Sıfırlamak

Sayın Cumhurbaşkanı, “Harf devrimiyle her şey sıfırlandı.” demişti. Bu açıklamayla birlikte, siyasal İslamcılar adeta kendinden geçti. Sıfır sorgulama… Sıfır araştırma… Sıfır mantık… Bir ülkede, cumhurbaşkanı yanılabilir de, yanıltılabilir de… Aynı şey, akademik kimliğe sahip kimseler için de geçerlidir. Türklere düşen, bu türlü beyanlar karşısında, “mantık” ve “vicdan” dahilinde sorgulama yapmaktır.

Siyasal İslam, hamaseti sever. Süslü püslü cümlelerle insanları etkisi altına alır. Dinin afyon olup olmadığı tartışılmaya devam etsin, afyonlaştırıldığının kesin kanıtı, siyasal İslamcıların zihniyetidir. Bu nedenle, onlarda “mantık” ve “vicdan” aramak nafile bir çabadır.

Bir kere, harf devrimiyle her şeyin sıfırlanacağı bir çağda değiliz. Tarih boyunca birçok alfabe kullanmış bir millet olarak, bu değişikliklere rağmen, kültürümüze, medeniyetimize, dilimize çok şeyler katarak bugünlere geldik. Bazen birbirinden çok farklı uygarlık daireleri içine girdik. Bunun getirdiği doğal ve yapay değişiklikler, bu değişikliklerin de getirdiği faydalı ve zararlı etkiler oldu. Ancak Türk budun, ezel-ebed ayaktadır. Bu tarz değişiklikler, tarihe yön veren bir milletin doğal hareketleridir; son derecede doğaldır. Bizim “felaket” diye adlandırdığımız doğal olaylar ise devamlılığı sağlar. Geçmişin -kimi kimselerin- tapındığı ünlü medeniyetlerinin kaçı ayaktadır? Ayakta kalamayan kaç medeniyet, toplamda kaç defa çeşitli uygarlık dairelerine girmiştir? Üç kıtada sürekli bir hareketlilik içinde olan kaç millet vardır? Bu soruları şu sebepten soruyorum: Biz, Hint-Avrupa ırkçılarının bazen överek bazen yererek ama her zaman art niyetle yazdığı üzere, sürekli etkilenmiş fakat etkilememiş; sürekli değişmiş fakat değiştirmemiş bir millet değiliz. Tüm bunlar, çok sağlam bir köke, çok sağlam bir medeniyete sahip olduğumuzu gösterir. Gerisi, ister sağdan ister soldan, nereden olursa olsun, aşağılık kompleksine kapılıp gitmiş, yabancı dalkavukluğunu kendine meslek yapmış sırıtıkların işidir.

Osmanlıdaki okuma yazma oranı ne olursa olsun, harf değişimiyle bir sıfırlama yapmak mümkün değildir. Mesele, eğitimin sürekliliği ve Yeni Osmanlıcıların öne sürdüğü gibi okuyabilmek meselesidir. Cumhuriyet, bu konuda yaygın ve sürekli bir eğitim sistemi oluşturmuştur.

“Stemmatik” kavramından habersiz akademisyenlerin yaygın olduğu bir ülkede, sorunun eski harfleri okumak olduğunu zannedenleri anlamak mümkün değildir. Bir metni dümdüz okumak yerine varsa birden fazla nüshasıyla karşılaştırmak ve tarihi süreç içerisinde değerlendirme mantığından yoksun kimseler, “Atalarımızın yazdıklarını okuyamıyoruz.” diye şikayet etse ne olur? Nasıl ki bakmak ve görmek aynı şey değilse, okumak ve anlamak da aynı şey değildir. İkisi de zeka ve mantık gerektirir.

Gözden kaçan bir diğer nokta ise, gelenekçiliğin tarih bilinciyle karıştırılıyor olmasıdır. Geleneklere hurafe karılabilir ama tarih bilinci hurafeyi reddeder. Milli, dini ve medeni bütün vasıfları hurafeye bulanmış aklı selim dairesi dışında kalan kimseler, tarih okuyoruz ya da biliyoruz, hatasına düşmesin. Tarihi olayları da bir belge gibi analiz etmek gerekir.

Osmanlıda ilk müzenin ne zaman kurulduğunu sormadan, tarihi eser bilincinin ne düzeyde olduğunu merak etmeden, hurafeyi kafasından söküp atmadan, “Tarihi unuttuk” diyemezsiniz. Öncelikle kendinize, “Tarihi biliyor muyduk?” diye soracaksınız.

“Dedemin tarihini okuyamıyorum” diye şikayet etmek yerine, “Dedem tarih okuyor muydu?” diye soracaksınız. Türkoloji konusunda gelinen noktayı, cumhuriyet öncesi ve sonrası bilinçle kıyaslayacaksınız. Kusura bakma Muharrem Amca… Senin deden de tarihi bilmezdi. İster geçmişte, ister bugün olsun; tarih bilmemek, zihniyet işidir. Bugün harf değişti diye ağlıyorsan, dün elde ne kadar kaynak olduğunu ve halkın ne kadar yararlanabildiğini sorgulayacaksın.

“Sıfırlanmak”, harf değişikliğiyle değil, özünden uzaklaşmakla olur. Sayın Cumhurbaşkanı, olaya bu açıdan bakmalıdır.

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone