Osmanlı’nın Son Dönemine Göre Trump Siyaseti

YusufDuzgoren

İlber Ortaylı’nın ifadesiyle “İmparatorluğun en uzun yılı” olarak adlandırılan 19.yy’ın bilhassa ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti artık batılıların gözünde “hasta adam” olarak görülmekte ve bakıma muhtaç, yönlendirilebilir bir devlet olarak kabul edilmekteydi.

İki kutuplu dünyanın en güçlü iki devleti olan Rusya ve İngiltere zaman zaman kendi çıkarları için Osmanlı Devletine yönelik çeşitli politikalar belirlemişler ve bu politikaları yine kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükmüşlerdir.

Bu konuyla ilgili söylenecek çok söz olmasına rağmen, biz konumuzla ilgisi olan bölüme odaklanacağız.

Bugün ABD tarihinin en radikal başkan adaylarından biri olan Donald Trump hiç beklenmedik bir şekilde başkan olarak seçildi. Onun bu zaferi de pek çok kaygıyı ve acabayı beraberinde getirdi.

Amerika uzun vadeli planları olan, beklenmedik bir durum olmadığı takdirde hükümete göre politika değiştirmeyen bir devlet olmasına rağmen bu görüşte bir şahsın başkan seçilmesi bazı şeylerin değişmeye başlayacağını göstermektedir.

Biz işin kendimizle olan kısmını ele almalıyız ve ABD ile dış politikamızı, ilişkilerimizi olaylar gelişmeden evvel belirlemeliyiz. Bunun içinde 19.yy Osmanlı-İngiltere ilişkilerinin incelenmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

19.yy’ın ikinci yarısından itibaren İngiltere dünyanın en güçlü devletiydi. Güneş batmayan imparatorluğun bu dönemine damgasını vurmuş iki tarihi şahsiyet vardı. Bunlar; Benjamin Disraeli ve William Ewart Gladstone‘du.

Disraeli “Doğu Sorunu” olarak nitelediği Osmanlı Devleti’nin durumunu kendisinden sonra gelenlere göre farklı yorumlamıştı. Genç yaşında Türk topraklarına seyahat etmiş, Türklere karşı muhabbet beslemiş ve Milos Kovic tarafından kendisi bir “Turkophile” yani “Türk yanlısı” olarak tanımlanmıştır.

Disraeli başbakanlığı dönemi boyunca Rusya’nın yayılımcı politikasına ve Boğazların kontrolünü ele geçirip Akdeniz’e inme isteğine karşı sürekli olarak Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü savunmuş bir devlet adamıydı.

Onun çağdaşı olan Gladstone ise İngiliz parlamentosunda Liberallerin başkanı olarak Disraeli’nin ciddi bir rakibiydi. Zamanla yıpratıcı muhalefeti sonuç vermiş ve 1868’den itibaren 1894’e kadar bir kaç kez başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Gladstone, Disraeli’nin aksine aşırı bir Türk düşmanıydı. 1876 yılında Bulgar Dehşeti ve Doğu Sorunu adında 64 sayfalık bir broşür yazmış ve bu broşürde Türk milleti için “İnsanlığın dev bir insanlık dışı örneği.” gibi sözler ederek adeta Türklere olan nefretini kusmuştur.

Disraeli’den sonra başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz Osmanlı’ya karşı başlatılan isyanların tümünü desteklemiş hatta Ruslarla iş birliği yaparak Osmanlı’nın paylaşılması gerektiğini savunmuştur.

Gladstone’dan sonra İngiltere artık Osmanlı’nın hayatta kalmasını “Taşıma suyuyla değirmen dönmez.” olarak nitelemiş ve 1908 Reval Görüşmeleri’nden itibaren Osmanlı topraklarını kendi çıkarlarına uygun olarak diğer büyük devletlere de pay verecek şekilde paylaşma planları yapmaya başlamıştır. Nitekim, Mondros ve sonrasında Sevr anlaşmaları Gladstone ile başlayan bu sürece son şeklini vermiştir.

Bugün Trump huy, davranış, yaklaşım, zihniyet itibariyle Gladstone’u andırmaktadır. Dağılma sürecinde olan Avrupa’yı adeta kale almayan, Rusya ile iyi ilişkiler kurmayı hedefleyen, yayılmacı Amerikan emperyalizminin önünde köstek olmaması için tehdit unsurları ile ilişkileri düzeltmeyi amaçlayan bir Amerika başkanı elbet dünyadaki diğer güç odağı olan doğu bloğu ülkelerinden Çin ve Rusya ile iyi ilişkiler kuracaktır. Bu durumun ciddiyetini Rusya’nın Trump’ın beklenmedik zaferini kutlamasından ve Trump’ın Rusya ile ilgili sözlerinden anlayabiliyoruz.

Bu durum 1939’dan bu yana rüzgarın yönüne göre bir Rusya limanına, bir Amerika limanına sığınan devletimiz için hiç de iyi olmayacaktır. Bununla ilgili güçlü ve hatasız bir dış politika belirlenmelidir. Bunun için de Osmanlı Devleti’nin yaptığı hatalar, Gladstone siyaseti ve yaşanan olaylar iyi değerlendirilmeli, sağlıklı analiz edilmelidir.

Hep söylediğim gibi tarih geleceği belirlemede bir laboratuvar olarak kullanılmalı, tecrübeler tekrar tecrübe edilmeden dersler çıkarılmalı ve bazı tutumlar bu derslere göre belirlenmeli.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone