Osmanlı Ortalık Malı Değildir!

Resmi tarihlere göre 1299, Halil İnalcık başta olmak üzere bir kısım tarihçilere göre ise 1302 yılından, 1923’de Cumhuriyetin ilanıyla ‘tamamen’ ortadan kalkan sürede devletimizi idare eden aile Osman oğulları ailesidir.

Bu aile kendisini Oğuz Han’ın oğlu Gün Han’ın oğlu Kayı Han’a kadar bağlamakta, başka bir şecereyi kabul etmemektedir. Yani Timur gibi hem Cengiz hem Hz. Muhammed’in soyundan geldiğini değil, doğrudan Türk soyundan geldiğini kabul etmektedir.

Aşıkpaşaoğlu tarihinden ‘Osman Bey seçildi, 9 defa havaya attılar, indirip kımız içirdiler, posta oturttular’ yazar. Fatih, II. Bayezid, Yavuz Selim gibileri Uygurca metinleri saraya getirtip incelemişlerdir. Orhan Gazi, Geyikli Baba namıyla bilinen bir Türk dervişine Bursa’daki Uludağ’ı hediye etmiştir.

Osmanlı saray cephanesindeki bütün malzemelerin üzerine Kayı tamgası vurulmuştur. At konusunda özel ehemmiyet verilmiş, bu işle uğraşan aşiretlere At Çeken aşireti denilmiş, bir kısım vergilerden muaf tutulmuşlardır.

Türk-İslam devletleri arasında resmi dili Türkçe olan tek devlet Osmanlıdır. Osmanlıya kadar gelen Türk-İslam devletlerinde ordu Türkçeyi korumuş fakat Osmanlı’da bu durum saray tarafından da ele alınmıştır. Önemli eserlerin birçoğu asıl dilinden Türkçeye çevirtilmiş, bu çevirilerin anlaşılır olmasına dikkat edilmiştir.

Osmanlı bürokrasisi içinde yükselmenin birinci şartı olarak Türkçe bilmek gelir. Yani Türkçe bilmeyen bir kimse devlete memur olamamaktadır. Kanun-i Esasi’ye bile bu madde girmiş, Araplar itiraz etmiş, dönemin paşaları taviz vermemiş ve ‘Gidin öğrenin’ mealinde bir cevap vermiştir.

Macaristan’daki ihtilal hareketleri sonucu yurdunu terk edip Osmanlıya sığınan bir kısım Macarlar sayesinde eski Türk tarihine ilgi artmış, Sultan II. Abdülhamid, Karakeçeli aşiretine mensup 40 genci kendisine muhafız olarak seçmiştir. Bu gelenek İslam öncesi Türk tarihinde Kağan’ın kuzenlerinden oluşan Börü timinin Osmanlı’da tezahürüdür.

Sadece Osmanlı kendisi için değil, bütün düşmanları da Osmanlı için ‘Türk’ tabirini kullanmışlardır. Bu durum Selçuklu için de geçerlidir. Üstelik bu Türk kelimesini doğrudan ırk tabiri olarak kullanmışlardır.  İçerideki azınlıklar da Osman oğullarının Türk olduğunu biliyor, dağılma döneminde Osmanlı’ya değil, Türklere isyan ediyoruz demişlerdi.

Yani bir takım etnik sorunluların iddia ettiği gibi Osmanlı ortalık malı değildir. Orta doğuda huzurun reçetesi, Türkiye Cumhuriyeti’ne model, tekrar kurulması her şeyin düzelmesi hiç değildir.

Osmanlı buz gibi Türk devletidir.

3. sınıf Türkçüler gibi, ‘Ama Türklere eşek demişler, Türklere zulmetmişler, adam yerine koymamışlar, Alevileri katletmişler’ gibi saçma sapan argümanlara inanmayın. Bunları daha önce de birer vesile ile yazdık, açın okuyun.

Devletin İmparatorluk derecesinde büyümüş olması, Cizreli bir manyağın o devletin ‘toparlayıcı, birleştirici’ özelliklerinden dolayı bağlanmasına mazeret değildir. Osmanlı Sultanlarının bir kısmının Cizre denilen yerden haberi bile olmadığına eminim.

Velhasıl, Son imparatorluğumuz, ‘Hepimiz Osmanlıyız’ adı altında pazarlanacak Mevlâna Tekkesi hiç değildir. O devlet Türk devletidir. Türklüğe hizmet etmiştir. Bugün onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanamayanlar, kabullenemeyenler, hizmet etmeyenler Osmanlı çığırtkanlığı yapıyorlar.

Çünkü Türkler Osmanlı’yı sevip sayıyorlar ve saflar. Bu sebeplerden bu tarz şahısların etrafına toplanıp onların gizli maksatlarına farkında olarak veya olmayarak hizmet ediyorlar.

Son kez söylüyorum, Osmanlı ortalık malı değildir.

Beğenmeyen, rahatsız olan kendine başka yurt bulsun.

Kapı orada!

Osmanlı da bizim, Cumhuriyette bizim! İşte o kadar!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone