“Özündü Ayamaysın”

İnsan hafızası sanıldığı kadar güvenilir bir yapıya sahip değildir. Bilim adamlarının araştırmasına göre, hafıza, yaygın düşüncenin aksine kayıttan okumaz; anıların her bir parçası “yeniden yaratma” yoluyla bir araya gelir. Bu yeniden yaratma nedeniyle doğal olarak yanılma payı da yüksek olmaktadır. İnsan zaman geçtikçe hatıralarının birçoğunu süreç içerisinde unutabilir veya yanlış hatırlayabilir.

Toplum hafızası için de aynı durum geçerlidir. Tarihle ilgili meselelerdeki pek çok önyargı ve yanılgıların elbette birçok nedeni vardır. Coğrafya bilmeyen, hele hele Türk dünyasının coğrafyasından habersiz kimseler için Deşt-i Kıpçak, Rusya ve İskandinavya dil-kültür ilişkileri tuhaf görünebilir. Örneğin, Çuvaş Türkçesinde “hot” kelimesiyle İngilizcedeki “hot” kelimesinin sadece sesteş olmayıp “ateş” ve “ısıtma” anlamlarına geliyor olması; Türklerdeki “alp” tipiyle İskandinav mitolojisindeki “elfr” tipinin birbirine çok benziyor olması; hatta gerçekten de aşağı yukarı 1000’li yılların başlarında yazılı kayda alınan İskandinav sagalarında Odin’in geldiği yer olarak Doğu Avrupa / Deşt-i Kıpçak bozkırlarının işaret edilmesi ve buraya da “Turkland” denilmesi birçok insan için hayret verici, dahası imkansız şeylerdir. Nihayetinde bunları doğal görmek için coğrafya bilmek yeterli olacaktır. Ne var ki insan hafızası zamanla coğrafyayı da unutturuyor.

Resmi tarih yazıcılığı yarım yamalak okumuşların algısında modern bir kavram gibi durmaktadır. Oysa ki tarih itibariyle çok eskilere dayanır. Tarihin bilinçli olarak tahrif edilmesi, gerçeklerin değiştirilmesi veya yok edilmesi, birçok milletin başvurduğu ya da maruz kaldığı bir durumdur.

Lütfen aklınıza Türk dünyasını getirin. Her milletin resmi tarih yazıcılığı olduğunu, Türk devletinin resmi tarih yoluyla bir şeyleri değiştirdiğini, gizlediğini söyleyenlerin resmi tarihe dair bu tanımını da unutmayın. Şöyle bir düşünün: Çin’de yaşayan çok sayıda Türk soylu var. Rusya’da, İran’da yaşayan birçok Türk soylu var. Bunların haricinde, Türklerin artık olmadığı ya da az sayıda bulunduğu coğrafyalar vardır: Hindistan, Yunanistan, Balkan coğrafyası ve diğer ülkeler. Bunların resmi tarih yazıcılığı Türk tarihinin aydınlanmasının önüne geçiyor mu? Mutlaka geçiyor. Bir şeyler eksik, yarım, mantıksız kalıyor. Bize düşense özellikle diplomatik kanalların kuracağı sağlam ilişkiler yoluyla bu ülkelerin Türkoloji ve tarih dünyasını araştırmak, incelemektir. Mesela Rusya, Bulgaristan, Yunanistan ve Makedonya, Kiril kardeşler olarak tanınan Konstantin ve Metodiy ikilisiyle ilgili bazı tartışmalar içerisindedir. Bu tartışmanın ne olduğu ve Türkoloji bilimine nasıl bağlandığından haberdar mıyız? Bu konuda da önümüzdeki günlerde yazacağım.

Bu yazıda temas etmek istediğim esas nokta, toplum hafızasının tarihi hatırlarken göz önünde bulundurmadığı unsurlardan kaynaklı yanılgılara bir örnek vermektir.

Raziye Begüm Sultan, Hindistan’daki Delhi Türk Sultanlığına hükümdarlık yapmış Türk kadınıdır. Babası İltutmuş Kağan’dır. 13.yy’da yaşamış, 1236-1240 yılları arasında hüküm sürmüştür. Sonunda fanatik bir Hindu tarafından şehit edildiği bilinmektedir.

Emir Timur evladından Babür Şah (Asıl adı Zahirüddin Muhammed), 1483-1530 yılları arasında yaşamıştır. Türkistan’da, bugün Özbekistan’da kalan Andican’da doğduğu bilinmektedir. Bu Türk hükümdarıyla ilgili şu noktaya da dikkat çekmek isterim: Hüküm sürdüğü coğrafyada yaşının küçük olmasına rağmen taht mücadelesi veren, korkusuz olduğu için “Babür” unvanı alan bu Türk, tahtını kaybedince gidip Hindistan’da devlet kuruyor. Öyle kuytuda köşede bir hükümdarlık değildir bu… Hindistan’da Farsları, Hintlileri, sayıca üstün orduları mağlup etmiştir. Savaştığı hükümdara Türklerin savaş meziyetlerini hatırlatacak kadar da Türklüğünün bilincinde bir adamdır.

Şimdi ister geçmiş zamana ait olsun, ister bugüne ait olsun, Babür Şah’ın ve Raziye Begüm Sultan’ın çeşitli resimlerini ve bir filmden alıntı görüntüyü inceleyelim:

 

Raziye Begüm Sultan ile ilgili filmden alıntılanmış görüntüye dikkat ediniz. Filmin adını, konusu bilmiyor olduğunuzu düşünün. Türk olduğu aklınızdan geçer miydi? Aşağıdaki görüntü daha eski bir filmden alıntılanmıştır:

Emir Timur’un da Avrupalılar tarafından çizilmiş ilginç ve alakasız tasvirleri vardır. Daha birçok ismi sayabiliriz, yalınlık adına bu konuyu bu kadarla bırakıp geçiyorum.

Bir kimsenin, hele ki hükümdarlık mevkisinde bulunan bir kimsenin, hüküm sürdüğü ülkenin halkıyla aynı etnik kökeni paylaşmıyor olması, onun tebaasının kültürüne uygun kıyafetler giymesini, hatta onların diline hakim olmasını engellemez. Hatta duruma göre zorunlu bir hale getirebilir. Ya bu Babür ve Raziye Begüm tasvirlerindeki insanların yüzleri?

Sonuç olarak şunu söylemeye çalışıyorum: Bir coğrafyanın tarihteki veya modern zamanlardaki etnik durumu ve taşıdığı ad, şüphe yok ki tarihi toplum hafızasında yeniden yaratmada büyük yanılgılara sebep olmaktadır. Babür, Hindistan’da doğmuş değildir. Atası tarafından Timurlu, anası tarafından Cengizli soyuna mensup olduğu bilinmektedir. Bu tasvirler ise Hindistan’da doğmuş, Türklükle pek alakası ait olmayan insanlara ait olabilir.

İşte bu da toplum hafızasının ilginç bir özelliğidir. Coğrafya ve tarih ayrı ayrı değerlendirilebilir mi? Şüphesiz ki tarihteki olayların cereyan ettiği bir coğrafya vardır. Her coğrafyanın da bir geçmişi vardır. Dikkatli bakan gözlere, okuduğu da gördüğü de çok şey anlatır. Yeter ki biraz mantık işletilsin.

Bizim toplumumuzun hafızasına dair ilginç bir özellik daha: Hindistan’daki Türk’ü Hintli gibi hatırlayan Türkiye Türkleri, aynı durumu Heredot’u hayal ederken yapmamaktadır. Var mı aranızda Heredot’u çekik gözlü, Türkçe konuşan, kopuz çalan, kımız içen, at üstünde geriye doğru ok atan biri gibi hayal eden? Gerçi Ertuğrul Gazi’yi Engin Altan Düzyatan olarak hatırladığımızı düşününce bu sorunun biraz anlamsız kaldığını hissettim.

Hafızamız mı güçlü? Birisi hafızamıza müdahale mi ediyor?

Ne yazık ki benim görüşüm hafızamıza müdahale edildiği yönündedir. Nasıl olmasın ki? Ortaçağda çoğu Avrupa ülkesinin, bilhassa Vatikan’ın resmi tarih tezine göre biz Türkler Truvalıların torunlarıyız. Atamızın adı da Kral Turkus’tur. Evet, Batı hem kendi geçmişine kendisi haricinde bir kitlenin müdahale etmesine müsaade etmiyor hem de bizim hafızamıza da müdahale ediyor. Bu bir komplo teorisi ya da basit bir “Amarığa” teorisi değildir. Karen Fogg’un deşifre olan maillerini hatırlayınız.

Tarih bazen bunaltıcı bir yapboza dönüşebilmektedir. Mantıklı ve doğru parçaları uygun yerlere yerleştirmek için akıl ve bilinç gerekmektedir. Bizim tarihimizin yapbozu mu? Bizim tarihimizi Babür’ün, Raziye Begüm’ün, Timur’un veya Kaşgarlı Mahmut’un tasvirleri gibi düşününüz. Önünüze konulan bir yapbozla Türk yapmak isterseniz de malzeme buna pek müsaade etmiyor.

Neden ilerlemiyoruz?

Çünkü arkamızdan emin değiliz. Arkasından emin olmayan emin adımlarla ilerleyemez.

Nasıl çözeriz?

Bilim adamlarını insan hafızasının nasıl çalıştığına dair ezberleri bozmaya iten nedenlerden biri, taze gerçekleşmiş birtakım olaylarda bile tanık veya mağdur ifadelerinin yüksek oranlarda yanlış çıkması olmuştur. Böylece insanın hatırladıklarına dair yanılgıların nedeni anlaşılmıştır.

Çözüm ise çok basit ve zekice olmuştur: Her tanık ifadesi mümkün mertebe dellilendirilmelidir.

Deliller çok açık ve nettir. Ne var ki bizim topraklarımızda ezberi veya yanlış bilgiyi yaymak, doğruyu ve sorgulanmış bilgiyi yaymaktan çok daha kolaydır.

Şu dünyada gezdiğiniz, gördüğünüz ne kadar yer varsa ona dikkatle bakın. Oradan en az bir Türk’ün fırtına estirerek geçip gitmiş olduğunu, şimdi ise yerinde yeller estiğini hissetmeniz asla gecikmez. Yeter ki hatırlarken doğru parçaları doğru yerlere koyun.

Bir Türk ozanının serzenişini işitiyoruz: “Ayamaysın, ayamaysın / Özündü ayamaysın”. (Korumazsın, korumazsın / Özünü korumazsın.)

Saygılar.

Not:

Raziye Begüm Sultan filmlerinden birine ait olan ikinci fotoğrafı, Nuray (Bilgili) Hoca’nın alıntıladım. Babür tasvirlerinden birini

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone