PKK Siyasette Nasıl Meşrulaşır?

Kurulup kapatılan ya da evrilip değiştirilen çok sayıda bölücü partiye rağmen PKK’nın siyasi anlamda meşrulaşması son 14 yılda olmuştur. DTP, BDP veya HDP’nin mecliste 200 vekille ancak yapmaya kalkışacağı bölücü hareketler, AKP iktidarı sayesinde 40-50 vekille de mümkün olabilmiştir. Kimisi mecliste bölünmez bütünlüğümüze saldırıp ihanet haritaları açmış, kimisi iyice palazlanıp Türklüğe dil uzatma cesaretini kendinde bulabilmiştir.

Teröristbaşının ailesi ve destekçilerinin İmralı’ya gitme hayaliyle yola çıktığı her yürüyüş, her ilde yedikleri dayak, uğradıkları linç ile son bulurdu. Nihayetinde daha iktidarının ilk yıllarından itibaren AKP Hükümeti tarafından teröristbaşı ve sözde sevenleri buluşup görüşme imkanı bulabilmiş, Öcalan haini kanaat önderi bir siyasetçi gibi AKP’ye nasihatler vermiştir. Dikkat edilirse açılım süreci bozulduktan sonra da İmralı canisinin ismi geri planda tutulmuş, TSK’nın çabaları sayesinde terörle mücadele sürdürülüp açılım süreci buzdolabında tutulabilmiştir. Yani caninin şahsına olumsuz bir ihtamda bulunulmamaya, düşman gösterilmemeye özen gösteriliyor.

O puştun hayat standartları AB için, ABD için çok önemli ise, güçleri yettiği takdirde buyursun, gelip alsın. Bizdeki siyasal iktidara, siyasal muhalefete ne oluyor da Öcalan’ın yaşam standartları önemseniyor? Kimse hizmet etti ise emekli maaşını o versin. Hangi siyasetçiler Öcalan’dan hizmet gördü de şimdi ona ödeme yapıyor? Bu da ayrı bir sorudur.

TSK’ya yönelik alçakça saldırılarına göz yumulan cemaat, 17 Aralık’ta Hükümet’e saldırıncaya kadar el üstünde tutuluyordu. Sonra yegane düşman oldu, ki ezel-ebed öyleydi. AKP iktidarını sağlam tuttuğu sürece HDP de demokrasinin en güzel, en tatlı unsuruydu. Uğruna milliyetçiliğe saldırılıyor, milliyetçiler hain ilan ediliyordu. AKP tek başına iktidarı yitirdi, sonra allem etti kullem etti, “Koalisyonu başkaları istemiyor.” ayağına işi tekrar seçime götürdü. O ara AKP’liler sosyal medyada Genç Atsızlar’a ait Vatan marşını kullanarak terörle mücadele videoları hazırlamaya, terörle mücadeleye hasret kalanların sempatisini kazanmaya başladı. Yenilenen seçimler bittiğinde, AKP tek başına iktidardı; HDP tekrar meclise girmiş, MHP ise 4. parti olabilmişti. MHP bunun propogandasını yaparken “Bu duruma düşmek uğruna AKP’yle olmadık.” söylemlerini öne sürüyordu. Şimdi ne oldu peki? Siyasette bir kere taviz veren her zaman taciz edilir. MHP, AKP’yle beraber olmaya mecbur bırakıldı. 15 Temmuz’u bugüne bakarak tekrar yorumlayın. Ben öyle yapıp bir yazı hazırlayıp yüce milletimin değerlendirmesine sunacağım.

PKK tekrar düşman oldu da siyasette nasıl söz sahibi olabiliyor?

Kısaca anlatayım…

AKP alışkanlık olduğu üzere HDPKK’nın görüşlerini önemsiyor. Kendisine muhalefet de etse bir şekilde bu ihanet oluşumunu siyasette söz sahibi yapıyor. Üstelik buna MHP’yi de alet ediyor. Birçok MHP’li, “Bakın siz teröristlerle aynı saftasınız.” diyerek evet seçeneğini savunuyor. Oysa AKP bu konuda sanıldığı kadar MHP’nin desteğine muhtaç değildir. Türkiye’de her seçim yaklaşırken AKP seçmeni partisinden uzaklaşmaya başlar. Genelde sebep terörle mücadele değil, “duygusal”dır. AKP ise bu durumlarda telaşa kapılmaz; bir Bakan açılışa katılıp “Bismillah!” diye kurdele keser, uluslararası siyasette bir çıkış yapılır, üstüne bir de emeklinin maaşına üç kuruş zam yapılır, AKP bu sayede her partiye kayan oyunu kurtardığı gibi hepsinden oy kapmayı da başarır.

Konuyu bağlayayım: “Görünürde” HDP’yi muhatap kabul etmeyen tek parti olan MHP, o partinin görüşlerini önemsemiş, kendi kitlesine “Onlar ‘hayır’ diyorsa sen ‘evet’ de.” söylemleriyle yanlış bir duruş sergilemesini telkin etmiştir, ki bu duruş değildir. Mantıken MHP doğrudan HDP’yi muhatap almıştır.

Rakip olmasının ise hiçbir ehemmiyeti yoktur. Zira HDP, yeni dünya düzeni doğrultusunda yeni Türkiye isteyen Sevr cephesinin bir dayatması idi. “Sev, sevme; ama kabul et, yadırgama.” dayatması vardı. Son günlerde yeni anayasanın gündeme gelmesiyle birlikte Kandil’in kendisi bile siyasette bir oyuncu konumuna getirildi. Sözleri önemsenen kitle oluverdi.

Bizim için PKK, HDP vb. oluşumlar Türk siyasetinde yok hükmündedir. Türkçüler hiçbir dayatmayı kabul etmediği gibi, ilkokul üçüncü sınıf seviyesinde gelen “PKK da hayır, diyor.” söylemlerini gülünç karşılamaktadır. PKK Türkiye için iyi olanı istemiyorsa, PKK’yla masaya oturanın cephesinde ne işin var? Daha dün seçim zamanı geldiğinde, “AKP’ye inanmayın, terörle mücadele yalandır.” diye propoganda yapan idealist insanlara ne oldu? Nereye kayboldular?

Son zamanlarda dünyanın en çok ses getiren filmlerinin başında, Türkçülere yönelik “PKK’yla aynı cephedesiniz.” konulu film geliyor. Filmin adı ise: “Rezalet Komedi: Sıvayanlar İş Başında.” Tavsiye etmem, adı üstünde, rezalet…

Diğer yandan, Türkçüleri PKK’yla aynı safta olmakla suçlayan kişilerin başında, kripto FETÖ’cü Erem Şentürk geliyor. Zat-ı şahaneleri koyu AKP’li, koyu Türkçülük düşmanıdır. Üstelik o, bu iddialarını yeni anayasa meclise gelmeden dillendirmeye başlamıştı. Siz kiminle aynı safta olduğunuzun farkında mısınız acaba?

Sayın Bahçeli’nin Ahmet Türk konusundaki tavrı, “Bilge lider Ahmet Türk ölmesin, kaos olmasın istiyor.” şeklinde propoganda edildi. Bu propoganda yapılırken meydanda milletin önüne urgan atılan, Kandil’in dümdüz edilmesi için çağrı yapılan günler hesap edilmedi. Bu tavrın PKK’yı daha çok azdıracağı, daha çok şımartacağı hesap edilmedi.

Siz, Türkçülerin yüce divanda yargılamak istediği kişi ve kurumlarla aynı cephede yer aldığını göremezsiniz.

Siz, Türkçülerin “şerefsiz”, “namussuz” gibi ithamlarla, “hain” gibi sıfatlarla andığı kişi veya kurumlarla devlet meseleleri için bir araya geldiğini göremezsiniz. Türkçüler, bir kimseyi hain olarak adlandırdıktan sonra o kimseyle devlet meseleleri için bir araya gelinmeyeceğini bilir.

Türkçüler bütün partilere eşit mesafede karşı, sonsuz mesafede uzaktır. Dönekliğin, taviz vermenin değer gördüğü bir meydanda Türkçülük olmaz.

Siz herhangi bir safta değilsiniz, bir saflık içerisindesiniz. Gözünüzü açın, kendinize gelin. Gazi Başbuğ’un milli mücadeleye başlarken siyasi partilere nasıl bakılacağına dair beyanını hatırlayın. Milli mücadeleyi yürütecek olan Türk milletidir. Bunu da unutmayın.

(Küçük bir hatırlatma, bir de duyuru yapayım.

Hatırlatma: Yazarlarımızdan Kemal Önalır’ın yazdığı gibi, madem “Hayır” demek ihanet, o halde bu seçenek niye var? Oslo alışkanlığı mı?

Duyuru: Benim düsturum lider-teşkilat-doktrin değil, vatan-millet-devlettir.)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone