Politikacıya Kızılmaz!

YusufDuzgoren

Politika bir meslektir. Bu mesleği icra edene “politikacı” denir. Yani her meslek gibi politika da okulunda öğrenilebilir, usta-çırak ilişkisiyle öğrenilebilir, çok çalışarak veya doğuştan gelen yeteneklerle bu işte usta olunabilir.

Öğretmen, branşı olduğu alanla ilgili bilgi sahibi olan ve bu bilgiyi karşısındakine aktarabilen kişiye denir. Doktor, insanlardaki rahatsızlığı teşhis ve onları ilaçlarla veya bazı araçlarla tedavi edebilen kişilere denir. Gazeteciler, haberleri halkın erişimine sunan kişilerdir vs…

Politika ise TDK’ya göre “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı, siyasa, siyaset” anlamına gelmekle birlikte “bir amaca varmak için karşısındakilerin duygularını okşamak, zayıf noktalarından ya da aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanmak gibi yollarla işini yürütme” anlamına da geliyormuş. Bu mesleğin erbabına da “politikacı” deniyormuş.

Türkiye’de politikacıların iki yüzlülükleri, sözlerinde durmamaları, seçim öncesi vaatlerini seçim sonrasında unutmaları, “milliyetçiyim” deyip “milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla” dostane ilişkiler kurmaları, teröristleri devlet kadrolarına yerleştirip işine gelmediği noktada “kandırıldık” demeleri, asgari ücretlerle ilgili vaatlerini seçim sonrasında gerçekleştirmemek için kırk takla atmaları, vatandaşlara sadece seçim zamanları ziyaretler gerçekleştirmeleri onların işlerinin bir parçasıdır.

Bu kişiler mesleklerinin gereği olan “bir amaca varmak için karşısındakilerin duygularını okşamayı” yapabilecek kabiliyete sahip oldukları için eleştirilmeleri mantıkla örtüşmemektedir.

Zaten demokrasiyle yönetilen bir memlekette bunun aksi beklenemezdi. Bir siyasi parti lideri halkın büyük çoğunluğunun desteğini almak zorundadır. Dolayısıyla başarılı olmak için herkesi memnun etmeye çalışmalıdır. Mesleğin icrası böyle olunca yalan dolan, kaypaklık, değer yoksunluğu, samimiyetsizlik ve güvensizlik bu mesleğin doğasında oluyor.

Ondan sonra televizyonun karşısında geçiyoruz “Erdoğan bak öyle demişti şimdi de böyle diyor. Kılıçdaroğlu Tunceli’de farklı, Bursa’da farklı konuşuyor. Bahçeli HDP’ye sövüyordu bak şimdi Selo’yla selamlaşıyorlar” gibisinden yersiz eleştirilerde bulunuyoruz.

Beyler bayanlar yurttaşlar, garson adama garsonluk yapıyorsun diye kızılmaz. Doktor garsonluk yaparsa kızılır “senin işin bu mu” diye. Mimara mimarlık yapıyor diye kızılmaz. Hemşire mimarlık yapmaya kalkarsa kızarsınız “sen ne anlarsın” diye.

Aynı şekilde şerefsizin işi şerefsizlik yapmaktır. Ona “sen ne şerefsiz adamsın lan” deyip kızılmaz. Adam zaten bilerek ve isteyerek yapıyor şerefsizliğini. En fazla onunla arkadaş olmazsınız, muhitinizde barındırmazsınız, köpeklersiniz o da ya şerefsizliği bırakır ya da sizinle aynı çevrede yaşamayı bırakır.

Asıl kızılması gereken nokta şereflinin şerefsizlik yapmaya başlamasıdır. Doktor öğretmenlik yaparsa, iyi insan politikacı olmaya çalışırsa, asker siyasetçi gömleği giymeye kalkarsa işte o zaman durup kızmak gerekir.

Bu ülkede kimse politikacıları sevmez, herkes milletvekillerine söver. Görüşünü desteklese bile aldığı 17 bin TL maaştan ötürü söver yine söver. Ama yinede, milletimiz onları o koltuklara oturtmak için sandığa gitmeye devam eder. Stockholm sendromu böyle bir şey herhalde.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone