Parası Olana Devlet

KemalOnalir

Sonradan görmeler, bir fırsat ortamından faydalanıp zengin olan insanlardır. Çalışmak, uğraşmak, emek vermek gibi şeyler onlar için kelimelerden ibarettir. Krizleri fırsata çevirmekte üzerlerine yoktur. Kendi evlerini aldıkları an da sınıf atlamış sayılır, burunlarını havaya dikerler.

Bunların dünya görüşleri, hayat felsefeleri, iradeleri, ahlaki değerleri yoktur. Sonradan buldukları paralarını kaybetmek fikri haricinde korku duyguları yok olmuştur.

Ceplerinde 3-5 kuruş olduğu için her şeyi elde edebileceklerini, tüm kuralların üzerinde olduklarını düşünürler.

Bunların haberlere düşen hareketleri saymakla bitmez. Bir iki örnek verip sonuca geleceğim.

Garipoğlu ailesinin bir oğlu bir cinayet işledi. Münevver Karabulut adındaki kızı katledip bir süre kaçtı. Kamuoyu oluşunca bir şekilde ele geçirilen Cem Garipoğlu tutuklandı, cezaevinde de öldü. Olayın ‘sonradan görmelik’ olan kısmı, Cem Garipoğlu’nun anne ve babasının üzerinde kan lekeleri bulunmasına rağmen serbest bırakılmalarıydı. Ayrıca oğullarının aylarca kaçmasına yardım edip bir suç daha işlemişlerdi. İkisi de mutlu mesut yaşıyorlar.

Konya’da, emekli astsubay Orhan Özdemir’e çarpan BMW marka araç, Özdemir’in ölümüne sebep olmuştu. Aracı kullanan Mehmet Ali Y. İsimli şahıs önce tutuklandı, ardından serbest bırakıldı. İşin daha ilginç yanı bir süre sonra Özdemir ailesine bir mahkeme tutanağı yollandı. Orhan Özdemir’in ‘araca verdiği hasarın’ ödenmesini talep ediyorlardı.

Son olay hepimizin malumu olan yönetmen Sinan Çetin’in polis memuruna çarpıp şehit olmasına sebep olan oğlu Rüzgâr Çetin’in olayıydı. Kamera kayıtlarıyla suçlu olduğu ispatlandığı halde aileye ödenen ‘kan parası’ yüzünden, şikâyet geri çekilmiş ve serbest kalmıştı.

Bu kan parası işi Münevver Karabulut’un olayında da gündeme gelmiş, babası canlı yayında hiç utanmadan ‘kan parası’ talep etmişti.

Bu ve benzeri uygulamaların açıklaması şudur; ‘Paran ve ismin varsa istediğin suçu işleyebilir ceza almazsın. Şayet fakirsen, bu ilk guruptan birinin gelip seni öldürmesini bekleyeceksin ki geride kalanlara faydan olsun.’

Böyle adalet sitemi işletilirse daha çok zengin züppesi adam öldürür, daha çok fakir canlı yayında para dilenir.

Diğer bir örnek sağlık sektöründen verelim.

Bugün yaşadığım bir olay üzerinden sektörü anlatmaya çalışacağım. Elden ayaktan düşmedikten veya hastalığın verdiği ıstırap dayanılmaz olmadıktan sonra hastahaneye gitmeyen birisiyim. Fakat son birkaç günden beri artık gitmek gerektiğine karar verip gerekli işlemleri yaptım.

Artık internet üzerinden randevu alınarak doktora gidiliyormuş. Dün gece öğrendim ve ne yalan söyleyeyim mutlu oldum. Sistem üzerinden kaydımı yapıp randevu saatinden 20 dakika önce doktorun kapısında beklemeye başladım. İnternet kaydının sonunda 15 dakika önceden bulunmamız isteniyordu.

İçeriye girdim, doktorun yanındaki sekreter hanım ‘sabah erken gelip kayıt yaptırmam gerektiğini’ söyledi. Seçtiğim doktorun en erken randevu saati olan 14:10 saatine randevu aldığım halde neden böyle bir şey istediklerini anlamadım.

Durumu izah etmeye çalışınca anlam veremediğim bir şekilde bağırıp çağırmaya başlayınca ortam biraz gerildi. Velhasıl ben bırakın tedaviyi, muayene bile olamadan oradan ayrılmak zorunda kaldım.

Üniversitenin ikinci sınıfındayken midemden hastalanmış, bütün gece uyuyamamış, sabahın 8’inde hastahane kapısına dayanmıştım. Aylardan Mart ayı idi. Dâhiliye bölümü ‘eylül’ ayına sıra vermişti. ‘Midemize baktıramadık bari gelmişken ayağımdaki yarayı göstereyim’ diyerek Cildiye bölümüne geçtim ama onlarda ‘kasım’ ayına sıra verince yapacak bir şey kalmadı, evime döndüm.

Memlekete bulunduğum bir zaman annemin ilaçlarını almak için eczaneye her gittiğimde ‘muayene ücreti’ adı altında defalarca kez para ödedim.

Bunlar yaşadığımız sıkıntılar. Birçoğunuz yaşamıştır, yaşayacaktır. Gelelim hükümetin dediklerine; ‘İlaç kuyrukları bitti, ilaçlar ücretsiz oldu’, ‘Bütün hastahaneler ücretsiz, özel/devlet fark etmiyor’, ‘Bıçak parası, yatak parası işi bitti’ ve buna benzer şeyler.

Kendileri Emine Hanım’ın veya Tarikat şeyhlerinin hastahanelerini kullandıkları için farkında değiller herhalde ama vatandaş bu saydıklarımın hepsi için para ödüyor. Sıra bekliyor, yatak, bıçak ne ad altında istenirse onun ücretini kredi kartına taksitliyor.

Son olarak eğitimden bahsedelim.

‘Dershaneleri kapattık’ dediler fakat bütün dershaneler ‘Temel Lise’ adı altında çalışmaya devam etti. ‘Her ile üniversite açtık’ dediler, onların açtığından daha fazla özel üniversite açıldı. Bir şehirde 10 tane üniversite olabiliyor.

Zenginin çocuğu önce temel liseye gidiyor. Beyinsiz olduğu halde nasıl oluyorsa tüm dersleri geçiyor ve üniversite sınavına giriyor. Yine beyinsiz olduğu için bu sınavdan sıfır çekip baraj altında kalıyor. Buna rağmen ‘Sınavsız Üniversite’ başlığıyla reklam yapan kurumlardan birinde parasını verip okumaya başlıyor. Mezun oluyor ve iş hayatına giriyor. Haliyle patron oluyor.

Fakirin çocuğu köyünde ilkokul varsa okuyor, eğer başarılı ise kaymakam bey vasıta oluyor (bu olay da nadiren yaşanıyor) ilçedeki liseye devam ediyor. Orada başarılı olup üniversite kazansa bile ailesi fakir olduğu için okuyamıyor.

Özetle; bu devlet, parası olana devlettir. Paran varsa adalet, sağlık, eğitim gibi hakların olur. Bunlar senin istediğin doğrultuda şekillenir. Paran yoksa ölünü gömecek yer bile vermezler.

Bunun adına ‘kapitalizm’ denir. Kapitalizm; ABD’nin uyguladığı ekonomik modeldir. Bu ekonomik modelin en önemli vasıtası ise demokrasidir. Çünkü size 1 oy hakkı verilir ve seçtiğiniz kimselerin sizin bu sıkıntılarınızı çözeceğine inanmanız istenir. Fakat esas olan düzenin, yani sömürünün devam etmesidir.

Bu sömürü düzenine karşı çıkana ise Türkçü denir. Daha önce Tolunoğlu Ahmet Bey’in Mısır’da kurduğu hastahaneyi yazmıştım. Orhun Abideleri’ni hepimiz okumuşuzdur. Bu gelenekten gelen, dünya görüşünü buna göre şekillendiren adamlar bu sistemin tuzağına düşmezler.

Geri kalanlara ‘hayırlı demokrasiler’.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone