Rezalet!

KemalOnalir

Geçtiğimiz birkaç gün içinde iki olay yaşandı. Biri, futbolcu Arda Turan’ın askerlere ısıtıcı göndermesi, diğeri ise İmam-Hatip öğrencilerinin Atsız Ata’nın kabrini ziyaretiydi.

Birinci olay şu şekilde cereyan etti; Van’ın Özalp Sınır Karakolu’ndan bir asker, ‘İnstagram’ isimli sosyal medya aracılığıyla Arda Turan ile irtibat kurdu. Arda’nın paylaştığı bir görsele, ‘Üşüyoruz’ yazan er’in durumuna milli futbolcu yanıt verdi. Karakola birkaç tane elektrikli ısıtıcı yolladı.

Arda Turan, İspanya’nın en büyük kulübünde oynayan bir futbolcu. İyi de para kazanıyor. Gözümüz yok, Allah daha çok versin. Yaptığı ‘jest’ için yorum yapmayacağım.

Gelelim konunun diğer yönüne. Laf dönüp dolaşıp Hulusi Bey’e geleceği için hiç uzatmadan ona gelelim. Kendisi miting, parti, kokteyl bırakmazken karakolların ısıtıcılarını almak topçulara kalıyor. Asker olduğunu söylüyorlar, kaç tane er ile ‘Selfie’ yani özçekim yaptı merak ediyorum.

PKK’nın gazetecilerinden vatanın evlatlarına sıra gelmiyor anlaşılan. Kendisini asıl işi olan askerliğe geri dönmeye çağırıyoruz.

Lider’in dediği gibi,

Hiç mi ayrımı olmaz, hiç mi akın karayla?
Sınırda nöbet beleş, sılada su parayla,

 

Sınırda nöbete gönderdiği askerini ısıtamayan devlet, o devletten ısıtıcı parasını alamayan kurmay başkanı, o kurmay başkanına, devlete hesap soramayan millet. Al birini vur ötekine.

Bu olay ilk rezaletti.

***

İmam-Hatipliler konusuna geçmeden önce 2 yıl evvel Kayseri’de yaşadığımız bir olayı anlatmak istiyorum. Konuyu anlamanız için daha iyi olacaktır.

2 yıl önce Kayseri’de bulunan bir dernekte toplantı yaptık. O zamanki Kayseri teşkilatı ve eski Ankara Temsilcimiz Recep Ali Gündüz, toplantı sırasında hazır bulundu. Derneğin kendi yerleşkesinde yapılan toplantı sırasında Timur isimli, şimdi soyadını hatırlayamadığım bir büyüğümüz, vaktiyle Atsız ile yaşadığı hatırasını bizlerle paylaştı. Buradan sonrasını doğrudan onun ağzından yazıyorum;

‘Biz o zamanlar Konya Yüksek İslam Enstitüsünde öğrenciydik. Okulun düzenlediği bir gezi ile İstanbul’a gittik. Bir arkadaşımla beraber, ‘ATSIZ BEYİ GÖRMEYE GİTMEK İÇİN’ hocamızdan izin istedik. Kendisi müsaade edip; ‘SELAMLARINI İLETMEMİZİ’ istedi.

Süleymaniye kütüphanesinde çalıştığı yıllardı. Ulaştığımızda ikindi vaktiydi. Odasının kapısı açıktı. Kapıdan içeri bakınca, masanın üzerindeki bir kitapla meşgul olduğunu gördük. Güneş üzerine vuruyordu, terlemişti. Müsaade isteyip içeri girdik.

Bizi ayakta karşılayıp yer gösterdi. Kendimizi tanıttık. Yüksek İslam Enstitüsünde öğrenci olduğumuzu söyleyince; ‘Demek benim o okullarda da evlatlarım var’ dedi. Çok memnun oldu. Bize tavsiyelerde bulunup, birkaç kitap söyledi…’

Büyük harflerle ve kalın puntolarla yazdığım kısımları iki defa okuyun. Bundan yıllar önce, şimdiki İlahiyat Fakültelerine tekabül eden yapılarda, Atsız’ı görmek isteyen öğrenciler, Atsız’a selam yollayan hocalar var.

Eğer Atsız sizin kıt beyninizin içindeki gibi birisi olsaydı, bu iki öğrenciyi kapı dışarı etmesi gerekirdi. Yahut yıllarca kader birliği ettiği arkadaşları, camii yaptırma vakıflarında görev alınca irtibatı kesmesi gerekirdi.

Üsküdarlı bir gurup İmam-Hatip öğrencisinin Atsız’ın kabrini ziyaret etmiş olması takdir edilmelidir. Hemen her şubesi örümcek kafalı, yobaz yetiştiren bu okullardan da, aklı başında gençlerimizin çıkacağını gösteren bir durumdur.

Atsız, akılcı, makul, gerçek din eğitiminden yanadır. Bu eğitimi verebilecek öğretmeni yetiştirecek okullar da İmam-Hatiplerdir. Mesele onların eğitim kalitesini yükseltmek, örümcek kafalı yobazların elinden kurtarmaktır.

Bu durum da ikinci rezaletti. Türkiye, garip bir ülkedir. Karakolun sobasını futbolcu alır, aydınının kitlesini seveni belirler.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone