Siz Neyin Davasındasınız?

Barbaros Şansal linç edildi. Türkiye’de meydana gelen terör saldırıları sonrası çektiği bir videoyla Türkiye’ye türlü hakaretler yağdırmıştı. Gezi olayları sırasında “Ağacın tepesindeki Gök Tanrı” gibi uyduruk ifadelerle söyleşi verdiğine tanık gördüğüm günden beri cins bir insan olduğunu biliyordum. Şimdi birçok insanla beraber sadece cins olmadığını, ruh hastası olduğunu da öğrenmiş oldum.

Neden bütün Türkiye ile değil de birçok insanla birlikte?

Anlatayım.

Türkiye’de öne sürdüğü fikir ve ortaya koyduğu tepkiyle diğerlerinden sıyrılan oldukça tuhaf bir kitle var. Bu kitleye mensup insan, ülkede terör olayı meydana gelir, ülkeyi terk edeceğini beyan eder. İki kişi televizyonda tartışır, katılmadığı kişinin fikirleri sebebiyle ülkeyi terk edeceğini beyan eder. Bekleme kuyruğunda son sıraya kalır, ülkeyi terk edeceğini beyan eder. Hava sıcak olur, soğuk olur, ülkeyi terk edeceğini beyan eder.

Ama terk etmez.

Elini bir taşın altına da koymaz.

Atatürk’ü güya çok sever ama Atatürk’ü zerre tanımaz.

Hükümet ile olan tek derdi, yaşam tarzı bakımından iktidar destekçileriyle aralarındaki uyuşmazlıktır.

Barbaros Şansal’ın yerine Ali Kemal’i koyalım. Ali Kemal, türlü hakaretlerle dolu bir video çekip yayımlıyor. Başta Mustafa Kemal Atatürk var. Atatürk emir veriyor, Ali Kemal tutuklanıyor, öfkeli bir kitle de Ali Kemal’i linç ediyor. Duyarlı (!) kitle ne yapacaktı? Ben söyleyeyim: Yarısı dalkavukluk yarışına girecek, yarısı gerçekten ülkeyi terk edecekti.

Vatan haini Ali Kemal’in tutuklandıktan sonra linç edilmesi olayı yaşanmadı mı?

Atatürk ile bu bahsini ettiğim kitle arasında çok büyük ve mühim bir fark var. O da şudur: İşgal yıllarındaki Türk toplumuyla bugünkü arasında manevi anlamda büyük bir uçurum yoktu. Hatta o dönem Yunan’ı halife ordusu, İngiliz’i hilafet koruyucusu sanan bir sürü ahmak vardı. Toplum yine cahildi. Sözde din adamları daha güçlüydü. Böyle bir durumda Atatürk savaşmayı, mücadele etmeyi seçti. Atatürk’ün etrafındaki insanlar da aynı seçimi yaptı. Öyleyse bugün milleti aşağılamak, hakaret edenlere müsamaha göstermek, en ufak bir sıkıntıda memleketi terk etmeye kalkmak gibi meziyetlere sahip kitle, nasıl Atatürk’ün izinden gittiğini iddia edebiliyor?

Cemaatin darbe girişiminin esas mühim tarafı, darbenin gerçekleşmesi sonrasında memleketin parça parça işgal edileceği gerçeğiydi. O gece ülkeyi terk edeceğini söyleyenlerin sayısını bir daha tartın. Vatan sevgisinin ispatlanması gereken zamanlar vardır. Eline fırsat geçtiğini düşünüp Türk ordusunu linç etmeye kalkanlarla memleketten kaçmaya kalkanlar arasında bir fark yoktur. İki taraf da samimiyetsizdir.

***

Marmara Üniversitesi İlahiyet Fakültesinin yenilenen binasına Mehmet Cengiz’in adı verildi. Haklı olarak “Bu herif de hakaret ediyor, bunu da linç edin.” diyenler var.

Benim için bu ülkede samimiyet, beş dakikada memleketi Mısır’a çevirmeye kalkanların, Türk askerinin yakıldığına dair haberler sonrası sadece sosyal medyada tepki koymasıyla bitmiştir. Mehmet Cengiz’in oğlu da, savcılar tarafından kusurlu olduğu tespit edildiği halde adam öldürdüğü trafik kazasıyla ilgili davadan beraat etmişti. O zaman adaletin bittiğini de görmüştük. Aynı adaletten Sinan Çetin de çok güzel faydalandı.

Şimdi benim biri memleketi ateşe vermeye, biri ülkeyi terk etmeye meraklı iki kitleye de sorum şudur: Siz neyin davasındasınız? Açıkça söyleyin de Türk evlatları gerçeği görsün, yanlışlıkla bile olsa size yaklaşmasın.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone