Siyonizmin İlk Öncüsü: Yasef Nassi

Bir kitap çalışması için araştırmaya koyulduğumda öğrendiğim ilk gerçek, siyonizmin siyasal kurucusunun Theodor Herzl olmadığıydı. Yine Theodor Herzl’in izlediği yol ve varmak istediği hedefle esas kurucunun izlediği yol ve varmak istediği hedefin aynı olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Yahudilerin Kudüs’e geri döndükten sonra meydana getirdiği toplumsal disiplin zaten biliniyor. Şaşırtıcı olan, siyasal anlamda da yıllarca aynı yolları izlemeleri ve sinsiliklerini mümkün ölçüde açığa vurmamalarıdır.

Yazının başlığında “Siyonizmin İlk Öncüsü: Yasef Nassi” ifadesini kullandım ama bundan da şüpheliyim. Çünkü Nassi öldükten sonra onunla aynı yolu izleyenler olmuş. Öyleyse muhtemelen Nassi’den önce de siyasal anlamda öncülük görevi üstelenen kimseler olmuştur. Durum onu gösteriyor.

İleride daha ayrıntılı biçimde bu şahsı yazacağım fakat şimdilik hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Yasef Nassi, Mendes ailesine mensuptur. Mendes ailesi, başta İspanya’da yaşıyor. Fakat 1492 yılında Yahudi düşmanı engizisyon başlayınca baskıdan kaçıp Portekiz’e yerleşiyor. Nassi, 1520’de burada doğuyor. Esas adı Yasef Nassi olmasına karşın o dönemki baskı sebebiyle Don Juan Miquez adını kullanıyor.

Portekiz’de de aynı engizisyonlar kurulunca Mendes ailesi bu sefer 1536’da İtalya’ya, Papalık merkezi Ancona’ya yerleşiyor. Oradan da 1553 yılında İstanbul’a geliyor; tam 500 kişi… Yasef Nassi İstanbul’da son derece nüfuzlu bir kadın olan Halası Dona Gracia’nın kızıyla evleniyor. Sonra Gracia’nın adına İstanbul’da bankalar açıyor ve zenginleşmeye başlıyor.

2.Selim’in karısı ve 3.Murat’ın annesi olan Yahudi asıllı Nurbanu Sultan’dan destek alarak sarayla iletişim kurmayı başaran Nassi, kendisini Kanuni’ye sevdirmeyi başarıyor. Kanuni Sultan Süleyman onun zekasından etkileniyor ve kendisine “Frenk Beyi” unvanı veriyor. “Frenk Beyi” boş durmuyor.

Bir Yahudi’nin saraya girdiği ve boş durmadığı tarihe dikkat edin. Kanuni’nin son dönemi…

İşte bu dönemde “Frenk Beyi” ve Selim’in anasının çalışmalarıyla Şehzade Beyazıd’ın veliahtlığı geçersiz kalıyor. Selim’in destekçileri artıyor. Artık hayatının son günlerini yaşayan Sultan Süleyman, 50 bin sikke ve 30 bin düka altını oğlu Selim’e göndermek istediğinde bu görevi Yasef Nassi’ye vermişti. Sultan Selim’e kendini sevdiren Yasef Nassi’nin yeni unvanı da böylece müteferrika oldu. Müteferrika, padişah ve şehzadelerle doğrudan görüşen kişi demektir.

Özet geçeceğim için çok uzatmayacağım.

Frenk Beyi, Osmanlı’ya hizmetlerini elbette karşılıksız yapmamıştır. Osmanlı’ya, Türk devletine, Türk vatanına karşılıksız hizmet edenler, sınırda baş alıp baş veren Türk beyleri idi. Yasef Nassi, yeri gelmiş ferman yazdırılmasını sağlayarak Avrupa’daki Yahudileri himaye ettirmiş; yeri geldiğinde de kendisine borcunu ödemeyen Fransa’nın doğu denizlerindeki gemilerine el koydurmuştur. Esas işi ise, padişahı ikna ederek Filistin’de bulunan Tiberias’ı kiralamak ve Yahudileri bu bölgeye çağırmak olmuştur!

Burasını Kanuni’den 1561’de “imtiyazlı” bir bölge olarak almıştı. Çeşitli tarihlerde çeşitli ülkelerden topraklar satın almış, Filistin’den elde ettiği Tiberias dahil olmak üzere pek çok yerde Yahudilere bir ülke kurmaya çalışmıştı. Ancak yaptığı göç çağrıları cevapsız kalmış, kendisi de yaşamının son yıllarında gözden düşmüş ve ümitsizlik içinde ölmüştür. Kendisinden sonra Solomon Ben Ayesh gibi Yahudiler -onun kadar başarılı olmasalar da- aynı amacı gütmüş ve Filistin’le, Kudüs’le ilgilenmiştir.

Neden yazdım?

Düşman değişmiyor. Gelişiyor ama değişmiyor. Ülküsü ve bunun uğrunda meydana getirdiği düşmanlıklar değişmiyor. Uyumuyor. Uyutmaya çalışıyor ama uyumuyor. Rakibini uyutmaya çalışıyor ama huzurlu bir uyku geçirmesini de istemiyor. Ne esas düşmanın kendisi olduğunun bilinmesini ne de esas düşmanının kim olduğunun doğru bilinmesini de istemiyor. Amacından vageçmiyor. Fitne yayıyor, bölüyor. Sarayın varsa sarayına, dergahın varsa dergahına, evin varsa evine, yatağın varsa yatağına kadar sızıyor.

Sonra sana diyor ki:

-Hadi canım! O kadar da değil… Bunlar komplo teorisidir. Sen benim elimi tut, ben sana dünyadaki cenneti vadediyorum.

Eli tutanlar kendi milletine düşman oluyor. Tarihten bihaber olan kendi milletine düşman oluyor. Mesela vatan toprağına söven, dağına taşına hakaret eden partizan soytarılar türüyor. Ün uğruna, para uğruna, rant uğruna milletini satanlara yazıklar olsun.

Sözü noktalayalım.

Theodor Herzl, siyasal İslamcıların kasten ilk ve son siyonist gibi gösterdiği kişidir. Siyonizmin sinsi bir kamuflesidir. Siyonistlerin bu vatanın sahiplerine, yani büyük Türk ordusuna ve onun milletine saldırması son iki yüz yılın değil, belki bin yılların meselesidir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone