Siz Kimin Safındasınız!

Yeni anayasayı kabul eden kesimin üç propogandası var: Birincisi, Türkiye için, Türklük için “evet” dediğini iddia eder. İkincisi, Haçlıların ve dahi terör örgütlerinin “hayır” dediğini, bu seçenekten yana olanların da bunlarla aynı safta olduğunu iddia eder. Üçüncüsü ise küfür ve hakaret üzerinedir. Sadece ithamda bulunulur. Üçüncünün nedeni yavuz hırsızın ev sahibi bastırmaya çalışmasıdır. Her üç iddia da yeni anayasanın kabul edilecek bir tarafı olmamasından kaynaklanır. Başka bir sebebi yoktur.

İlk olarak şunu soralım: Yeni anayasanın Türklüğün bekasını mümkün kılacak maddesi hangisidir? Nedenleriyle bize açıklansın. Var mı bunu yapan? Yok.

-Siz Türklüğün bekasını istemiyorsunuz!

-Hayır, biz şahısların bekasına inanmıyoruz. Türklüğün en nihayetinde tekrar değiştirilebilecek bir anayasaya ve onun maddelerine sığdırılması söz konusu olamaz. Bugün Türklüğün bekası için getirildiği iddia edilen bir madde yarın başka bir değişiklikle kaldırılınca ne olacak?

Türklük yine yoluna devam eder, ama bu değişikliğe ortak olan hiç kimse önümüzdeki yıllarda bu vebalin altından kalkamaz!,

İkinci sorumuz: Türk milletini çok iyi tanıyan Haçlılar ve tetikçileri olan terör örgütleri, “hayır” seçeneğinden yana olsa, buna karşı tavrını açıkça ortaya koyup “evet” tercihini yükseltir mi? Algı operasyonu deyip duruyorsunuz, bunun cevabını düşünüp öyle verin.

“Türkler yok olmadan Hristiyanlar rahat etmez.” diyen Papa Cixtus’un heykelinin altında Haçlı anayasasını imzalayan, Haçlı seferlerini de kültürel bir hareket olarak gören siyasilerin bunlara karşı mücadele ediyor görünmesi sizi etkileyebilir, bizi güldürüyor. Soru içinde soru: Her savaş sonucu kültürel etkileşim olur. Neden İslam dünyasının en çok sıkıntı yaşadığı Haçlı seferleri? Bu anlayış Fetullah’ın “Haçlıların ülkenizi işgal etmesi o kadar kötü değildir.” anlayışından farklı mıdır?

Üçüncü sorumuz: Sizin önemli olan nedir? Sosyal medyada -gerçekte yapamıyorsunuz- yapılmış paylaşımların altında sadece küfür, hakaret ve itham dolu yorumlar yaparak bireysel haklılık davası gütmek, dolayısıyla gerçekler görmezden gelerek Türk’ün menfaatlerini hiçe saymak mıdır? Bu kadar mı acizsiniz?

Filanca vatandaş “Ben “hayır” tercihinden yanayım. Filanca madde ve diğer değişiklikler tek bir şahıs için getiriliyor.” diye fikir belirtiyor, onun fikrine “Sen Haçlıların safındasın!” diye itiraz geliyor. İthamda bulunan şahsa sorsanız, kendisi pek Müslümandır. Ancak ithamının ispatlanmaması durumunda iftiraya girdiğini göremeyecek kadar da zır cahildir.

Dördüncü sorumuz: Devletin her türlü imkanlarını yasadışı biçimde kullanmak ve “hayır” tercihinde bulunan insanlara her alanda ambargo uygulamak neyin göstergesidir? Türkiye, Hollanda ve Almanya sömürgesi midir?

Elbette Allah’ın da bir hesabı vardır. Türk vatanında Türk’e ambargo koyar, kendi vatandaşlarına hakaret ve iftirada bulunur, onları terörist ilan edersen, Allah seni Haçlı vatanında rezil eder. Türkiye’de kürsü devir, elektrik kes, mitingleri sabote et, yayın yasağı koy, devletin imkanlarıyla “evet” yazılı yardım paketleri dağıt, reklam panolarının kullanılmasını bile engelle, sonra çık Hollanda “faşist” de. Soru içinde bir soru daha: Hükümetin aklını kullanan insanlara karşı açıkça aklını kullanmayan insanları hedef kitle seçmesi, bunların oyunu korumaya yönelik oynaması, akıl sahibi insanlar karşısında aşikar biçimde yalan söyleyecek noktaya gelmesi, hiç mi zorunuza gitmiyor?

Beşinci sorumuz: Oslo görüşmelerinin ses kayıtlarını dinlediniz mi? Böyle bir zahmet içerisine girdiniz mi?

Hükümet tarafından görevlendirilen sayın Hakan Fidan ve Afet Güneş Hanımefendinin o görüşmelerde benimsediği tavır hiç mi zorunuza gitmedi? Sayın Fidan diyor ki: “Filancasıyla konuştum, bana dedi ki ‘Örgüt sempatizanı olmayan mı var?'”

Bunu söyledikten sonra gülüyor.

Afet Güneş Hanımefendi ise “Metropollerin her tarafına bomba koydunuz, hepsinden haberimiz var.” diyor ve alaylı tavırla cevap veren PKK’lıya “Çözüm için bunları görmüyoruz.” diyor.

Sürecin sonra ermesinin ardından bugüne kadar yapılan saldırıların, şehitlerin ve gazilerin, sivillerin hesabını kim verecek? Tabi ki siyasi iktidar verecek. Vermemek için yeni anayasa yapıyor, yargıyı kendine bağlıyor, siz hala “PKK’lılarla aynı saftasınız.” diyorsunuz.

Hiç mi gücenmiyorsunuz?

Altıncı sorumuz: “Liderim bilir, ben bilmem.” diye düşünebilirsin. Bu da bir tercihtir. Fakat çıkıp da “Ben bilmem.” dediğin, “Bir bildiği vardır.” diyerek kestirip attığın bir konuda nasıl olur da konuşmaya, millete propoganda yapmaya cüret edersin? Hakaret, küfür, itham da seni kurtarmaz. Her şeyin bir bedeli, herkesin bir planı, her cahilin bir akıbeti vardır. Siyasetçinin en büyük yeteneği yarı yolda bırakmaktır.

Hollanda’dan şimdiden sesler yükselmeye başladı: “Sayın Cumhurbaşkanım bize sahip çıkın!”

Dua edin de Hollanda tazminat olarak kapıyı 20 milyon dolardan açmasın.

Yedinci sorumuz: Rauf Denktaş’ı ülkeden kovan adam, “Git kendi ülkende miting yap!” diyen adam, Barzani’ye Türkiye’de seçim çalışması yaptıran adam, Hollanda’yı, Almanya’yı Nazi diye eleştiriyor. PKK ile Barzani’yi kıyaslayıp hangisinin daha az düşman olduğuna göre mi karar veriyorsunuz?

PKK bölücülük derdinde de Hizbullah’ı Kürt-İslamcı olduğu için mi destekliyorsunuz?

Sekizinci sorumuz: Dün “Seni divan kurup yargılamazsam namerdim!” diyen sayın Bahçeli, bugün Tayyip Beyi destekliyor. Dün Ülkücülere “şerefsiz” hakaretinde bulunacak kadar saldıran, Bozkurt’a “it” diyen Tayyip Bey de sayın Bahçeli’yi destekliyor. Sen bunların devlet için bir araya geldiğini düşünüyorsun. Haçlı şimdi mi Haçlı oldu? Devlet şimdi mi söz konusu oldu?

Dokuzuncu sorumuz: Sayın Bahçeli için -ne alakaysa- Hollanda olayları üzerine “öngörü sahibi” diye propoganda yapanlar var. Bunların durumunu “Çok önemli bir iş için beş lira lazım!” deyip alelacele açıklama yapmadan para isteyen adamlara benzetiyorum. Parayı kaptı mı, uçup gidiyor. Neden bu parayı istedi, niye böyle acelesi var, sorabilen yok tabi…

Sayın Bahçeli öngörü sahibi ise, Petrol Ofisi’nin satışını neden engellemeye uğraşmadı? Adamlar parayı bastı, Petrol Ofisi’ni aldı, seni de kapının önüne koydu. Devleti rezil ettin, sonra çıkıp devletin itibarının söz konusu olduğunu öne sürdün. Diğer yandan sayın Bahçeli bilge biri ise, neden kendi devletinin kanunu çiğneyerek “Gerekirse yurtdışına giderim.” diyor. Bu bir öngörü değildir. Panik halidir.

Onuncu sorumuz: Referandum yapıldı, diyelim. Sonuç “hayır” çıktı. Mevcut Hükümet ve destek çıkan muhalefet partisi liderleri, anayasa değişikliğinin meclise getirildiği günden bu yana mevcut yasaları mütemadiyen çiğnedi, çiğniyor. Bunlardan ötürü yargılanacak, hesap verecek midir?

On Birinci sorumuz: “Hayır” dediğini iddia ettiğiniz HDP, tek başınıza iktidarı kaybedince düşman oldu. Değil mi?

Son sorumuz: Siz kimin safındasınız?

Dün “hain” dediğinizin bugün devlet için anayasa yaptığına sizi inandırabilen şey nedir?

***

Mevcut konu dışında bir sorum daha olacak: Referandum ve Suriye’deki gelişmeler arasında bir bağ var mıdır? Suriye’de kaybeden Neoconlar, Türkiye’de ne yapmaya çalışmaktadır?

Bunlar sanıldığından daha mühim meselelerdir. Belki referandum bile olmayabilir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone