenirsiniz:

“Ne? Erdoğan’a laf mı söylüyorlar! Onun gibisi 100 yılda bir… Onun gibisi 200 yılda bir gelir!”

Zannediyorum konu Hitler olunca, beyinsizin tekinin söylediği gibi ablanın içinde bir tecelli zuhur etmişti. Sanıyorum “Stalingrad düşse bütün Rusya düşecekti.” sözünden de alınmış olmalı. Mesele Erdoğan’ın yüz yılda, iki yüz yılda bir gelmesi değil benim için… Hatta 10.000 yıl da bir gelse ben bu durumdan daha mutlu olurum. Ama ablamız alakasız meselelere girmeye devam etti. Hitler belgeselini izleyen gariban arkadaşımı esir aldı:

“Bak HDP de hayır, diyor!”

“Stalingrad düşsün mü abla?” diye soracaktım. Arkadaşımı sinir harbinin içine bırakıp işimin başına dönmeyi yeğledim. Zira bizde sinir harbi konusunda cephe sayısı çok fazla… İşimle meşgul olurken bir yandan da Genel Başkanımız Caner Kara’nın bir gün önce okuduğum yazısı aklıma geldi. Yasin Aktay evet demiyor mu? Dengir Mir Mehmet Fırat hangi partinin kurucularındandı?

15 seneyi özetle tarttım. Büyük fırtınalar oldu.

Önce “Sayın Öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor.” cümlesi aklıma geldi. Sonra “Bize Türklükle gelmeyin.” cümlesi… Sonra Habur’da halay çeken vatan hainlerini, devletin ekmeğini yediği halde cemaat fetvasıyla o hainlerin ayağına giden sözde devlet görevlilerini hatırladım. Oslo’da PKK’yla yapılan pazarlıkları, memleketi için verdiği mücadelenin sonunda Silivri ve Hasdal’a gönderilen kahraman Türk subaylarını, Türklük sevdalılarını hatırladım. Cemaatin ihanetlerini anlattığımız günlerde bize uzun uzadıya İslami nutuklar çeken AKP’li yaşlıları hatırladım. Sonra açılım süreci… O süreç sırasında karakola kapatılan Türk askerlerini… Necdet Astsubayı… Çarşı izninde sırtından vurulan; ailesiyle telefonla konuştuğu sırada alçakça şehit edilen Türk yiğitlerini… Tabi bunlar olurken Hükümetin TSK mensuplarına ısrarla karakolda kalma talimatı verdiğini hatırladım. Açılımı fırsat biken İngiliz, Yahudi, İranlı, ABD’li ajanlarca Kandil’de şehir savaşı üzerine eğitilen PKK’lı köpekleri gözümün önüne getirdim.

Ne diyorlar?

“Yol yaptık.”, “Hastane yaptık.”

Yollar EYP dolu; hastaneler de yaralı askerlerimizi, polislerimizi şehit eden kahpelerle dolu…

Ben hayır diyorum. Çünkü benim meselem yol, hastane, köprü değildir. Benim meselem, yolun, hastanenin, köprünün inşa edileceği vatan topraklarının muhafaza edilmesidir. Başkanlık sistemine inanmıyorum. “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.” ilkesini savunuyor, yeni anayasanın Sevr’in bir aşaması olduğuna inanıyorum. Siz, “Ama odun verdi, kömür verdi.” diyorsunuz.

Vicdanınızı odunlaşmış, yüzünüzü de kömür karasına bulaşmış sayabilirsiniz. Midenizde makarna varsa, hayat size güzel… Vatan bizim tasamızdır; uğrunda bedel ödemeyi de, çile çekmeyi de, her şeyimizi kaybemeyi de şeref sayar, mutluluk biliriz.

O kadar.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone