Solidarist Korporatizm- Emir Yetiş

solidar

Başka Bir Ekonomik Model Hakkında Birkaç Söz

Korporatizmde loncalar, meslek örgütleri gibi kümeler (korporasyonlar) bulunur. Bu alt sistemler birbiri ile ekonomik ilişkiler içindedir. Korporatizm toplumsal sınıfları ve sınıf ayrımını reddeder, dolayısıyla işçi sınıfı da işveren sınıfı da yoktur. Hepsinin hakları, ücretleri, vergileri vb. devlet tarafından belirlenir, kontrol edilir ve korunur. Korporatizm özel mülkiyete ve girişimciliğe karşı değildir ancak ekonomik hayatta devletin hatırı sayılır bir ağırlığı vardır: Devlet mekanizması özel sektörün bulunmadığı ya da bulunamadığı ekonomik alanlarda varlık gösterir.
İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle tahayyül eder. Literatürdeki asıl adı Solidarist Korporatizmdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye için ön gördüğü ekonomik ve sosyal sistemdir. Özel sektör devletin tekeline alınır. Böylelikle yeni zenginlerin ve tefeci, mafya sınıfının çıkması önlenir. Bu durum emek verenlerin alınterinin sömürülmesini de önler. Solidalizmde ”Adil Maaş” sistemi vardır; yani çalışan insan hak ettiği kadar ücretlendirilir. Böylelikle üretim yapan insanlar arasında ”adam kayırma,iltimas ” gibi durumlara rastlanmaz. İşçi ile işveren ayrımı yoktur; hepsi asli olarak devlete bağlıdır. Özel iş kolu örgütleri ve sendikalar, bu sistemde ya yoktur ya da doğrudan devlet odaklı örgütlenmeler vardır. Sınıf siyaseti de bu nedenle yasaktır. Sınıf siyaseti yasak olduğundan marksizmin öngördüğü sınıf çatışması yaşanmaz ve toplum, sınıfsal ayrışmadan korunmuş olur.Bu da topluma Marksizm belasının bulaşmasını önler.
Büyük Türkçü Ziya Gökalp hem sosyalizmi, hem kapitalizmi Türk Milleti’ne uygun görmemiştir. Gökalp’e göre, gerek kapitalist toplum, gerekse sosyalist toplum, sınıfsal tabana oturtulmaları nedeniyle gerçek milliyetçiliğe ters düşmektedir:
“Siyasî meslek bir sınıfın lehine, diğer sınıfın aleyhine olmamalıdır. Eşrafçı bir siyaset, amele ile köylünün aleyhinde olduğu için, müsavata ve hürriyete münâfîdir. Bolşevikî siyaseti ise halkı münhasıran amelelerle köylülerden ibaret addettiği için, yine adalete ve insaniyete muhaliftir. Hakikî halkçılık herkesi halktan görmektir. Hükümdar ve ailesi halktan olduğu gibi, fabrikatörler, arazi sahipleri, feylozoflar, şairler de halktandır. Halk arasında hakikî bir müsavatla hakikî bir hürriyet tesis etmek lâzımdır. Fakat bunları tesis ederken yanlış nazariyeler takip ederek birtakım masumları mazlum haline koymamalı; işte Bolşevikîler bu kabilden birçok zulümler yaptıkları için şimdi hakikî halkçılar onları bihakkın takbih ediyorlar.” sözüyle Türk Milleti’nin bünyesine, ne sosyalizmin ne de liberal-kapializmin uymayacağını belirtmektedir.
Fransız sosyolog Émile Durkheima göre toplum ahlakının korunmasının tek yolu meslek loncalarının oluşturulmasıdır.Böylelikle bir mesleğe bağlı olan birey, kendi meslektaşlarına ve mensup olduğu millete karşı bir aidiyet hissedecektir. Bunun sayesinde toplum ahlâkı korunacak ve bireyin toplumu geliştirmesi sağlanacaktır.
Alman ekonomist Friedrich List’e göre ise kapitalistleşememiş ya da geç kapitalistleşmiş dünya milletlerinin bağımsızlığı, gücü ve dayanıklılığının yanı sıra refahı ve medeniliğini arttırabilmesinin tek yolu Solidalist Koperativizmden geçer.
İmalat faaliyetlerinin meslekî örgütler tarafından, disiplinli bir biçimde yürütülmesi amacıyla kurulan, mesleğin erbabı olmak isteyenlerin üye olarak çıraklık, kalfalık aşamalarından geçtikten sonra ustalık derecesine ulaşmasını öngören bir ortaçağ iş örgütlenme sistemi bulunur.
Koperativist ve Lonca örgütlenmesi, Kapitalist-liberal sistemin getirisi olan bireyci bencilliğin önünü kesecek ve bireyin millete duyduğu derin bağlılığı pekiştirecektir.
Bu sistemin olmazsa olmaz dinamiklerinden biri de ailedir. Aile; milleti ve devleti ayakta tutan en yagâne ve en küçük yapı taşı olarak görülür. Devlet, bu nedenle kadına her şeyden önce ”iyi bir eş, iyi bir anne ve ahlâklı bir kadın” olmayı öğretir. Koperativist toplumda kadının cinsel bir obje olarak sömürülmesi söz konusu dahi değildir. Devlet erkeğe ise her şeyden önce ” İyi bir koca, iyi bir baba, iyi bir asker, iyi bir işçi ” olmayı ve “vatanseverlik ve milliyetperverlik” hislerini öğretir.
Kadınlar ve erkekler, haftanın belli günlerinde devletin bu konu için örgütlediği Korporasyon adı verilen kurumlara giderler. Bu kurumlarda kadınlara ” ev hanımlığının gereklilikleri, nasıl zarif bir hanım olunacağı, çocuk bakımının nasıl yapıldığı ve aile ekonomisi gibi” konularda eğitimler verilir. Erkekler ise ”beden eğitimi, askerlik, vatanseverlik,aile reisliği” gibi konularda eğitim görürler. Böylelikle liberal-kapitalist ve sosyalist ülkelerde olduğu gibi gençlerin dejenere, lümpen ve milli ahlaktan kopuk bir hayat tarzına sahip olmaları önlenir.
Koperasyonlar, toplumu bir amaca yöneltmek, Devlet-Millet işbirliğini arttırmak, kişilerin birbiriyle daha sıkı bağların kurumasını sağlamak amacıyla çalışır. Böylelikle ulusal çıkarlar korunduğu gibi sosyal adalet kavramı da hayata geçirilmiş olur.
Koperativizmin en büyük hedeflerinden biri de insanı topluma yararlı kılmaktır. Onun için korparativist model, işsizliği bitirmeyi amaçlar. Öyle ki 1933’Ten önce Almanya’da işsizlik 9 milyonun üstünde iken bu sistem uygulanmaya başlandıktan sonra, işsizlik 1 miLyonun altına inmiştir. Aynı zamanda Solidalizm, Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’sında Üçüncü Cumhuriyetin resmî ideolojisini oluşturmuş ve Fransa tarihinin en düşük işsizlik oranı bu dönemde yakalanmıştır.
Solidalizm sisteminde, yabancı sermayenin ülkeye girişi kesinlikle hoş görülmez. Millet kendi iç üretimiyle refaha ulaşacağını bilir.
Tanzimat’tan beri başımıza bela olan kapütülasyonlar ve onun devamı niteliğindeki Gümrük Birliği, AB uyum süreci, yabancı sermayenin Türkiye’de bulunan burjuva taşeronları, uluslar arası kapitalist karteller, ülkemizin yeraltı-yerüstü zenginliklerini ve Türk Milleti’nin ekonomik zenginliğini acımasızca sömürdüler. Solidalizmde ise yabancı sermayenin ülkeye girişi yasaktır. Günümüzde, Batı sermayesi ve Çin sermayesi bizim madenlerimizde ucuz iş gücü çalıştırarak bizim işçilerimizin işsiz kalmasına neden oluyor. Dolayısıyla bu, bizim işsizlik oranımızın artmasına ve bizim yer altı kaynaklarımızın başka ülkelere akmasına sebebiyet veriyor. Bu sistem, adına denirse densin, bizim kaynaklarımızı kullananların, bizi fakirleştirmesine sebebiyet veriyor.
Sonuç olarak, korporatist kuramların ana hatları dört madde halinde özetlenebilir:
1. Ekonominin, kamunun ve sosyal düzenin kurulabilmesi devletin tekelindedir.
2. Ekonomik ve sosyal düzen ancak, toplumun ortak çıkarının ne olduğunu en iyi bilen, yönetme bilgisi ve kapasitesine sahip olanlar tarafından sağlanmalıdır.
3. Toplum kendi başına böyle bir düzen kurup sürdüremez. Çünkü toplumsal iç mekanizmalar, çıkar çatışmalarını ortadan kaldıramaz. Bu nedenle de tarafsız ve sorumluluğu belli yöneticilere ihtiyaç vardır.
4. Sosyal gruplar, devlet otoritesinin emirlerine uymayı kabul etmek zorundadırlar. Aksi halde ekonomik ve sosyal ortak fayda hiçbir zaman sağlanamaz.
Sonuç itibariyle korporatif sistem ülkemizde uygulansa; hem ülkemizi kalkındıracak, hem marksistlerin ve liboşların ülke bütünlüğünü bozacak zırvalarla ortada dolaşmalarını engelleyecek, hem de işçiler dünyadaki sınıfdaşlarından çok daha mutlu ve huzurlu olacaktır. Üretim artacağı için Türk Milleti’nin refah düzeyi artacaktır. Bununla birlikte Türk Dünyası, Batılı Kapitalist ülkelerle, Avrasyacı ülkelere kafa tutabilecek duruma gelecektir. Bütün bunlar olurken Türk Töresi ve Türk ülküsünden asla taviz verilmemiş olacaktır.
Tanrı Türkü Korusun…

KAYNAKÇALAR:
1. Ağaoğulları, M. Ali, İmparatorluktan Tanrı Devletine, İmge Yayınları, İstanbul, 2001.
2. Ağaoğulları, M. Ali, Kent devletinden İmparatorluğa, İmge Yayınları, İstanbul, 2002.
3. Cevizci, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul 2002.
4. Göze, Ayferi, Korporatif Devlet: 19. ve 20. Yüzyıllarda Avrupa’da Korporatif Devlet Teorileri ve Korporatif Devlet Sistemi, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1968.
5. Williamson, Peter J., Varieties of Corporatism: Theory and Practice, Cambridge Unv. Press, Cambridge, 1985.
6. Wiarda, Howard J., Corporatism and Comparative Politics: The Other Great “Ism”, M. E. Sharpe Inc., New York, 1996.
7.Gökalp, Ziya , “Rusya’daki Türkler ne yapmalı?”, Yeni Mecmua, Sayı 38, 4 Nisan 1918, s. 234.
8.List,Friedrich ,”Politik Ekonominin Ulusal Sistemi”.
9.Durkheim Émile ,”Toplumsal İşbölümü”.Cem Yayınevi.

Emir Yetiş

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone