PKK’YI KURAN MAYMUNLAR

YusufhanGuzelsoy

Osmanlı’nın son dönemlerinde azınlıkları kullanarak onları bağımsızlık hayallerine sürükleyen Batılı sömürgeciler, Cumhuriyet’ten sonra da özellikle Kürt ve Ermenileri kullanarak Türklerin başına sürekli olarak terör örgütlerini bela ettiler. Terör demek, hem maddi hem de manevi zarar demektir. Yabancıların paralı askerlerinin senin ülkende eşkıyalık yapmasıdır. Devletin kalkınmasının, vatanın büyümesinin engellenmesi demektir. Nasıl ki Kıbrıs davasında Batı’ya karşı gösterilen dik duruşun bir bedeli olarak ASALA ortaya çıktıysa, ASALA’nın Beyrut’ta kendini dönüştürmesiyle de PKK ortaya çıktı.

PKK’nın bela edilmesinin mutlaka birçok sebebi vardır. Ancak Kıbrıs meselesinde yalnız kalmamız, Batılıların Türkiye’deki zararlı faaliyetleri, İngilizlerin Kürtçülüğü kuvvetlendirmek için Komünistlere para dağıtması, Paris’te Kürdoloji Enstitüsünde ardı ardına verilen ve yine Batılı devletler tarafından desteklenen konferanslar, Barzani’nin Irak’taki hükümete 6 Bakan yerleştirmesi ve bunun akabinde artık Kürdistan kurulması gerektiği fikrinin Batı’da kuvvetlenmesi, bu sebeplerden birkaçıdır. Ancak Türkiye’ye maddi zarar vererek ekonomisinin sıkıntıya düşürülmesi, bu sayede milli savunma sanayinin geri kalması en önemli sebeptir. Çünkü özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında uygulanan ambargo, savunma sanayinin geliştirilmesinin ne kadar önemli olduğunun daha iyi anlaşılmasını sağlamıştı. Bunun için çeşitli atılımlar yapıldı, 1984’te Güneydoğu’da GAP sahneye konularak orta vadede bölgesel güç olunması hedeflendi.

Aynı sene, PKK, Siir/Eruh’ta ilk terör saldırısını gerçekleştirdi.

O tarihten günümüze kadar da bu eli kanlı terör örgütü, çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi. Birçok insanımızı katletti, binlerce vatan evladı şehit oldu. Fabrikalar tarandı, okullar basıldı, öğretmenler, mühendisler infaz edildi. Gencecik bir Türk kızı şehir merkezinde yakılarak katledildi. Son iki yıldır da bu terör şehirlere taşmış durumdadır. 32 yılda devletin zararı 300 milyar doların çok üstündedir.

AB, ABD, Rusya, İsrail, İran ve daha birçok ülke tarafından desteklenen, sadece Ortadoğu’nun değil, bütün dünyanın en büyük tetikçisi durumundaki terör örgütü PKK’lı teröristler, dış ülkelerde birer özgürlük savaşçısı gibi tanıtılmaktadır. Oysa her biri rezil kepaze durumundadır. Temizlik yok, kadınlar devrim nikâhıyla yüzlerce teröristin hizmeti görüyor, herkes birbirini satıyor vesaire… Devrim mahkemeleri kuruyorlar; mahkemelerde herkesin kendi yoldaşını suçsuz olsa bile bir suç uydurarak idam ettirmesi bir gelenek! Sonra o yoldaşlarının, kendi deyimleriyle hevallerinin infazı gerçekleştirilirken halay çekiyorlar. 2000’li yıllarda nasıl ilkel olunur, diye bir araştırma yaparsanız, ilk olarak bu topluluğa bakın.

Bu terör örgütünün ne mal olduğunu daha iyi anlamak adına, kurucularından bazıları hakkında bilgi vereyim. Bilgilerin önemli kısmı kendi kaynaklarında tespit edilmiştir.

Abdullah Öcalan

Kenya’da yakalandığında, üzerinde Mavros Lazaros adına düzenlenmiş Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu çıkan Öcalan, Kenya’ya gelene kadar Türk devletinden köşe bucak kaçmış olmasını, örgütünü idare ederken her köşe bucakta bir devletin kucağına oturmuş olmasına borçludur. Rumlar için Mavros Lazaros olmaktan kaçınmamış, Suriye’ye kaçtığı dönemde de Aleviler iktidarda olduğu için kendi adını Ali, eşi Kesire’nin adını Fatma, kardeşi Osman’ın adını da Hasan Hüseyin olarak değiştirmiştir.

mavros lazaros

1949 yılında Urfa/Halfeti’nin Ömerli köyünde doğan Öcalan, Diyarbakır’da tapu kadastro memuru olarak çalıştı. Bu yıllarda sağ eğilimli idi. İstanbul’a tayini çıktı ve memur olarak çalışırken üniversite sınavlarına girdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı, ancak bir süre sonra bu üniversiteden Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi’ne yatay geçiş yaptı. Bu baş maymun, terör örgütüne mensup bir adamını ajanlıkla suçlarken, “İstanbul Hukuk’tan Ankara Siyasala geçmek kolay bir iş değildir, üst düzeyde ayarlanması gereken bir olaydır” demekteydi. Kendisi nasıl geçti acaba?

Memurluk yaptığı dönemde sağ eğilimli; rakiplerinin suçlamalarına göre Ankara İzmir sokağında Kontr-gerilla ve nihayetinde son olarak üniversite yıllarında solcu olmuştur. Mahir Çayan ve arkadaşları öldürüldüğünde, kendisi de arkadaşlarıyla beraber boykot düzenlemiş ve gözaltına alınmış, ancak 6 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakılmıştır. Öcalan ile Doğu Perinçek’in dostluğu bu yıllara dayanmaktadır. Öcalan’ın dağıttığı bildiri, Şafak grubunun lideri Doğu Perinçek tarafından yazılmıştır.

Bu puşt ve ilişkileri, başlı başına bir yazının konusudur. Bu yüzden şimdilik bu kadarla yetiniyorum.

Duran Kalkan

1954 yılında Adana Tufanbeyli’de doğdu. Ziya Gökalp’in “Soyca Türk olsa da piçtir Türk değil!” dediği türdendir. Öcalan’ın örgüt içinde “müdür” diye hitap ettiği bir numaralı yalakasıdır… Aynı zamanda örgütün bir numaralı canisidir de…

O da Ankara’da üniversitede okuduğu dönemde Kürdistan Devrimcileri denen gruba giriyor. İlk faaliyetlerine de burada başlıyor.

1979’da Urfa’da bir toplantı gerçekleştiriliyor ve terör örgütünün ilk silahlı birliklerinin kurulması kararı alınıyor. Bu kararların yazılı olduğu belgeler; Mazlum Doğan, Aysel Doğan ve Yıldırım Merkit’in bulunduğu arabanın çamurluğuna, bizzat bu hırt tarafından yerleştiriliyor. Diğer üç hırtın ise bundan haberi yok… Duran Kalkan’ın aracı önde gidiyor, önceden anlaştıkları üzere, trafik çevirmesine denk gelirlerse sinyal vermesi ve arkadaki aracı uyarması gerekiyor. Ancak yolda çevirmeye denk geldikleri halde, Duran Kalkan’ın aracı basıp gidiyor! Hal böyle olunca, arkadaki hevalleri yakalanıyor.

Daha sonra yine Duran Kalkan’ın organizasyonuyla, Mazlum Doğan asıl ait olduğu yere, çöp bidonunun içine girecek, çöp boşaltımı sırasında da iki hırt onu kurtaracaktı. Ancak başarısız oluyorlar ve Mazlum Doğan bir çöp olarak cezaevinde yaşamaya devam ediyor.

Duran Kalkan, örgüt içindeki en vahşi infazları gerçekleştiren teröristtir. PKK’yı kuran maymunlardan Mahmut Bilgili, onun emri ile parçalanarak infaz edilmiş ve kanalizasyona atılmıştır. Almanya’da bir eylemde, üzerine benzin dökülerek yakılmak için beş tane köpek istemiş, oradaki hayvanseverlerin tepkisi üzerine bu keyfini yaşayamamıştır. “Keyfini” diyorum, çünkü bu maymunun amacı ses getirmek değildi. Bekaa Vadisi’nde en büyük zevki köpeklerin üzerine benzin döküp yakmaktı.

Fransa’da Longo Mayi denen tarımsal kooperatifin çiftliğinde iki hırtı daha infaz etmek isterken, Longo Mayi’li yoldaşları tarafından çiftlikten kovulmuştur. Örgüt içinde daha birçok infazdan sorumludur. Öcalan maymununu koruyan, örgüt içindeki liderliğini pekiştiren, korkunç işkencelerle teröristleri Öcalan’ın köpeği haline getiren bu puşttur.

Ali Haydar Kaytan

Vaktiyle “ben de olsam dağa çıkardım” diye hayıflanan Bülent Arınç’ın üzülmesine aslında gerek yoktur. Dağda, hem de PKK’nın kurucu maymunlarından, kendisinin bir kopyası mevcuttur. Tunceli doğumlu Ali Haydar Kaytan, diğer hırtlar gibi Ankara’da üniversite okurken Kürdistan Devrimcileri isimli gruba katılmıştır.

Karakter olarak, başlarda duygu yüklü, Arınç gibi her şeye ağlayan, sızlayan, şiir yazan bir hırttı. Bu özellikleriyle de PKK sirki içinde sıyrılmıştı.

Ancak… Şimdi Öcalan puştunun oyununa bakın:

Öcalan, örgüt içinde bir karar aldırıyor. Karara göre, 1978 yılında, dişi maymun Cemile Merkit ile evlendiriliyor. Sen misin evlenen? “Hevaller evlenemez” diyorlar ve suç işlediğini söylüyorlar. Ali Haydar da neye uğradığını şaşırıyor. Örgüt içinde buna karşı büyük bir baskı başlıyor. “Şöyle evlendin, böyle yanlış yaptın.” diye… Üstüne bir de dişisi hamile kalmaz mı? Baskılar iyice artıyor. Doğumun gerçekleştiği gece, Ali Haydar, bebeği kaptığı gibi yanmakta olan sobanın içine atıyor.

Ali Haydar Kaytan, bu olaydan sonra Tanrı diye Öcalan’a tapıyor. Kendisini, örgütün ve Öcalan’ın piçi olarak gösteriyor. Şaka değil bu… Kendi ifadeleridir. O günden sonra, örgüt içinde kimin kime gönlü kayarsa, kim evlenmek isterse, kim hamile kalırsa ya da kim çocuk doğurursa, gözünün yaşına bakılmamış ve Ali Haydar Kaytan’ın emriyle infaz edilmiştir.

Ya…

Cemil Bayık

Elazığlıdır. Örgüt içinde, elebaşının belki de en sevmediği, ajan olduğundan şüphe ettiği maymun, Cemil Bayık’tır. O da diğer hırtlar gibi Ankara’da bulunduğu yıllarda örgüt safların katıldı. Güce tapan biri olarak anılır. Bugün de geçerli olmak üzere, örgüt içine girdiği ilk günden itibaren sayısız infaz gerçekleştirdi. Sahibi Öcalan’ın yanında kuzu, başka yerlerde kurt olmaya çalıştı.

Öcalan, onun için, “yaralı arkadaşlarını bile topluca kurşun yağmuruna tutan sinsi ve zalim biridir.” diyor.

PKK içinde hangi hırt liderse, o hırtın postalı, bu Cemil Bayık’ın yastığı olarak görülür. Suriye ve İran istihbarat servisleriyle içli dışlıdır.

Metin Arslan

Sivas doğumlu olup Ankara’da büyümüştür. Bir ayağı aksak olduğundan, terör örgütü içinde “Topal Metin” olarak anılır. Darbe döneminde tutuklandı, tahliye edilince o da Avrupa’ya gitti. Avrupa, bilindiği üzere ASALA’nın da tatil köyü gibi bir yerdir, yeter ki, terör örgütü Türk düşmanı olsun.

Bunun Almanya’da karıştığı ilginç bir olay vardır.

Hakkari’de kahraman Türk askerlerinin yarım bıraktığı bir maymun, Bremen’e iltica ediyor. Felçli olduğu için yaşamında güçlüklerle karşılaşıyor. Alman makamlarına müracaat edip yardım istiyor. Almanlar da buna “Sen kendine bakıcı bul, biz sana para veririz, yeter ki bizden uzak ol.” diyor. Bu da dişi bir maymun buluyor. O maymunla da birbirlerine aşık oluyorlar. Örgüt de hemen infaz kararını çıkarıyor ve uygulama emri Topal’a veriliyor. O da, bir eski bir Nazi sığınağında (yanlış okumadınız) bu kararı yerine getiriyor. Olay Almanya’da büyük yankı yapıyor. Der Spigel dört sayfa yer veriyor işkenceli infaza… Topal da aksaya aksaya Kandil’e kaçıyor tabi…

Rıza Altun

Kayseri Sarız doğumludur. O da Ankara’da yaşadığı yıllarda, oturduğu mahalledeki hırtlardan oluşan bir çeteye elebaşılık etmekteydi. Kemal Pir sayesinde Kürdistan Devrimcileri grubuna girdi. Çetesiyle beraber örgüte katıldı.

İlginçtir, 12 Eylül’de yakalanmasına ve idam cezasına çarptırılmasına rağmen tahliye edildi. O da bu tahliyeden hemen sonra soluğu Bekaa’da aldı. Bekaa’da, terör örgütünün yargılama ve infaz işlerinden sorumluydu. Öcalan’ın bütün pis işlerini yaptı. Ancak aynı zamanda, Öcalan’a karşı açıkça ilan edemese de onun düşmanıydı. Her yerde Öcalan maymunu aleyhine propaganda yaptı. Ancak bunu gizlice yapıyor, infaz edilmekten korkuyordu.

Avrupa sorumlusu olarak Fransa’ya gönderildi. Öcalan aleyhine konuştuğu baş maymuna bildirilince, Öcalan onu Kandil’e çağırdı. Ancak başına gelecekleri bildiği için, Kandil’e gitmedi ve kendi kendini siyasi bir intiharla bitirdi.

Haki Karer

1950 yılında, Ordu’nun Ulubey ilçesinde doğdu. “Soyca Türk olsa da piç” olanlardandır. O da Ankara’da bulunduğu dönemde Kürdistan Devrimcileri grubuna katıldı. Terör örgütünün Güneydoğu’da, özellikle Antep’te yapılanma çalışmalarını başlatan ilk hain bu heriftir.

Beş arkadaşıyla beraber, Öcalan’ın Pilot Necati ve Kesire Yıldırım’la olan ilişkilerini şüpheli bulan ve eleştiren bir eleştiri mektubu yazarak Ankara’daki maymunlara gönderdi.

Sonra…

Sonrası, Antep’te bir kahvehanede vuruldu. Yarası ağır değildi, fakat bir gün sonra geberdi. Doktoru, kendisini ziyaret edenlerden birinin kan ve oksijen ile oynanması sonucu öldüğünü açıkladı. Kısa zaman sonra doktor da öldürüldü.

Daha sonra…

Bu eleştiri mektubunu yazdığı diğer beş hain, Haki Karer’in öldürülmesinde parmakları olduğu gerekçesiyle art arda öldürüldü.

Haki Karer’i infaz eden yoldaşı kimdi biliyor musunuz? Doğu Perinçek grubunun mensubu Baki Ateş!

***

Aslında yazılacak çok mesele, anlatılacak çok maymun var… Ama sadece kısaca bir profillerine göz atılsın istedim. Kendi içlerindeki baş maymunluk çekişmesi, birbirlerini satmalarına ve gerçek yüzlerini saklamadan ortaya çıkarmalarına neden oluyor. Terör örgütünün nasıl bir örgüt olduğu, içinde ne denli vahşetler yaşandığı, bu itiraflar sayesinde rahatlıkla öğrenilebilir.

Başımıza bela olan bu eli kanlı vahşi hainler, bugün her yere sızmış durumdadır. Üniversiteler, devlet daireleri, partiler, vakıflar, mafya vesaire… Her yerde sorun çıkartmakta, her yerde Türk’ün başını ağrıtmakta olan bu terör örgütüne karşı Türk milletinin topyekûn harekete geçmesi gerekmektedir. Terörle mücadelede acizlik gösteren kim varsa, ancak milletin tokadıyla ya görevini yapacak ya da makamını bırakacaktır.

İnanıyorum ki eli kanlı vahşiler er ya da geç cezalarını bulacaktır. Türk, illa ki hasta adam olmaktan çıkacak ve iyileşecektir. Kanser hücresi gibi Türk bünyesine yayılmış olan tüm hastalıklı unsurlar da yok edilecektir. Bizler de bu inançla yaşıyor ve bu inançla çalışıyoruz.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone