Siyasal İslamcı Zırvaları

YusufhanGuzelsoy

İsrail’in Türkiye’deki en büyük müttefiki siyasal İslamcılardır. Giriş cümlesini ilk defa okuduğunuzda “O kadar da değil.” diyebilirsiniz, bu doğaldır. Çünkü siyasal İslamcı kendini daima İsrail düşmanı olarak tanıtır, söylemlerini de daima İsrail karşıtı cümlelerden meydana getirir. İçi bomboş romantik söylemlerin tek amacı ise İsrail dostluğunu gizlemektir. Eğer Türkiye’deki en keskin ve en romantik siyasal İslamcılardan görünen Davutoğlu’nun bir ara danışmanlığını yapan Etyen Mahçupyan’ın hangi Yahudi aileyle bağlantılı olduğunu araştırırsanız, siyasal İslamcıların İsrail’le bağlantısını sağlayanların azınlıklardan seçildiğini ve bu doğrultuda azınlıklara verilen tavizlerin derin sebeplerini fark edebilirsiniz.

Siyasal İslamcıların genel karakteristiği “dönme” üzerine kuruludur. Yeri geldiğinde en yakınlarını harcarlar, yeri geldiğinde bindikleri dalı keserler. Mustafa Kemal Atatürk’e ve çalışma arkadaşlarına saldırıp İslamcı söylemlerle rant sağlar ve şeriatçı kesilirler. Ancak ABD ve AB’ye en büyük tavizler hep onlar tarafından verilmiştir. Menderes’in hilafetçi kesilip Ortodokslara verdiği tavizler; Özal’ın kendi bakanına haber bile vermeden Türkiye’yi AB’ye tek taraflı bağlayan Gümrük Birliği anlaşmasına imza atması; son olarak da Tayyip Erdoğan’ın “Hangi birini saysam?” dediğim azınlıklara taviz üstüne kurulu politikaları…

Özellikle “Biz Osmanlı torunuyuz! Müslümanız!” diye geçinenlerin Lozan’a gelene kadar Özal’ın imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının ne anlama geldiğine bakması gerekiyor. Bakarlar mı? Bakmazlar. Tarih bilmeden memleket meselesi konuşmaya çalışmak onların marifetidir. Rivayetlere dayalı siyasi olaylar üzerinden yorum yapmak onların marifetidir. “Bu ülke Müslüman diye Menderes’i astı!” diye zırvalayıp besleyip büyüttükleri cemaatin darbe girişimi ve katliamı sonrası pişkinliğin dibine vurmak yine onların marifetidir. Kısaca siyasal İslamcılar için zırvalamak büyük marifettir. Esasında zırvalamak tüm romantikler için en büyük marifettir.

Romantizm, hangi görüşten olursa olsun kendisini şiddetli bir duygu olarak taşıyan insanı kör eder. Bunları yazarlık mahlası ve sosyal medya hesap ismi olarak seçtiği “Vladimir Stalin Mao Hainim Tavariş”, “Kökten Kelgen Alp Bilge Tengri Boyka Şad”, “Enes bin Malik bin Taha bin Cebeli Tarık bin Endülüslü Osmanlı Torunu” gibi isimlerden ayırt etmek mümkündür. Bu romantiklerden sonuncusunu elinden gelse kendine bütün Arapça isimleri mahlas seçecek olmasından ötürü siyasal İslamcı diye ayırt edebilirsiniz.

“Enes bin Malik bin Taha bin Cebeli Tarık bin Endülüslü Osmanlı Torunu”…

Bu isimden yola çıkarak ilk İslamcı zırvasına değineyim. Ne Arap dili ne de bu dilden alınan isimler kutsal değildir. Birtakım soysuzların “Türkçe isimler hayvan isimleridir. Bu yüzden çocuklarınıza Türkçe isim vermeyin.” şeklindeki hutbelerine kanmayın. Osman ismi “yılan yavrusu” anlamına gelmektedir. “İlla Kur’an’dan isim alın.” diye sömürü yapmalarına da kanmayın. Kezban ismi “yalancı” anlamına gelmektedir. “Bunlar İslam’a hizmet edenlerin isimleridir.” hamasetine de kanmayın. Halid bin Velid fetih yapmış da Alpaslan yiğitlikte geri mi durmuş? İslam’ın bin yıllık bayraktarlığını yaptığımızı söyleyerek ortalıkta gezen Emevi tohumlarının ikiyüzlülüğüne bakın. Sonra “Türkçe isimler İslam öncesi isimlerdir.” diye din sömürüsü yapmalarına da kanmayın. Halife Ömer veya Halife Ali’nin İslam öncesinde de isimleri aynen bunlardı. Hz.Osman müşrik saflarında iken yine adı Osman’dı. Kaldı ki İslam öncesine bakacaksak bütün Arapça isimlerin putperest ismi olarak görülüp İslam’dan sonra tüm Arapların isim değişikliği yapması gerekirdi.

Tatlı su milliyetçisinin, siyasal İslacımının ve pek tabi komünistin dilinden düşürmediği bir söylem var. Kullanmayanları dövüyorlar galiba… “Ama Türk olarak gelmek bizim elimizde değil, Türk olarak doğmayabilirdik, ırkçılık yapmayalım… Irkların bir önemi yok…” Defalarca kere cevap verdim, ancak bir yerden sonra tekrarlamak gerekiyor. Bir de kendisine gelen hep aynı konuda yazılmış mektuplara aynı nasihati veren köşe yazarı gibi cevaplamak gerekiyor. Saf vatandaşım benim… İnsan olarak dünyaya gelmek senin elinde miydi? Hayvan olarak da yaratılabilirdin. Hümanistlik yapıp niye hayvanları ayırıyorsun? Hayvanları ve hayvanseverleri gocundurma! İnsan gibi davranıp hayvanlara saygısızlık yapmayalım. Onlarla evimizi, koltuğumuzu, yemeğimizi paylaşalım. Evimizin kapılarını da kıralım. Ne kadar canlı varsa hepsi içeri doluşsun. Ne gerek var insancılık yapmaya?

“Siz ırkçılık yaptığınız için Kürtler dağa çıkıp terörist oluyor.”

Gelelim kırılma noktasına!

“Irkçılık haramdır.” deyip aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine düşüren siyasal İslamcılar ne kadar masum görünüyor, değil mi? İlişmeyin, suçsuzdurlar. Ne FETÖ’den, ne PKK’dan hiç haberi yoktur garibanların… Bu ülkeye ne zarar verdiyse hep başkaları yapmıştır. Türkçe Olimpiyatları mı? O da ne! Oslo’da görüşme mi yapılmış? Ne zaman! (İspat etmezsen şerefsizsin.)

Mezhepçiliğini Alevilerin genelde solcu olmasına ya da bir kısmının Kandil’de olmasına dayandıran İslamcı, bu durumu mezhepçilik yapıyor olmasına bağlıyor mu? Öncelikle Yavuz ve Şah İsmail arasındaki mücadele bitmiş, acı olaylar yaşanmış, bir zaman sonra millet yaralarını sarmaya başlamıştı. Sonra ülkemizde dinci ve enternasyonel kızıllar türeyince, milli mücadelede beraber olan bu milletin evlatları yeniden romantik söylemler yüzünden ayrışmaya başladı. “Irkçılık yapmayın.” diyen iki kitleden biri Aleviliği ayrı din, diğeri de ayrı ırk haline getirme çalışmasına başladı. Bilinçli Türk evlatları bu oyunu bozacaktır.

Bir gün şu olaya tanık oldum: “IŞİD’e bak küçücük çocuğun kafasını kesiyor. Bu İslam’da yok.” diyen bir 2023-Geleceğin Nesli Mankurt robotuna “IŞİD Türkiye’ye gelip Alevileri kesmekle tehdit etmiş.” cevabını verdiğimde, bu gelişmiş robot aynen şöyle demişti: “Gelsin gelsin iyi olur.”

Robot işte… Ne özellik yüklersen ona göre konuşuyor.

Daha çok zırva var ama uzatmak istemiyorum. Yazımı Ötüken’den Semih Özdemir’in şu tespitiyle noktalıyorum:

“Eskiden, kızlarımız üniversiteye başörtüsü yüzünden gidemiyor derlerdi.
Başörtüsü üniversitelerde serbest hâle geldi. Bu sefer üniversiteler fuhuş yuvası, kızlar okumamalı demeye başladılar.
Eskiden, kızlarımız açık kıyafetlerle spor yapmasın günah derlerdi.
Başörtüsü spor müsabakalarında serbest hâle geldi.
Bu sefer başörtüsü ile spor mu yapılır diyorlar.
Mekkeli müşriklerin davranışları, bu örümcek kafalı bedevilerden daha tutarlıydı.”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone