Örnek Bir Türk Zengini: Nuri Demirağ – İsa Karaca

ZENGİN

 

Tarihimiz hayatını millet ve memleket hizmetine adamış büyük insanlarla doludur, Nuri Demirağ da şüphesiz bu büyük insanlardan biridir. Hayatını iş yaparak, eserler ortaya koyarak yaşamıştır. Boş durmaktan hiçbir zaman haz duymamış, “başkaları yapsın da ben arkasından gideyim” yanılgısına kapılmamıştır; daima ufukların ötesini görerek öncü olmaya çalışmış birisidir Nuri Demirağ. Hayata atılıp büyük işler başardığı tarihlerde Türk kanı taşıyan kimselerin iş hayatında mevki işgal etmeleri ender görülen bir durumdu. Meşrutiyet yıllarında ve müteakip devirlerde açılmakta olan yerli bankalarda Türk memur bulmak bile kolay değildi.

Mühürdarzade Nuri, 1886 yılında Divriği’de dünyaya geldiğinde kaderinin kendisini nerelere götüreceğini bilemezdi. Türklerin Anadolu’yu yurt edinme sürecinde ilk yerleştikleri topraklardan olan Divriği; kadim tarihi, sanat ve mimari eserleriyle Nuri Bey’in içinde doğduğu kültür iklimini oluşturmuştur. 1906 yılında Kangal Ziraat Bankasında başladığı memuriyet hayatına, 1911 yılında İstanbul’da Maliye Nezaretinde devam etmiştir. Mütareke devrinin vicdan sahibi bütün Türkleri kederlendirdiği o günlerden birinde, vazife dolayısıyla Rumların yoğun olarak yaşadığı o günkü adıyla Tatavla’ya giden Nuri Demirağ birkaç palikarya tarafından tahkir edilmişti. Devletin başına bir iş açılır endişesiyle sükûnetini muhafaza etmiş fakat memurları, palikaryalar tarafından hakaret gören bir hükümetin memurluğuna tahammül edemeyerek derhal istifa etmiştir.

Artık Nuri Demirağ iş hayatına girecek, geçimini kendi kudret ve zekâsıyla temin edecektir. Yalnızca 56 lira olan sermayesiyle sigara kâğıdı işine girmiştir. O tarihlerde sigara kâğıdı ticareti Yahudilerle, Rumların elindedir. Bunlarla ticaret sahasında boy ölçüşmek kolay değildi fakat Nuri Demirağ artık kararını vermişti. Nitekim o büyük bir azimle işine sarılmış ve az bir zamanda geçimini temin etmenin yanında, daha büyük işlere atılmak için iyi bir sermaye de elde etmişti. Nuri Bey, milli mücadele döneminde İstanbul’da sigara üretimi ve ticaretle uğraşırken bir yandan da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’ni yönetti.

Türk halkının manevi kuvvetinin azaldığı yıllarda, zafere ulaşılacağını telkin maksadıyla ürettiği sigara kâğıtlarına ‘’Türk Zaferi’’ adını verdi. Türk’üm demenin bile suç sayıldığı o yıllarda, böyle bir isimle sigara kâğıdı üretilmesine sinirlenen işgalci Yunan kuvvetleri Bursa, Biga ve daha birçok yerde ele geçirdikleri sandıklar dolusu sigara kâğıdını yakmıştır. Fakat Nuri Bey aynı yerlere sigara kâğıdı göndermekte gecikmemiştir.

Nuri Demirağ, devletin sigara kâğıdını tekelleştirmesiyle birlikte bu işte uzun süre kalmadı. O bilhassa memleketi imar sahasında kalkındırmak ve endüstrileştirmek istiyordu. Demirağ bu tarihlerde 40 yaşında idi. Onun durumunda olan insanların yapacağı en büyük feragati yaparak, kazandığı ve kazanacağı bütün malını milletine vakfetti. Kaleme aldığı vakıfname aynen şöyledir: “Mevcut ve ömrümün sonuna kadar mesaimden hâsıl olacak serveti şahsiyemden aile ve evlatlarımın orta halde maişetlerine kifayet edecek ve yavrularımın yüksek tahsil masraflarını temin eyliyecek miktar çıkarıldıktan sonra, hali hayatımda yapmıya muvaffak olamayacağım hayırlı müesseseler vücuda getirilmek ve idame ettirilmek şartı ile, serveti zatiyemi vakfettim.”

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında demiryollarını millileştirme politikası gereği daha önce Reji Jeneral isminde bir Fransız şirketine ihale edilen Samsun-Sivas demiryolu hattının inşasının Türk müteahhitlerine verilmesi kararlaştırılmıştı. Nuri Bey bu kararı duyunca hayatının en büyük heyecanını hissetti. Bu husustaki kesin kararını verir vermez tapu dairesinde mühendislik yapan küçük kardeşi Abdurrahman Naci’yi işinden alarak yanına getirdi ve ortağı yaptı. Demirağ kardeşler ilk etapta yapılacak olan Samsun-Sivas yolunun 7 kilometrelik kısmını 210.000 lira gibi az bir paraya taahhüt ettiler.

Samsun-Sivas hattı Nuri Bey’in imarcılık vasfında yepyeni bir çığır açmıştı. Maddi ihtirastan uzak ve sadece memleketi kalkındırma aşkı ile hareket etmesi rakipleri karşısında üstünlük sağlıyordu. Türkiye Cumhuriyetinin ilk demiryolu müteahhidi olan Nuri Bey, kardeşi ile birlikte çalışarak Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını içeren 1012 kilometrelik demiryolunu bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Çok dağlık ve kayalık arazide balyozlarla dağları delerek tünel açmak zorunda kalmalarına rağmen işlerini zamanında tamamladılar. Başarılarından ötürü 1934 yılında Atatürk kendisine ve kardeşi Abdurrahman Naci Bey’e Demirağ soyadını verdi.

Nuri Bey, demiryolu yapımı sürerken çeşitli büyük inşaat projelerine de başladı. Karabük Demir Çelik’i, İzmit Selüloz’u, Sivas Çimento ve Bursa Merinos tesislerini, Eceabat Havalimanı’nı, Haliç kenarında İstanbul Hal Binası’nı inşa etti.

Nuri Demirağ 1931 yılında Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak Boğaz Köprüsü projesinin de etütlerine başladı. 1934 yılında Amerika’nın en büyük çelik şirketi “Bethlehem Steel Company” ile anlaşarak üstünden tren yolu da geçen projesini tamamladı. Projeyi Salih Bozok Atatürk’e götürdü. Atatürk projeyi çok beğendi, hükümete yolladı. Dönemin Bayındırlık bakanı Ali Çetinkaya “Köprü boğazın güzelliğini bozar” diye projeyi reddetti. Demirağ “yap – işlet – devret” modeli ile sunduğu köprü projesinin reddi üzerine Bayındırlık Bakanlığı çıkışında; “Bu iş olacaktır. İstanbul buna muhtaçtır. Ben yapamazsam, evladıma bırakırım, o benim adıma yapar. Vasiyet edeceğim, köprünün üzerine ‘bu köprüden İnönü de, Çetinkaya da geçemez’ diye levha assın” der.

Nuri Demirağ hiçbir zaman köprüyü yapamadı. İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya’ya dair vasiyetini de yazmadı. Göremedi ama ilk Boğaz Köprüsü Japon Mühendisler tarafından 1973 yılında yapıldı. Gel görelim, o köprüden ne İnönü ne de Ali Çetinkaya geçti.

Bir millet tren yolu ve fabrika inşası ile acaba yeteri derecede kalkınabilir miydi? Nuri Demirağ gibi bir dava adamı, ileriyi görme yeteneği son derece kuvvetli olan bir idealist böyle bir şeyi kabul edemezdi. Daha 1932 yılında gözlerini Türk semalarına dikmiş ve orada Türk yapımı kartalların ucuşmadığını görerek yeni bir şevke ve gayret aşkına kapılmıştı. Bakınız o tarihlerde ne diyor: “Göklerine hâkim olamayan milletlerin akıbetinin felaket olacağına kat’iyyen kaniim. Göklerine hâkim olamayan milletler, yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkûmdur.”

 

 

Böyle bir umdenin sahibi elbette boş duramazdı. Şimdi de bir havacılık endüstrisi kurmak ve Türk milletini bu sahada da kendine yeter hale sokmak işini üzerine almış oldu. Her işinde planlı hareket eden Demirağ bu iş için 8 yıllık bir plan hazırlayarak harekete geçti. 17 Eylül 1936 günü Beşiktaş’ta etüt atölyesinin temelleri atıldı. Buna ek olarak Yeşilköy’de, ürettiği uçakları uçuracak bir alan ve pilot yetiştirecek bir pilot mektebi yaptı. Nuri Demirağ için hava savunma sanayi yatırımı, sadece kar gayesiyle atılmış bir adım olmaktan öte bir anlama sahipti. Havacılık onda bir tutku haline gelmişti. Bu sektörü bütünüyle kucaklamak ve bir anda dünyadaki seviyesinin üzerine çıkartmak için zamanla yarışa girmişti. Uçak sanayi yatırımına başladığı tarih, siyasi ve ekonomik şartları itibariyle dünyadaki emsallerine ulaşabilmek için en uygun zamandı. Uçak sanayi bütün dünyada adeta emekleme dönemindeydi. Alman ilim ve fen adamlarından istifade edilerek aradaki açık kapatılabilirdi.

İstanbul’da ilk fabrika ve hava alanını inşa ederken asıl yatırımını doğduğu yer olan Divriği’de düşünmekteydi. Divriği’yi 120 bin kişilik sanayi şehri olarak planlamakta, kentin etrafında maden köyleri projeleri yaptırmaktaydı. Divriği’ye 1937’de yaptırdığı ‘’Gök Ortaokulu’’ ile aynı zamanda kurmayı düşündüğü ‘’Gök Üniversitesi’’nin de temellerini attı. Buradan mezun olan gençler Yeşilköy’de kurduğu dershanelerde teknisyen ve Hava Okulu’nda pilot olarak eğitilirken, kabiliyetli gençlere yüksek tahsil yaptırmaktaydı. Hepsini birer çocuğu gibi sevdiği Gök Okulu öğrencilerine, altı şeyden sakınmalarını nasihat ediyordu: işretten, kumardan, iffetsizlikten, eğrilikten, tembellikten, zulmetmekten.

Nuri Demirağ 1938 yılında söylediği şu sözle uçak sanayisi alanındaki amacını gayet net bir şekilde açıklıyor: Vaktiyle ecdadımız yirmi bin, otuz bin atlı ile Macar ovalarını alt üst ederler… Büyük zaferlerini bu akıncılarla ihraz eylerlermiş… Bugünün akıncıları da tayyarelerdir. Acaba yirmi otuz bin Türk atlısıyla, tarihin en şanlı zaferlerini kazanmış olan Türk ordusunu kanatlandırmak mümkün değil mi? Mümkün, hem de çok mümkün”

1939 yılında Nuri Demirağ’ın teşvikiyle, Yüksek Mühendis Mektebi Makine şubesi bünyesinde, uçak mühendisi yetiştirilmek üzere tayyare şubesi kurulmuştur. Demirağ kendi oğullarını uçak mühendisi olarak yetiştirirken damatlarını da uçak mühendisleri arasından seçmiştir.

Demirağ, bir yandan da Türk Hava Kurumu için kendisine sipariş edilen 12 eğitim uçağı ve planör imalatına devam etmektedir. İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir. Selahattin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşerek şehit olur. Bu kazadan sonra THK siparişi iptal eder.

Nuri Demirağ, Türk Hava Kurumunun uçak siparişlerini iptal etmesi üzerine çalışmalarına ara vermez, hukuki mücadelesi devam ederken, saatte 325 km hız yapabilen, 1000 km mesafeye kadar gidebilen, 5000 fite kadar çıkabilen yerli yapım olan ve dünya standartlarının üzerinde olan Nu.D 38 yolcu uçağının tamamlandığını açıklar. Uçağın modeli Türk mühendisler tarafından çizilmiş, bütün aksamı Türk işçisinin emeğiyle ortaya getirilmiştir. Demirağ kabul görmeyen Nu D.38 model uçaklarının kabulü için sıkı bir hukuk mücadelesine girişmiş ama beklentisi hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Demirağ bu durumdan şaşkındır.

Kurulduğu günden beri 16 bin saat uçuşun yapıldığı, 290 pilotun yetiştiği Gök Okullarında hiçbir kaza meydana gelmemişti. Bilirkişi raporları da lehine olmasına rağmen, mahkeme kararları hep aleyhine neticelenmiştir. Ayrıca uçakların yurt dışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır.

 

Bu yüzden sipariş alamayan fabrika 1950’li yıllarda kapanır. Beşiktaş’ta üretilen uçakların uçuş deneme testleri ve Gök Okulu için yapılan pistler, hangarlar, üzerindeki bütün yapılı binalar o yıllarda dünyanın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeki bütün kurulu tesisler istimlak edildi. Bu havalimanı günümüzdeki Atatürk Havalimanı‘dır.

 

Nuri Demirağ, uçak sanayii alanındaki gelişmeleri kamuoyuna ve ilgililere anlatmayı ihmal etmemiştir. Bu konuda dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye iki açık mektup yazmıştır. Her iki mektupta da yaptığı işleri harfiyen özetlemiş, önerilerini dile getirmişti. Türk Hava Kurumuna 65 planörü teslim edişini, 12 eğitim uçağıyla ilgili tüm süreci belgeleriyle izah etmiş, yaptığı toplam masrafın bir buçuk milyon lira olduğunu ama asıl önemli olanın ülkemiz için hayati önem taşıyan savunma sanayiinin belkemiği uçak sanayiinde, zamanın değerlendirilmesi olduğuna dikkat çekmişti. Ne yazık ki Nuri Demirağ bu mektuplardan da olumlu bir netice alamadı.

Nuri Demirağ, THK aleyhine açtığı davasını kaybettikten sonra Türkiye’de adalet kavramının gelişmesi için tek partili yönetim anlayışının değiştirilerek çok partili düzenin getirilmesi gerektiğine inanmıştı. Bu düşünceyle siyasete atıldı. Nuri Demirağ, Cumhuriyet tarihinde üçüncü kez çok partili hayata geçişte (1945) ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve genel başkanlığını yaptı. Partinin amacı, yeryüzünde adaleti temsil etmiş milletimizin tarihini örnek alarak geleneklerin ışığında geleceği inşa etmek diye özetlenebilir.

MKP 1946’da belediye seçimlerinde, gene 1946 ve 1950’de genel seçimlere katıldıysa da bir varlık gösteremedi. Başkan Nuri Demirağ 1954 genel seçimlerine Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olarak katıldı ve Sivas’tan milletvekili seçildi. Demirağ’ın 1957’de ölümünden sonra belirgin bir siyasal etkinlikte bulunmayan MKP, son genel kurulunu toplamadığı için 28 Mayıs 1958’de kendiliğinden fesholdu.

Kısacası, öncü olarak yaptığı tüm işlerinde prensiplerinden taviz vermemiş, hayatı boyunca çizgisini korumuş, kendi tabiriyle “ ruhu idealist, dimağı realist” bir memleket aşığıydı Nuri Demirağ.

Memleketimizin ve milletimizin her alanda kalkınması için çaba gösteren, diğer bütün milletlerden ileri ve üstün olması için bütün mesaisini harcayan Türkçüler Nuri Demirağ’ın şu sözünü zihinlerinden bir an olsun çıkarmamalıdır:  “Türk; insan kudretinin yaratabileceği her faydalı şeyi memleket için düşünmeye, düşündüğünü yapmağa ve başarmağa kadirdir. Yapamamak ‘yapamadım, yapamam’ demek; benliğinden, varlığından geçtim… Aczi, zaafı kabul etti demektir.”

Kaynakça

  • Nuri Demirağ Kimdir?, Kenan Matbaası, Ziya Şakir“,1947
  • Nuri Demirağ Hayat ve Mücadeleleri, Nu.D Matbaası, Necmettin Deliorman“,1957
  • Nuri Demirağ: Türkiye’nin Havacılık Efsanesi, Ötüken Neşriyat, Dr.Fatih Dervişoğlu“,2007

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone