Romalı Dilipak Haklı mı?

Abdurrahman Dilipak yine yazdı. Her zaman olduğu gibi hayırsız şeyler yazdı. Biz de her zaman olduğu gibi bu sefer de şaşırmadık. O kadar hayırsız şeyler yazılıp çiziliyor ki bu memlekette artık atalarımızın kemiklerinin sızladığını filan da düşünmüyorum. Ne çekilen diziler, filmler… Ne yazılan kitaplar… Hak teslim etme, doğruyu anlatma iddiasıyla girişilen her iş daha büyük hakaretler içeriyor.

Bu sefer doğru bir nokta üzerinden konuyu başka yere çekmiş, Romalı Dilipak. Türklerin Anadolu’daki varlığının ne kadar eskiye gittiği, 1071’in bir ilk olmadığı açığa çıktıkça, Anadolucuların tezleri de çürüyeceği ve dahası millet de bundan haberdar olmaya başladığı için bir nevi yeni tezler uydurulmaya başlanacağının habercisi olan bir yazı yazmış.

Geçtiğimiz günlerde Sadi Somuncuoğlu’nun “Kıbrıs’ta Sirtaki” isimli kitabını okuyordum. “Megali idea” ve “enosis” bölümüne gelince, Rumların Yunanistan tarafından arkalanmasının önüne geçmek, “enosis” ideallerinin temelsiz olduğunu ve bu topluluğun sömürgeci devletler tarafından kullanıldığını göstermek için birtakım çarelere başvurmak gerektiğini düşündüm. Biz her şeyi baştan kabullenmişiz. Anlatılan tarihimizi, anlatılan düşmanımızı, yaşadıklarımızın sebeplerini baştan kabullenmiş, mevcut tarih teziyle de sonradan gelip bağcıyı kovan dağlı durumunun bilinçaltımıza yerleştirildiğini fark etmemişiz bile…

Evet… Romalı Dilipak’ın temas ettiği konu “laf ebeliği” açısından kısmen doğrudur. Rum, Romalı demektir. Avrupalılar çizdikleri haritalarda bizim yerleştiğimiz yurtlara “Turkei” ya da “Turcomania” demiş ama atalarımız -bana göre- tamamen bilinçli olarak buraya “Rum” diyarı denmesinden de rahatsız olmamış. Rum sözcüğü Romalıları, dolayısıyla eski büyük Roma coğrafyasını ifade ettiği için, bu toprakların tamamını fethe girişmiş ve tekrar girişecek olan Türkler bu sözcükten rahatsız olmamış. Özellikle Fatih Sultan Mehmet devrinde bu ifade çok bilinçli bir biçimde kullanılmıştır.

Son asırlarda Avrupalılar bilimi çakalca kullanmanın doruğuna varmış… Rum, Roma anlamının dışında Türklere karşı kışkırtılacak Hristiyan azınlıkları kullanmada bir millet ifadesi olarak kullanılmıştır. Üstelik bu noktada Hristiyanlığı benimseyen az sayıda Türkiye Türk’ü de Yunanlılaştırma sürecine sokulmuştur. Ortodoks kilisesinin yoğun çabalarıyla bu Türklerin soyadları değiştirilmiş ve Papa Eftim’in mücadelesine rağmen bunların önemli bir kısmı Türklük bilincinden uzaklaştırılmıştır. Bunda Müslüman Türklerin ve onların bilinçaltından bir türlü çıkmayan zehirli yılanların büyük payı vardır, dersek önemli bir konuyu dillendirmiş olacağız.

Rahmetli Servet Somuncuoğlu çok acı bir gerçeği dillendirmiş, 1071’den sonra Türkiye’ye gelen Türklerin Türk yazılı mezar taşlarını gavur yazısı sanarak kırıp parçaladığını söylemişti. Türkçülük, milliyetçilik, Türk’ü din, mezhep, yöre, lehçe fark etmeksizin sevmek ve korumak fikri olduğuna göre neden aynı anda ümmetçilikle milliyetçiliğin sentezlenemeyeceğinin en açık ispatlarından biri de budur. (Sayın Caner Kara’nın “Sentez İhaneti” isimli kitabında bunun nasıl bir fitne olduğu çok açık biçimde açıklanmıştır.)

Son olarak…

Evet Romalı Dilipak…

Biz buraya sonraları filan gelmedik. Bu coğrafyada yaşayan, devlet kuran, medeniyet meydana getiren topluluklardan biriydik. 1071 ancak ve ancak bizim burayı sadece Türk yurdu yaptığımız yıldır. Bu da birilerinin 1000 yıllık kuyruk acılarının başlangıcıdır. 1923 de bu coğrafyadaki Roma idealinin sonudur. Artık devir kıyamete kadar Türk ideali devridir. Bu Tanrının ezeli takdiridir.

Anladın mı, Arhimandrit?

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone