Şamil Tayyar’ı Üzmeyin

Necip Hablemitoğlu, FETÖ’nün gerçek yüzünü açığa çıkarmak için yıllarca çabaladı, didindi. Başarılı da oldu. Önce yıllarca hocalık yaptığı üniversitede bir masa, bir sandalye bile çok görüldü. Sonra bedel olarak, özellikle “Görmemen gerekeni gördün.” mesajı verilerek sol gözünden vurularak şehit edildi.

Kaşif Kozinoğlu, yüz akımız olan bir istihbaratçıydı. Cemaatin Orta Asya’da ne haltlar yediğini biliyordu. Rapor yazdı. Oralarda cemaat çalkalanıyordu. Hükümet o zamanlar henüz aldatıldığını anlamamış olacak ki cemaate sahip çıkıldı. Kendini feshetme noktasına gelen cemaat paçayı kurtardı. Afganistan’ı Hindistan’la barıştıran adam olan Kaşif Kozinoğlu, Türkiye’ye çağrıldı. Görevini yerine getirme bedelinin yalnızca hapis olmayacağını o da biliyordu. Kalp krizi geçirdiği gün ölsün diye her şey yapıldı. Öldü.

Kardak’ta Yunan’ı elini değdirmeden tokatlayan, Yunan Genelkurmay’ını “Bre malako!” hakaretine muhatap eden Ali Türkşen, FETÖ’nün ordu içindeki casusuna selam vermemişti. Dik durdu, Hasdal’a gönderildi. “Korkmayana hazır Malta!”, “Korkmayana hazır Silivri/Hasdal!” olmuştu.

Akdeniz’de görev yapan Amiraller öyle “One minute!” çekmekle kalmamış, varlığımızı hiçe sayarak taşeron gibi kullandığı Rumlar’la bizi yok saymaya kalkan İsrail’e haddini bildirmişti. Yahudiler’le ölümüne gerilen (!) bir ülkede darbeci ilan edildiler. Kimse yadırgamadığı için hepsi Hasdal’a gönderildi. Her işin başı besmele tabi… Besmele çeken ihanete başlasa “Hayır var.” diye düşünürler.

Gerçekleri açığa çıkarmanın, doğruları cesurca yazmanın karşılığı milletvekilliği, bakanlık, kolayca elde edilebilecek herhangi bir rant değildi. Ölüm ya da hapisti. Kaşif Kozinoğlu için her ikisi…

Birçok insanın yuvası dağıldı. İntihar edenler oldu. Gencecik insanların gençliği, geleceği çalındı. Bir milletin ömründen dava boyunca 7-8 yılı gittiyse, geleceğinden 70-80 yılı gitti. Devlet sırları ortalığa saçılırken devlet dairesinde asık suratlı bir memura denk gelen adam, kuyruk acısıyla “Oh olsun!” dedi. “Kemalizm bitiyor.” dedi. “Cumhuriyet’in, Atatürk’ün sonu geldi.” dedi. Mağdur olan Türk subayları değil, ailesiyle beraber sıcacık evinde dizi izleyen kahvehane dayılarıydı.

Siyasetçiler, her devrin adamı yazarlar, tetikçi hamasetçiler hep mağdurdu zaten… Hele ki Turgut Özal’ın katili her dönem değişiyordu. Yarın Özal’ı sevmeyen bir Hükümet gelse, “Babamı babam öldürdü.” diyecek malum şahıs…

Bir de Şamil Tayyar var. Necip Hablemitoğlu gibi filan değil… Zeki. “Gerçekleri söyleyenin öldüğü Türkiye eski Türkiye.” dedi. Bir dolu kitap yazdı. Ergenekon’un bilirkişisi idi. Bu devirde bilirkişi “sulandırıcı” demektir. Sulandır, teorisyen desinler, milletvekili ol. Yarın bakan, sonra başbakan… Ötesi yok; orada hep reis var. Seni de harcar Şamil Tayyar…

Ergenekon bitti, cemaatin bilirkişisi oldu. Bunu normalde yadırgamamak gerekirdi. Ama yazdığım gibi bilirkişi demek “sulandırıcı” demektir.

Zeki adam işsiz kalır mı?

Yeni kitap yazıyor. “Anti Ergenekon’dan Neo Ergenekon’a.”

Yeni kitap, yeni davaların altyapısı yani…

Önceden PKK, ASALA vs hepsi hayali Ergenekon’un emrinde gibi değerlendirilmişti. Bugün FETÖ de emirlerine girdi demek ki…

Ha bir de bazı prim yapan yalanlardan kolay vazgeçemiyorsanız, bir süre ortalığın yatışmasını beklemeniz icap ediyormuş demek ki…

Üzmeyin Şamil Tayyar’ı. Özellikle “evet” çıkarsa…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone