ŞEHİT MÜHENDİSLER VE SÖZDE MUCİTLER

YusufhanGuzelsoy

2006 yılında dört ASELSAN mühendisinin peş peşe intihar etmesinden sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu zahmet edip bir rapor hazırlamış. Hazırlanan rapor, o zamanlar basına “gerçeği aydınlatamıyor” diye yansımış. O kadar eğitim almışlar, bilirkişi olmuşlar; ama dört mühendisin peş peşe intihar etmesi meselesinin içinden çıkamamışlar. İntihar eden mühendislere dair sadece, psikoloğa gittiklerini biliyorlar. Neyse ki, “Arkadaş bunlar peş peşe psikoloğa gitmiş, gariplik var bu işte.” diyebilmişler. Ama bu da fayda etmemiş tabi…

“Zihin kontrol yöntemi ile psikolojilerinin bozulup intihar edebilecekleri” şüphesini taşıyorlarmış. İlginç.

Şimdi rapora konu olan mühendislerimiz nasıl hayatlarını kaybetmişler, bakalım:

İlk olarak, Kripto Uzmanı olarak çalışan Hüseyin Başbilen (31 yaşında), 5 Ağustos 2006 tarihinde, Ankara Pursaklar’da aracının içinde ölü olarak bulunuyor. Boğazı ve bileği kesilmiş. Açıklamaya göre, iki aylık evli olan Hüseyin Başbilen, intihar etmiş. İki aylık evli bir mühendis, uzman olarak ASELSAN’da çalışmasına rağmen, inanılmaz bir yöntemle intihar ediyor. Mühendis ya, yetenekli nasılsa… Hem boğazını, hem bileğini kesmiş!

16 Ocak 2007’de, Elektrik Mühendisi Halim Ünsem Ünal’ı kaybediyoruz. Üç gün sonra evleneceği öğrenilen henüz 29 yaşındaki mühendis, aracının içinde babasının tabancasıyla başından vurulmuş olarak bulundu.

Bu olaydan sadece 8 gün sonra, 24 Ocak 2007’de, 26 yaşındaki Elektrik Mühendisi Evrim Yançeken, Ankara Batıkent’te ailesiyle yaşadığı evin balkonundan düşerek hayatını kaybetti.

9 Ekim 2007’de tarihinde, askerliğini yapmakta olan Yazılım Mühendisi Burhanettin Volkan, nöbetçi silahı ile kendini vurarak intihar ediyor. Askere gideceği sırada henüz 40 günlük evliydi.

Esas ilginç olan, Hüseyin Başbilen’in hayatını kaybetmesinin ardından, diğer üç mühendis, birer ay aralıkla psikolojik tedaviye başlıyor! Tesadüf mü?

Yine basında yer alan haberlere göre, bu mühendislerin eğitim hayatları, çalıştıkları projeler, psikolojik rahatsızlıkları, gördükleri tedaviler, yurt dışı seyahatleri ve savcılık dosyaları incelenmiş. Aileleri, psikologları, iş arkadaşları ve zihin kontrol uzmanlarıyla görüşülmüş. Ama bu kadar ayrıntılı bir çalışmaya rağmen, intihar mı, yoksa cinayet mi olduğu anlaşılamamış. Aslında bu ayrıntılı çalışmaya rağmen intihar vakası olarak geçen ölümlerin aydınlatılamaması, doğal olarak “profesyonel cinayet” şüphesini doğuruyor. Bana kalsa, şüphe değil, sonucunu doğuruyor. Birçoğunuz için de böyle olduğuna eminim…

Hüseyin Başbilen’in babası Vehbi Başbilen, sonraları “oğlumun intihar ettiğine en başından beri ne inandım ne de ihtimal verdi” demişti. Hayatını kaybeden mühendisin babasının aktardığına göre, oğlu, uzak mesafede daha etkili Kanas projesi, F-16 ve milli tank projesi üzerine çalışıyordu. Üstelik projeleri tamamladığını da ölmeden sadece bir gün önce ailesine aktarmış.

Hadi bakalım…

İntiharların gerçekleştiği günlerde bu mühendislerin kritik projelerde çalışmadıkları söylenmişti. Nasıl olacak şimdi?

30 Kasım 2007 tarihinde, İstanbul-Isparta uçuşu sırasında düşen Atlas Jet uçağında, 6 Nükleer Fizikçimiz hayatını kaybediyor. Hayatını kaybeden bilim adamları “Türk Hızlandırıcı Merkezi Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarları Projesi” dahilinde çalışıyorlarmış.

18 Mart 2010’da, Atom ve Molekül Fiziği Anabilim Dalı’ndan Erzincan Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap intihar ediyor. İntihar etmesinin sebebi, üniversitede düzenlenen yolsuzluk operasyonu. Ardında intihar mektubu bırakan Erdoğan Büyükkasap’ın intihar etmesinden sonra Cumhuriyet Başsavcısı, “rektör bu operasyona dahil değildi” diyor. Tanıyanların çok sevdiği rektör, kasıtlı olarak intihara sürüklenmiş olmaz mı?

26 Ocak 2013’te, Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap ile aynı bölümden olan Bayburt Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Gökhan Budak, önce ilaç içiyor, sonra bileklerini kesiyor ve ardından kendini balkondan aşağı bırakıyor! Olacak iş değil…

26 Ocak 2013’te (tarihte dikkat), ASELSAN Akyurt Tesislerinde mikro-elektronik güdüm ve elektro-optik grubu projelerinde çalışan Hakan Öksüz, trafik kazasında yaşamını yitiyor. Aracın kontrolden çıkması üzerine gerçekleşen kazadan sonra mühendisin aracından ve üzerinden ne telefonu, ne kimliği, ne cüzdanı bulunabiliyor.

15 Ocak 2015’te (yani yine bir Ocak ayı), ASELSAN’da Ölçüm ve Kalibrasyon Mühendisi olarak çalışan Erdem Uğur da evinde ölü olarak bulunuyor. Bir a4 kağıdına “dikkat gaz açık” diye not bırakıp kendini gazla zehirleyerek intihar eden Erdem Uğur, manyetik alan konusunda uzman idi.

Fazlaca şüpheci yaklaştığım düşünülebilir. Ancak ortada şüpheyle bakılacak bir durum yoktur. Memleketin %90’ı da bu ölümlere doğrudan şüpheyle bakmaktadır. Ezici bir çoğunluk için bu ölümlerin neredeyse tamamı cinayettir.

Şimdi bu fedakar mühendislerimiz hayatlarını kaybediyor; yerlerini, “salavatmatik”, “Kur’an dinleyerek büyüyen fasulye”, “küçük lamba ile aydınlanan ekmek teknesi” gibi beyin yakan projelere imza atan İmam Hatipli dâhiler alıyor. Bu projelere imza atanların İmam Hatipli olması, TÜBİTAK’a Hayvanat Bahçesi Müdürü atayan zihniyetin hususi olarak büyüttüğü, destek verdiği bir durumdur. Yani İmam Hatipliler hususi olarak seçilmektedir.

Türkiye’deki siyasal İslamcılar, İmam Hatipleri din açısından faydalı bir kurum olarak görmekten çok, kendilerinin iktidardaki kalıcılıklarını sağlamlaştıran bir kale olarak görmeyi yeğliyor. Bu iktidar sahiplerinin hangi İslamcı partiden olduklarının bir önemi yoktur. Kimilerine göre İmam Hatipleri ele geçiremediği için İmam Hatip’e ve Diyanet’e düşman olan FETÖ, aslında bu amaçla okulları ve kurumları ele geçirmeye çalışmıştır. Ortada Kur’an okumayan, Arapça Kur’an dinleyerek, Cuma’dan Cuma’ya namaz kılarak dini ibadetini yerine getiren toplum varsa, iktidara geçmek için yegane yol olarak da dinin kullanılmasından başka bir yol seçilmesi düşünülemez.

Vaktiyle Hüseyin Nihal Atsız’ın da ifade ettiği üzere, din adamlarının dini konulardaki uzmanlıklarının yanında, bir de bilim alanında uzman olmaları gerektiği düşüncesine taraftarım. Ancak buradaki durum başkadır: Osmanlı’yı yok olmaya sürükleyen, namahrem elini vatan topraklarına süren “haddini aşmış” din adamları, geleceğin Türkiye’sinde yer bulmamalıdır.

Bilimsel projeleri, bilim adamları yürütmelidir. İmam Hatipli öğrencileri siyasi kuruluşlardan uzak yetiştirip Kur’an’daki İslam’ı insanlara öğretecek şekilde yetiştirecek bir zihniyete ve sisteme ihtiyaç vardır. Mevcut sistemde, gerek itikat gerek mezhep bakımından, toplumun önemli bir kısmı bu okullardan yetişmiş, İlahiyat Fakültesi’nden yetişmiş din adamlarının samimiyetine güvenmemektedir. Bunu gözden kaçırmayıp toplumu her alanda yönetmeye talip olan modern putlara dikkat etmek gerekir.

Kunduracıya Fizik bilimini, mahalle bakkalına Matematik bilimini emanet eder misiniz? Öyleyse gerçekten askerlik mesleğine inanmamış İmam Hatipliye TSK’yı, gerçekten dahi olmayan bir İmam Hatipliye de bilim dünyasını emanet edemezsiniz. Türklük bilinci ve şirk anlayışından uzak bir İslam bilinciyle yetişmiş kimse ile de bir sorunum yoktur. İhtiyacımız olan da böylesidir. Partizanlık, siyasi menfaatler, memleketin başına en son FETÖ belasını açmıştır. Gözümüzü açık tutalım ve kaybettiğimiz fedakar mühendislerin yerine canını verecek fedakar mühendisleri getirelim.

Doğrusu budur.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone