Senden Daha Değerlisi Var

Bu zamanın belası olan bir hastalık her gün bünyeleri esir ediyor.

” Her şey sana göre ve senin için”. “Senin yararına olmayan gereksiz”, “Seni eğlendirmeyen iyi değil”, “Sana sunulmayan yok hükmünde”!
Kısaca; “Senden değerli bir şey yok” algısı.

Televizyonunuzu açın, herhangi bir diziyi izleyin. Şöyle bir şeyle karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek: Başrol oyuncusu toplumda yaşayan bir çok kişiden zengin ve şöhretli. Öyle ki dizilerdeki figüran oyuncular ya kıskançlıkla ya da farklı şekilde ona imrendiğini açıkça belli ediyor. Sevgilisi olan diğer başrol oyuncusu kimse de aynı şekilde. Tüm dizi bir erkek bir kadın üzerine kurulu, onlardan yana olanlar ve karşısında olanlar diye olaylar gelişiyor. Tüm entrikalar onlar üzerine kuruluyor. Dünya, bu iki kişinin çevresinde dönüyor.

Verilen algı açık değil mi? “Dünyanın merkezinde sen varsın ve senden değerli bir şey yok.”

Sadece dizilerde de değil; internet oyunlarında,yarışma programlarında, üniversitede ortamında,piyasaya sürülen birçok şarkıda senden daha değerli hiç bir şey olmadığı algısı..

“İnsanlar öleceğine güneydoğu kürtlere artık verilsin değil mi?! Şehitlere yas tutacak,memleket meselelerine kafa patlatacak vaktin mi var? Daha gezilecek nice yerler,takılacak güzel mekanlar var. Hayatının bu değerli dakikalarını çar çur edip de saçmalayayım deme.
Arkadaşınla aran mı açıldı? Boş ver. Başka birine “kanka” demek kaç dakikanı alacak? Olmadı,geç internette oyununu oyna.Kazan. Sanaldan millete atar yap. Zedelenen egonu güzelce tatmin et.

Sana gelmeyen gebersin, seni eleştiren olmaz olsun! Senden değerli mi? En iyi arkadaş sensin, en çok sen seviyorsun, en büyük acı seninki…”

İşte günümüzde sürekli olarak her an,her yerden pompalanan algı bu olursa; hiçbir şeyden haberi olmayan ya da haberi olmasına ihtiyaç duymayan; ezbere dayalı eğitimde,sıra arkadaşını iki puan geçtiği için kendini başarılı sayan kişilerden;
%25’lere varan boşanma oranından, vıcık vıcık arkadaş ilişkilerinden, burnundan kıl aldırmayan tiplerden ortalık geçilmez olur.

Bir yerde, bu algıya kapılan kişilere hak vermemek de elde değil. Kişi başına en az 5 tane sosyal medya hesabı düşüyor.Düşüncelerini paylaşması için ayrı,resimlerini beğendirmesi için ayrı, nereleri gezdiğinin cakasını atması için ayrı, anını paylaşması için ayrı… Her an herkesle konuşma, ne halt ettiğinden haber verecek şekilde her şey önünde, kendisine sunulmuş. Sistem diyor ki: “Sen keyfine bak. Düşünme,sorgulama. Biz senin egonu fazlasıyla okşarız. Çünkü sen bize böyle lazımsın.”

Diğer taraftan da, içimden susturamadığım bir ses de şöyle diyor:

Terör yüzünden öğretmen,asker, polis.. Vatan evlatlarını her gün toprağa veriyoruz.
Düne kadar her hafta, bir yerde bomba patlıyordu;
Bilimde,felsefede, sanatta yabancının eline bakıyoruz;
Buğdaya kadar ithal ediyoruz…
Ama bunların hepsini midesi hazmediyor… Oturup düşünmesine, sorgulamasına, isyan etmesine yeterli olmuyor. Hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor, belki bir şeyleri değiştiremeyecek de olsa da safını belli etme ihtiyacı hissetmiyor! Allah aşkına! Değil Türklük, bir parça insanlık kalmış olsa böyle mi olurdu?…
Bunu demekle haksızlık etmiş olur muyum? Okuyucu karar versin.
Soydaşlarımızın azımsanmayacak bir kısmı bu mikrop yüzünden hastalanmış durumda. Bu hastalığa kapılanlar tedavi edilebilir mi bilmiyorum. Bildiğim, bu hastalık virüsüne bir ilaç yetiştirilmediği taktirde, nice soydaşlarımız da hastalanacak. Bu hastalığın yerleştiği bünyelerde kişi, birey olma vasfını tamamlayamayacağı için Türkçü bireyler de yetişmeyecek.
Bıkmadan, usanmadan anlatalım: 6 milyar insan bu hayata gelmeyi ve yaşamayı becerebiliyorsa,hayatta var olmak kimseyi özel kılmayacağını;
5 değil, 15 farklı sosyal medya hesabı olsa, yeni bir fikir sunmuyorsa, üretmiyorsa, atalarına olan vefa borcundan habersizse, hiç olduğunu;
Öldüğünde, iki nesil sonra unutulacak olmasına bugünkü takipçilerin engel olmayacağını;
İnsanın, yaşadığı topluma katkı sağlayabildiği kadar değerli olduğunu; İnandığı uğurda, karşılık beklemeden, kimseye yaranma kaygısı gütmeden mücadele edebiliyorsa saygıyı hak ettiğini, varlığına ancak böyle anlam verebileceğini;
Kafasını; ihtiraslarına,rahatı kovalamaya ; sıkıntıdan ve üzüntüden kaçmaya, “anı yaşamaya”,”dolu dolu yaşamaya” çevirmişse, yaşamayı bilmediğini;
Sıkıntılara katlanamadığı,mücadeleden kaçtığı için, yeri geldiğinde üzüntülere göğüs germesini öğrenmediğinden bir çok şeyi kaçırmış durumda bahtiyarlığın yanından bile geçemeyeceğini..
Fikirlerimizde, çizilecek resimlerimizde, söylenecek şarkılarımızda, okunacak şiirlerimizde senden daha değerlisinin var olduğunu haykıralım!

Tek bayrak altında uyanılacak bayram sabahlarını görmek umudu ile tüm soydaşlarımızın bayramını kutlarım.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone