Rüzgar-Fırtına!

Bilmem ne kanalında bilmem ne ismiyle program yapan Mustafa Armağan ve gerçek adı Niyazi Birinci olan Yavuz Bahadıroğlu isimli iki müptezel doğrudan Atatürk’ün validesine, baş tacımız Zübeyde Hanım’a ağır ithamlarda bulunmuş, onun manevi evlatlarıyla alakalı çirkin iftiralar atmışlar, şaşırtmamışlar.

Mustafa Armağan denilen tetikçi ilk kez yayın yapıyormuş, Yavuz Bahadıroğlu ilk kez piyasa çıkıyormuş gibi tepki verenler var. Bunun karşısında da güya Kemalistleri kendi silahıyla vuruyormuş gibi ‘İfade özgürlüğü’ söz öbeğine sığınarak malum şahısları savunanlar var.

Türkçüler yıllar öncesinden bu ne idüğü belli olmayan itici kalıbın Türkiye gibi bir ülkede bulunmaması gerektiğini söylemişlerdir. Senin pis beyninin içindeki pis düşünceyi o pis ağzından dışarı atıp ortalığı bulandırman nasıl özgürlük olabilir? Hele bu pisliği milli manevi değerler üzerine yağdırıyorsan?

38 derece ateşle hasta yatağından kalkarak bunları yazıyorum.

Her dönemin adamı, çanak yalayıcısı, suyun aktığı yönden giden, aşağılık, şerefsiz, haysiyetsiz, omurgasız zümreye daha önce defalarca yazılarımızla cevap verdik. Fetullah’ın akıttığı gözyaşlarından çorba yapıp içen sapığa da adres bildirmesini, kalemlerin çözmediği bu mevzuyu yumruklarımızın çözmesini teklif etmiştim.

Bu karakter yoksunu, babaları şüpheli, kendi adından utanıp heybetli isimler takınanlara da aynısını teklif ediyorum. Değil sayfalarca yazı, ciltlerle ansiklopedi yazsınız bunlar düzelmez. Pis beyinlerinden akıttıkları irinleriyle üzerlerine aldıkları tetikçilik görevini devam ettirler.

Mevcut hükümetin Fetullah zibidisini Amerika’dan getirtemiyor olmasına güvenip, işler yolunda gitmezse biz de kaçarız diye düşünüyor olabilirler. Vatan toprağı sizi kabul etmeyecek kadar kutsal olduğundan buraya gelmenize gerek kalmayacak. Açık tehdittir.

Onlara bir vakıayı hatırlatalım.

Mütareke döneminin kimin altında uyuyup kimin altında uyandığını bilmeyen bir basını vardı. Yani bunların öncülleri. Bir bakıma dedeleri. Bunların en meşhur olanı ise Ali Kemal diye bilinen bir zattı. Bu köpoğlu her fırsatta Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsına, Millî Mücadele’nin Kuvve-i Maneviyesine, verilen emeklerin kutsallığına saldırır, alay eder, salyalarını akıtırdı.

Aradan yıllar geçti Millî Mücadele zaferle sonuçlandı.

İstanbul’a giren Türk Askeri Ali Kemal’i bir berberde tıraş olurken yakaladı. İstanbul’dan Ankara’ya götürülmek üzere trene bindirildi. Yanındaki muhafızı Sakallı Nurettin Paşa’ydı. Tren İzmit istasyonuna girmeden birkaç saat evvel Nurettin Paşa İzmitlilere haber vermiş, istasyona toplanmalarını istemişti.

Tren istasyona ulaşınca da Ali Kemal birdenbire elinden kaçıvermiş, kalabalık içinden kaçmaya çalışırken, vatansever milletimiz olaya müdahale etmiş, her görenin bir tokat attığı Ali Kemal binlerce parçaya bölünmüştür.

Gazi Paşa bu durumdan çok memnun olmamış fakat milletin vicdanındaki karar böyle tecelli etmiştir.

Cebi para gördüğünde oy verenlerin değil, aç kalsa bile Türk’ten taraf olanların ülkesidir burası. O istasyon İzmit’de, Ardahan’da, Mardin’de veya Münih, Paris, Londra’da olabilir. Bu sefer Ali Kemal’in yerinde Niyazi, Mustafa, Kadir, Abdul bilmem ne olacaktır.

Rüzgâr ektiniz, fırtına biçeceksiniz. Çok iyi tarihçisiniz ya bunları tahmin edebiliyor olmanız lazım gelir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone