Şiraze ve Topuz

Şiraze, kitap ciltleme işinde kullanılan ve kitabın yapraklarını bir düzen içinde tutmaya yarayan bez şeridin adıdır. Bu şerit doğru, düzgün çekilmezse muhafaza ettiği yaprakları düzgün durmaz, dağılır. Şirazesi Kaymış deyimi de buradan gelir. Temeli yanlış yapılan bir işin veya temeli çürük olan bir kişinin dağılacağını, bozulacağını anlatmak için kullanılır.

Topuz ise birçok anlamı olmakla beraber, benim kastettiğim manasıyla eski tip tartı aletlerinden olan kantarda bulunanıdır. Bu topuz kantarın göstergesindeki dengeyi sağlar ve doğru ölçüm yapmaya yarar. ‘Kantarın topuzunu kaçırmak’ deyimi de buradan gelir. Olmadık işler yapan, haddini aşan, saçmalayan insanlar için kullanılır.

Bu bilgileri neden verdim? Kısaca izah edeyim.

Birkaç gün önce ‘Milliyetçi’ olarak bilinen iki sanatçı konser verdiler. Partilerinin tutumu olan oy cinsinin çıkarı için sahneye çıktılar. AKP’nin özelleştirmelerine itafen ‘Satan Satana’ diye şarkı yapmış adam sahneye çıktı. Tayyip Erdoğan’la karşılıklı küfürleşmeleri +18 etiketiyle yayınlanmış partinin gecesinde o Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı salona asıldı.

Şiraze ise en baştan yanlış dikilmişti. Türk-İslâm sentezciliği hem fikri hem hareket bakımından Türk milliyetçiliğinde kapanmaz yaralar açtı. Şirazenin yanlış yapılması uzun vadeli sıkıntılar meydana getirir. Bunun meyvelerini şimdi topluyorlar.

CHP ise Atatürk’ten sonra kantarın topuzunu kaçıran partilerdendir. Partinin 6 okundan biri olan, Halkçılık ilkesini, sosyalistlik, komünistlik sananı mı dersiniz, bir diğeri olan Laiklik ilkesini, dinsizlik anlayanı mı istersiniz, hepsi mevcuttur. ‘Türk’ün gücünü göreceksiniz!’ diyen polise dava açılmasını isteyen CHP’li vardır. Anti militarist yani askerlik karşıtı olan CHP’li mevcuttur. Bunların son icraatı ise kuliste Binali Yıldırım’la çay içip, ‘Şu yasa teklifini geri çeksene reis’ gibisinden muhabbetlere girmeleridir.

Şirazesi kısmen doğru olsa da, topuzu haddinden fazla kaçmış olan partinin adı CHP’dir.

AKP’ye gelince. Derin bir nefes alıp başlamak lazım. 12 Eylül referandumundan önce Pehlivanoğlu’nun mektubunu ağlayarak okuyan, daha sonra Bozkurt benzetmesine ‘köpek’ diyen kurucu genel başkanlarıdır. Milliyetçiliği ayaklarının altına alan, Türkçeyi aşağılayan (‘Türkçe ile felsefe yapılamaz) aynı kişidir. Devletin en önemli sırlarını barındıran Kozmik Oda’nın kapılarını Fetullah’ın köpeklerine açanlar, Fetullah yurt diksin diye(!) Ankara arazilerini peşkeş çekenler, özelleştirme adı altında ‘Ülkeyi pazarlayanlar’ yine bunlardır.

Bugün Binali Yıldırım’ın Bozkurt işareti yaptığı salonda birkaç yıl önce Ülkücüler için; ‘Irkçı, kafatasçı’ gibi yakıştırmalar yapılmıştı. Devlet Bahçeli’ye ‘şerefsiz’ denilmiş, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’na benzer hakaretler edilmişti.

‘Türklüğümün bir faydasını görmedim’, ‘Türklükle hesaplaşıyoruz’, ‘Türk diye bir ırk yok’, ‘AKP ile hepimiz Türk olmaktan kurtulduk’, diyen adamlar bugün Binali Yıldırım’ın bozkurt yaptığı salonda vaktiyle göbeğini kaşıdı, ihale geliri hesapladı.

Anlayacağınız, ne topuz ne şiraze, kantar da kitap da yok ki şiraze, topuz olsun.

Şimdi bunların hepsini birbirine karıştırın. Bahçeli her şeyin üzerine sünger çeksin, Binali Yıldırım Bozkurt çeksin, Tayyip Erdoğan’ın iki lafından biri Gazi Mustafa Kemal olsun, Kılıçdaroğlu, ‘Ülkücüyüz’ diye beyanda bulunsun, MHP konserinde Tayyip Erdoğan’ın posteri asılsın.

Türkiye’de siyasetin, şirazesi, topuzu bu durumda. Şirazesi kaymış kitap dağılır, topuzu kaçan kantar doğru ölçüyü vermez. Tabi yine de karar sizin. Kutlu demokrasiler!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone