Partizanlık Terörizmdir

YusufhanGuzelsoy

Bu milletin kendine gelememesi için başına sarılan terör belası, sadece dağa çıkan üç beş maymunun attığı pusudan, pezevenklik yapıp sattığı kadından ibaret değildir. Bu tarz terörden başka gıda terörü, biyolojik terör ve ülkü vitaminin yoksunluğundan kaynaklanan partizanlık terörü vardır. Nasıl ki silahlı terör şehir yapılarına zarar veriyorsa, partizanlık terörü de bilinç yapılarına zarar verir. Partizanlık bir başka anlamda bilinç terörüdür.

Bilinç teröristlerinin hedefi, ülküsüz ve milliyetsiz bir toplum meydana getirmektir. Bunu sağladıktan sonra aynı ırkın evlatlarını birbirine düşürmektir. Bozkurt’un siyasi bir simge olarak propaganda edilmesi; ırkçılığın haram olduğunu söyleyenlerin aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine düşürmesi, bu amaca hizmet eden saldırılardandır.

Partizanlar için partilerin menfaati milletin menfaatinden daima önde gelmektedir. Onlar için millet sevgisi yoktur, ırk bilinci yoktur, tarih bilinci yoktur. Milletten kopmuş ve kendine bambaşka bir kainat kurarak onun da başına “kainat imamı” diye sapık bir soytarıyı getirmiş cemaat bunun bir örneğidir. Siyasi rant uğruna ırkını alaya alarak oy toplamaya çalışan partiler ve Fatih-Atatürk, Timur-Beyazıt, Yavuz-Şah İsmail isimleri üzerinden toplumu kutuplaştırmaya çalışan sözde tarihçiler de diğer örneğidir.

Parti, kelime anlamı itibariyle “bölüm”, “kısım”, “bölünmüş”, “parça” anlamlarına gelir. Türkiye ve Türk dünyasında adam başına bir parti düşecek duruma geliniyor. Mesela Türkiye’de “Osmanlı Partisi” adıyla 91. parça da koparıldı. Partinin hedefi de “büyük Türkiye” olarak açıklandı. Büyük Türkiye’yi şarlatanlar mı kuracaktır?

Devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Kimliği itibariyle devlet, Türk devleti; millet, Türk milleti; vatan da Türk vatanıdır. Milletin büyük bölümü de İslam dinine mensup Türklerden meydana gelmektedir. Siyasi partiler ise bu değerler içinden millete “Seç birini!” demektedir. Cumhuriyetçi isen A partisine, Türk milliyetçisi isen B partisine, dindar isen (Dinci değil!) C partisine oy vermek zorundasın. Çünkü ülküsüzlük bunu gerektirir. Çünkü bölünmüş Türkiye hayalini kuranların işini bölünmüş millet kolaylaştırır.

Partizanlık hastalığına ve doğuracağı zararlara dair size çok basit bir örnek vereyim.

Genç Atsızlara ait olan “Türk” adında bir Facebook sayfası vardı. Bu sanal ortamda yayın yapan sayfaya bile tahammül edilemedi. Çünkü sayfanın çizgisi gündelik siyasi kavgadan çok uzaktaydı. Türkiye’nin, Türk dünyasının ve genel anlamda da dünyanın esas sorunları üzerine paylaşım yapılmakta, sayfaya üye olanlarla siyasi parti gözetmeden Türklük noktasında, Türk ülküsü kapsamında fikir alışverişinde bulunulmaktaydı. Ayrıca sayfada Türk tarihi ve kültürüyle, diliyle ve edebiyatıyla alakalı bilgilendirici paylaşımlar yapılmaktaydı. Siyasi parti menfaati gözetilmediği için, her partiden insanın buluştuğu, kendi partisini eleştirebildiği; Türkçülüğün de bugün önemli ölçüde aşmış olduğu “Allah-Tanrı”, “Müslüman-Şaman” gibi konuları gündeme getiren ve kısa zamanda 65.000 kişiye ulaşan Genç Atsızların “Türk” sayfası, siyasi partilerin etkin görevlilerince kapattırıldı.

Bir şarlatan, tekrar açılan sayfaya şu yorumu yaptı: “Partimiz çizgisinde devam etmediğiniz için sayfanız A Partisi Facebook İl Yönetimi tarafından kapatıldı.” Bu yorumu yapan şarlatan, milyonluk Atatürk sayfasında “Türk” sayfasını “PKK ele geçirdi.” yalanıyla şikayet ettirip sayfayı kapattırınca “PKK yapıyor!” dediği paylaşımları da çalmıştı.

Bu şarlatandan birkaç gün önce de başka bir partinin kadın kolları “Niçin liderimiz ekseninde paylaşım yapmıyorsunuz?” diyerek şikayette bulunmuştu.

Genç Atsızlar, davayı sanal ortamda sıkışmaktan çıkaran teşkilattır. Bu sayfanın kapatılması, bir barajın yıkılmasını ve Türkçülüğün yeniden coşkun bir ırmak gibi çağlamaya başlamasını sağladı. Partizanlar, dehşete düşüren gaflet seviyesinde Türkçülere saldırdılar; fakat her zaman olduğu gibi cevaplarını aldılar. Belki de ilk defa -bilmeden- Türk milletine bir faydaları dokundu.

Türkiye’de artık bir Türkçüye rast gelen hemen siyasi parti olmadan nasıl iktidara gelineceğini soruyor. Birincisi, iktidara gelmek marifet değildir. 30 milyon dolar bütçeniz varsa, sivil örümceğin ağına seve seve sarılmışsanız, içeride yabancı konsolosluklara verdiğiniz mesajlarla dış ülkelere selam çakmışsanız, makamınızda kukla olmaya hazırsanız iktidara gelmeniz çok kolaydır! İkincisi, mevcut iktidarlar dört yıllıktır. Türkçüler dört yıllık değil binlerce yıllık bir iktidara taliptir. Atasının mirası olan Türk devletini, Türk vatanını isteyen ve Türk milletine tavizsiz, koşulsuz sahip çıkmayı görev bilen Türkçüler, bu konuda rakip kabul edecek değiller. Seçimlere girip HDP ile eşit şartlarda mı yer alacağız? Abdülhamit devrindeki hainler gibi mecliste olmasını fırsat bilen ve Türklerden toprak koparmaya çalışan, çingenenin çalıp Kürdün oynadığı vekillerle eşit şartlarda olmayı kabul mu edeceğiz?

Siyasi iktidar, bir milletin belli bir kesimine maddi refah ve sağlık vadedebilir. Cinayet işleyenin işlediği cinayeti örtbas edebilir. Kendi yandaşlarına ihale verebilir. Terör örgütü mensuplarının kolundan tutup onlarla sahneye çıkabilir. Gönüllerde ve zihinlerde iktidara gelmeyi amaçlayan Türkçüler, her şeyden önce ahlaklı bir toplum vadeder. Şahsi ve milli terbiyesi sağlam bir toplum için çalışır. Dört yıllık değil dört bin yıllık politikalar oluşturmak ister. Yandaşın değil hak edenin ihale aldığı; masumu öldürenin paşa olduğu; terör örgütlerinin meclise kadar girdiği, eğitim alabildiği bir toplum, bir ülke, Türkçülerin iktidarında asla olamaz!

Türkçüler zihinlerde ve gönüllerde iktidara taliptir. Türkçü bilince sahip bir toplumda birleştirici güç olan ülkü olur, bölünme olmaz. Milli ahlak ve terbiye olur, milli şuursuzluk ve hayasızlık olmaz. Dilde yalan, ihalede fesat, memuriyette torpil olmaz. Marifet asgari ücreti arttırmak veya arttırmayı vadetmek değildir. Var mı bunları vermeye cesaret edebilecek bir parti?

Gerçek şu ki partileri iktidarda tutan şey kadrolaşmadır. Hak edenin memur olduğu değil, yandaşın görev aldığı devlet yapısı, siyasi partilerin geleceğinin garantisidir. Eleştirildiği zaman yüzsüzce “Ama diğer partiler de yaptı!” gibi söylemler içerisine girmek, siyasi partilerin karakteridir.

“Seçme ve seçilme hakkımız var.” diye düşünmeyin, beyler-hanımlar…

Önünüze aday olarak getirilenleri siz belirlemiyorsunuz. Mecliste çıkacak olan yasayı kimse size sormuyor. Seçim zamanı elinizi tutan, seçimden sonra elini öptürüyor. Milletvekili ve onun yedi sülalesi her yerde kabadayı gibi gezmeye başlıyor. Seçimden önce yedi cihana meydan okuyan siyasi, seçimden sonra yedi cihana taviz veren siyasiye dönüşüyor.

Seçilme hakkınız da yoktur. Ha cebinizde milyonlarca dolarınız varsa, o başka tabi…

Osmanlı zamanında ağalar vardı, paşalar vardı, zenginler vardı. Özellikle devletin duraklama devrinden itibaren esas iktidar bunlardı. Bunlar kimi isterse, o göreve gelirdi. Bunlar neyi tuttuysa, o tutulduğu yerden kopardı. Şimdi ağalar doğrudan meclise girmese de, kendi bölgesinden çıkacak vekili belirliyor. Paşalar askerlik yapmıyor, siyaset yapıyor. Zenginler için değişen tek şey “işadamı” sıfatını almak oldu. Onlar da meclise öyle giriyor. Değişen ne peki?  Düzen aynı, zihniyeti düzülen aynı… Ne değişti?

Ne zaman tam bağımsız oluruz?

Kurumlar bulunduğu makamı hak eden idealistlerce yönetildiği zaman; milli bilinç ve akabinde milli sanayi üretimi arttığı zaman; eğitim gerçek manada milli olduğu zaman; devleti idare eden devlet adamı, orduyu idare eden de asker olduğu zaman; kişi bireysel menfaatten sıyrılıp toplumcu anlayışı benimsediği zaman; Türk devleti ve Türk vatanı Türk töresince yönetildiği zaman; nihayetinde bütün bir millet bir ülkünün peşinden koştuğu zaman Türkiye de tam bağımsız olur!

Tüm ideallerimizin karşısında partizanlık vardır.

Tüm partizanlıkların karşısında Türkçüler olacaktır!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone