SEKELLER NEDEN TANINMIYOR?- Levente G. Borbely

1546327_581510291930252_23598685_n

SEKELLER, TÜRK DÜNYASINDA VE DÜNYA GENELİNDE NEDEN TANINMIYOR?

Sekeller, 1918 yılından beri Romen baskısı ve istilası altında yaşayan bir Türk topluluğudur. Hem kendi geleneklerinden anlaşıldığı üzere ve hem de Macar kayıtlarına göre Sekeller, Hunların torunlarıdır. Fakat Sekeller, Türk dünyasında ve buna bağlı olarak da dünyanın kalanında tanınmıyorlar.

2005 yılına kadar Türk dünyası, kelimenin tam anlamıyla Sekeller hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Yalnızca, üniversitelerin Göktürk yazıtlarıyla ilgilenen birkaç öğretim görevlisi Sekelleri tanıyordu. Onlar da Sekellerin kullandığı alfabe Latin, Kiril ya da Semitik yazıdan farklı olduğu için, az çok bilgi sahibi olmuşlardı. Sekel alfabesinin bir çok karakteri, hala Orta Asya’daki Orhun Vadisi’nde bulunan yazıtlardaki, Göktürkler’in  kullandığı karakterlerin aynısı ya da benzerleridir.

2005 yılında Doç. Dr. İsmail Doğan’ın yazdığı ve Ankara’da Yeni Avrasya Yayınları’ndan çıkan “Atilla’ın Torunları Sekeller” adlı kitap yayınlandı. Ne yazık ki bu kitap sadece 500 kopya basıldı ve büyük çoğunluğu da öğretim görevlileri tarafından alındı. İşte bu kitap, Sekeller hakkında Romanya dışında yazılıp basılmış ilk kitaptır.
Sekelleri, tarihsel ve güncel manada anlatan ilk makale 2010 yılında yayınlandı. Milli Gazete’nin 27 Kasım 2010 tarihli ve “ Atilla’nın Torunları Sekelleri Duydunuz mu?” başlıklı haberinden sonra, Sekeller için durum iyiye gitmeye başladı. Fakat bu iyileşme ve haberdar olma durumu sadece Türkiye’de böyle… Diğer Türkî cumhuriyetler, halâ Sekel varlığından habersizdir.

Sekeller, diğer Türkî halklara çok uzak olmamalarına ve Avrupa gibi çok iyi bilinen bir kıtada olmalarına rağmen, nasıl oluyor da haklarında bu kadar az şey biliniyor, anlamak mümkün değil. Bunun sebebi, Karpatya Dağları ve çevresindeki vadilerde, izole edilmiş halde yaşamaları değil, aynı zamanda tarihsel ve politik birçok talihsiz olayların birleşimi sonucu, yabancı gözlemcilere göre –neredeyse- görünmez hale gelmeleridir. Sekeller, sadece düşmanların baskısı ve istilası altında kalmış değil, bütün insanlar tarafından unutulmaya terk edilmiştir.

Macarlar, 895 yılında Karpatya Limanı’na ilk geldiklerinde, Sekeller zaten oradaydı. Macarlar, Sekel sınırlarına geldiklerinde Sekeller savunmaya geçtiler. 100 yıl süren bu savaş dönemi, aynı zamanda Sekellerin orijinal Türkî dilini de kaybetmek zorunda kaldığı dönemdi.

Hem Macarlar, hem Sekeller savaşmak azminde ısrarlı olduklarını bu 100 yıllık dönemde belli ettiler. Müttefik ulusların teşvikiyle Sekeller barışı kabul etti ve bu olay da Sekel adının tarihten kayboluşu anlamına geldi. O andan itibaren Sekeller, yalnızca Macar ulusunun bir parçası olarak istatistiklere geçtiler. Dünya da zamanla bu adı unuttu. Dışarıdan gelenler, yabancı gözlemciler ve ziyaretiler için Sekeller, Macarların bir kolu olarak kabul gördü. İstatistik anlamında Macar ulusunun nüfusunu kalabalıklaştırdığı için Macarlar da bu durumdan memnundu. Sekelistan da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun büyük göçlerle oluşturduğu bir tampon bölge haline getirildi.

19. Yüzyıl Macaristan’ında en önemli olaylardan biri de kalem savaşlarıdır. Bazı dilbilimci ve tarihçiler, Macarların kökenleri konusunda iki cepheye ayrıldılar. Bir kısmı Macarların Türkî bir ırk olduğunu savunurken, diğerleri –ki bunlar Germen kökenli yabancılardı- Macarların Fino-Ugrik dil ailesinin üyesi oldukları ve Türklerle bir alâkalarının olmadığını iddia ettiler. Şimdilerde okullarında öğretildiği gibi, Fino,Ugrik köken iddiası daha çok destek gördü.

11. Yüzyıldan başlayarak, neredeyse bütün Sekeller, kendilerini güvene almak adına Macar Krallığı’nın doğu sınırlarındaki dağları yurt edindi.  Burası onların Sekelistan’ı kurduğu ve yeniden bir blok halinde yaşamlarını sürdürebildikleri tek yerdi. Kendi dillerini kaybedip, Macarların diyalektiğini konuşuyor olmalarına rağmen, Türkî metinlerini unutmadılar ve etnik kökenlerini unutmadılar. Asimilasyon süreci, burdan daha ileri bir noktaya gidemedi.

Aynı zamanda burada, bölgesel-politik otonomilerini, yasalarını, özel yerel yönetimlerini, sosyal hayatlarının yapı taşlarını ve yüzyıllarca varlıklarını sürdürebilmelerini sağlayan her şeyi oluşturdular. Önce Macarların, daha sonra da Avusturyalıların bütün savaşlarına da katıldılar. Sekeller, savaşlardaki becerileri ve cesaretleriyle ünlüydüler ve bu şöhret Orta Çağ’dan 1848’deki devrime kadar sürdü.

Macaristan idarecilerinin çoğu, Sekellerin otonom hayatlarından ve farklılıklarından rahatsız oldu. Çoğu zamanda baskıyla Sekelleri idare altında tutmaya çalıştılar. Sekellerin bütün direnişlerine rağmen, kurdukları otonomi sürekli zarar gördü. 1867 Antlaşmasından sonra Avusturya iktidarı, 1868 ve 1876 yasalarının özel maddeleri Sekel varlığını bitirme gücüne sahipti.

Bu yasalarla Macaristan iktidarı, vatandaşları arasında dil birliği olan, modern bir ulus tanımı yaptılar. Bu nedenle de Sekellerin Macarca konuşmasını, Macar ulusuna katılmanın temel şartı saydılar. 1000 yılından itibaren, batı komşularını taklit ederek Hristiyanlaşan Macarların, Türkî köklerinden uzaklaşmasının bir sebebi de işte bu dil ayrılığı oldu.

Macaristanlıların (ya da çoğunluğun) aksine Sekeller, kendi köklerini ve bağlarını unutmadılar. Sekelistan, hiçbir tarihte Fino-Ugrik tezine inanmadı. Sekeller, her zaman atalarının, dilleri ve kökenleri hakkında anlattıklarına sadık kaldılar. Batılıları taklit etme heveslisi asla olmadılar. Hiçbir devirde uyum sorunu yaşamadan, kendi gelenek ve görenekleriyle varlıklarını devam ettirdiler.

2. Dünya Savaşı’ndaki Romen işgalinden sonra Macaristan halkı da Sekelleri tamamen unuttu. Transilvanya’yı işgal ettikten sonra Romenler, dünya çapında oldukça başarılı bir anti-Macar propagandası yürüttüler. Maalesef Macaristan buna karşı bir propaganda üretemedi. Bu propaganda başarısının bir neticesi olarak, dünya kütüphanelerindeki kitaplar Macarları Romenlerin özgürleştirdiği yalanını yazar fakat hiçbiri Sekeller’den bahsetmez.

1952’de Sovyetler Birliği, Romen hükümetini Sekellere özerklik vermeye zorladı. Bu özerklik 1968’de sona erdi. Bu, Macaristan’ın Romanya’ya Sekeller üzerindeki üstünlüğünü kabul ettirme konusunda kazandıkları bir zafer gibiydi; çünkü Sekelistan, Sekel Özerk Bölgesi yerine, Macar Özerk Bölgesi olarak adlandırılmıştı. 1989’da komünist Romen diktatörlüğünün devrilmesi sonrasında Romanya’daki Macarlar, Sekellerin kendilerini Macar olarak ilan etmesi konusunda ısrar ettiler. Basın yayın ve hatta kiliselerdeki papazlar bile bu kampanyaya destek verdiği halde başarılı olamadı.

Her şeye rağmen Sekeller resmi olarak tanınmış bir ulus değil ve resmi olarak yoklar!
Son ve en önemli etken de Romen istilacılardır! Sekel varlığını gizlemek için ellerinden geleni yaptılar. Turist broşürleri ve haritalarda bile, Atlaslar ve tarih kitaplarında bile Sekelistan yoktur. İşte bu yüzden Sekelistan bilinmiyor, tanınmıyor. Romanya’yı ziyaret eden bir insan, Sekelistan’ı görmeden ve adını bile duymadan geri döner. Romenlerin kitaplarını okuyarak yetişen bir insan bile Sekellerin varlığından haberdar olamaz.

Sonuç olarak; Sekeller 1000 yıl Macaristan emellerine hizmet etmenin kendilerine ülkelerini kaybettirdiğini ve Romen istilası altında da yok olma noktasına geldiklerini artık anlamış durumdalar. 1990 yılında Genç Sekeller Forumu’nu kurarak Sekelistan bayrağı ve Türkî alfabelerini kullanmaya, aynı zamanda da özerklik için mücadele etmeye karar verdiler.
Bizler, şimdilerde bir fenomen haline gelen- Sekellerin neslinin tükenmediğine tanıklık ediyoruz.
Sekeller, Macarlar ya da Romenler arasında asimile olmamış ve işte şimdi yeniden yükselmeye başlamıştır. Çok yakında bütün dünya, hakkımızda bilgi sahibi olacak!

Levente G. Borbely
Genç Sekeller Forumu Başkanı
Sekelistan 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone