Rusya’da Demokrasi Operasyonu

yusufhanguzelsoy

Kruşçev ve Andropov’un tüm çabalarına rağmen dünyadaki gelişmelere uzak kalan Sovyetler, Andropov’dan sonra çöküş sürecine girdi. “Çalışmadan para kazanma” veya “çalışanın malında hak sahibi olma” gibi bir anlayışın topluma aşılanmış olması tembel bir toplum meydana getirmişti. Bugün hala pek çok eski Sovyet ülkesinde bu tembelliğin etkileri vardır. Hatta sizden sigara isteyen birine paketinizden bir dal uzattığınızda size teşekkür etmezse şaşırmamanız gerekir. Çünkü eski anlayışı sürdüren insanlara göre onun sizin sigaranızda -kendi mazeretsiz çalışmıyor olsa bile- hakkı vardır. Bu ütopyanın etkisiyle iyice tembelleşen toplum Moskova’ya yük olmaya başlayınca Sovyetler çaresiz hastalığın pençesine düştü.

1987 yılında bu hastalığın çaresiz olduğu anlaşılınca SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov yeni bir politika benimsedi: “Glasnost” (açıklık) ve “perestroika” (yeniden inşa). Sovyetleri yıkan diğer bir etken de komünist ülkelerde yaşayan zenginlerin Paris’ten kürk Londra’dan mücevherat satın alabilme isteği idi. Güya iktidarda olan işçi sınıfının emeğiyle zenginleşen bu kesim, dışa kapalı olan Sovyetlerin yıkılmasında önemli pay sahibidir. Açıklık ve yeniden inşa politikası işte bu kapsamda değerlendirilmelidir. Açıklık, dışarıya açık ekonomi; yeniden inşa, ABD menşeili bir demokrasi için ortaya konmuş politikalardır. Nitekim bu politikalar yürürlüğe girdiği andan itibaren tüm dünyada Sovyetlerin ABD karşısındaki mağlubiyetini kabul ettiği düşüncesi doğmuştur.

Kısa adı NED olan “National Endowment for Democracy” denen bir kuruluş var. Tarih profesörü Allen Weinstein’in mimarı olduğu ve 1983’te kurulan bu oluşum dünyadaki demokrasi yanlısı örgütleri desteklemek maksadıyla kurulmuştur. En büyük finansörlerinden birinin George Soros olduğu düşünülecek olursa, gerçek niyetin filanca ülkeye demokrasi götürmek olmadığı anlaşılacaktır.

Sovyetler yıkıldıktan sonra Moskova belediye başkanlığı döneminde yıldızını parlatmış olan Boris Yeltsin başa geçti. Ordu içindeki Sovyet yanlılarının yaptığı parlamento baskınında tankların üstüne çıkarak şöhretini arttıran Boris Yeltsin’in dönemi tam anlamıyla ABD’ye her türlü tavizin verildiği ve ülkeyi oligark denen hırsız işadamlarının eline aldığı dönemdir. İktidara geçtikten sonra NED başkanı Allen Weinstein’a şu faksı çekmiştir:

“Allen Weinstein

President, Center for Democracy

Washington D.C, U.S.A.

Demokrasi güçlerinin zaferi ve 19 Ağustos 1991 darbesinin başarısızlığıyla bağlantılı olarak göndermiş olduğunuz içten kutlamanız için size teşekkür ederim.

Bu zafere yaptığınız katkıyı bilmekte ve takdir etmekteyiz.

B.Yeltsin

21 Ağustos 1991, Moskova”

Böylelikle Rusya’da Sovyetlerin son dönemlerinde başlayan demokrasi operasyonu hız kazanıyordu. Boris Yeltsin kahramanı olarak öne çıkmış ancak 1991’de geldiği iktidarın gücünü kullanarak 1993’te meclisi feshetmek istedi. 1999’a kadar ülkeyi işadamı görünümlü mafya ve hırsız bürokratlara teslim eden, kendisi de bundan payını alan Boris Yeltsin “Beni affedin.” diyerek istifa etti.

Bu arada Boris Yeltsin görevi bırakmadan önce yaşanmış olan şu olay çok ilginçtir: 1999’da İstanbul’da düzenlenen AGİT toplantısında W.J.Clinton Boris Yeltsin’e herkesin gözü önünde şöyle demiştir: “Başkan Yeltsin, siz Moskova’da tankın üstündeyken hapse girseydiniz, sizin özgürlünüz için de ayağa kalkardık.” Boris Yeltsin kendisini iktidara getirenler için hayal kırıklığı içinde bulunuyor olacak ki “Sukin sin!” (O… çocuğu) diye küfür ederek toplantıyı terk etti.

Sonraları Saddam’ın sonunu görünce de değersiz olduğunu düşünmüş müydü acaba?

Oligarkların Rusya’yı yönettiği günlerde Ruslar kendileri için onur kırıcı bazı sıkıntılar yaşamıştır. Mesela Türkiye’de “Nataşa” diye anılan -hala tam olarak bitirilemeyen- kadın ticareti zirve yapmıştır. Rusya’da gücü elinde bulunduranlar, resmen dışarıya kadın ithal etmekte idi. Bir kilo patates veya bir baton (somun) ekmek karşılığında Rus halkının elinde ne var ne yok hepsini alan bu oligarklar için elbette milli gurur diye bir şey söz konusu olamazdı. Kaldı ki en büyük 8 hırsız işadamından 7’si Yahudi idi.

ABD’nin ne mal olduğunu geç de olsa anlayan Boris Yeltsin, 9 Ağustos 1999’da Başbakan Sergei Stepashin’i görevden alarak yerine Vladimir Putin’i atamıştı. Mart 2000’e kadar Boris Yeltsin’in yerine vekaleten yürüttüğü devlet başkanlığı görevini 26 Mart 2000’de Vladimir Putin asaleten elde etti. Seçimlerden %53 oy alarak zaferle ayrılmıştı ve medya tarafından “Yeni Çar” olarak tanıtılıyordu. Bu başarısının ardında Çeçenistan politikası ve oligarklara karşı verdiği mücadele vardı.

Bu oligarklardan Vladimir Gusinski, petrol, maden, gaz şirketleri sahibi idi ve bankacılık sektörlerine el atmaya başlamıştı. Devlet malını çatır çatır yiyen Vladimir Gusinski, önce tutuklandı ve ardından serbest bırakılarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Sonra sıra Boris Berezovsky’e geldi. Boris Yeltsin’in yakınlarında bulunan ve bu sayede çok sayıda ihale kazanan Berezovsky, Rusya Güvenlik Konseyine girecek ve hükümetler kurup düşürecek kadar güçlü idi. Sonunda o da boyun eğmek zorunda kaldı ve ülkeyi terk ederek İngiltere’ye sığındı. Yeni adı Platon Yelenin oldu.

Roman Abramovich’e 300 milyon dolarlık vergi yolsuzluğu soruşturması açıldı. Abramovich aynı gün Chelsea kulübünü satın aldı ve ülkeyi terk etti.

Yukos petrol şirketinin sahibi Mihail Hadorkovski de vergi kaçakçılığı sebebiyle tutuklandı. Neticede Gorbaçov’dan sonra halkın elinde ne varsa yok pahasına alan ve Rusya ekonomisinin %80’ini ele geçiren oligarklar temizlendi. Putin iktidara geldiğinde Rusya’da %500 enflasyon vardı. Ancak eski Başbakan Yevgeniy Primakov’un adını taşıyan, çok kutuplu dünya idaresine dayanan “Primakov doktrini” uygulanmış, milliyetçi duruşun karşılığı alınmıştı.

Sonuç olarak…

Demokrasi yine iktidara bir hırsızı getirmiş, o hırsız demokrasiyi kleptokrasiye çevirmiş, ülkeyi milli gururdan yoksun ve çoğu Yahudi olan oligarklar ele geçirmiş, ancak George Soros’un fonladığı demokrasinin Rusya’yı nasıl bir felakete sürüklediğini gören Boris Yeltsin, “Sukin sin!” (O.. çocuğu) diye küfür ettiği ABD’liler tarafından aldatıldığını anlayınca iktidarı Putin’e bırakmıştır. “Çok kutuplu tez” ile ABD’nin karşısına dikilen ve her şeyi millileştiren Rusya, kısa zamanda ayağa kalkmaya başlamış ve kendisini toparlamıştır. Her yerde gerçekleştirilen şuursuz demokrasi operasyonlarının nelere mal olduğu ve nasıl savuşturulabileceği herkese ders olsun. Başta bizim kleptokrat ve oligarklara…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone