Solidarist Korporatizm gölgesinde Cumhuriyet dönemi- Rasim Topçuoğlu

soli

Bu yazımızda ekonomik anlamda Cumhuriyet dönemi
değişimlerini, gelişmelerini ve Ziya Gökalp etkisi altında
bahsettiğimiz ve Türklere uygun hale getirilen
solidarist korporatizm anlayışının Cumhuriyet Dönemi’ne etkilerini
göreceğiz.

Bu etkileri ve Cumhuriyet Dönemi değişimlerini
incelerken dikkat etmemiz gereken bir nokta vardır.

Cumhuriyet’i kuran ve üst kademelerde bulunan ekibin
büyük bir kısmı İttihatçılardır. Tarihi bağlamda ele aldığımızda
sadece Cumhuriyet Dönemi’ne değinmeden İttihat ve Terakki
Kongresinde alınan kararlar, Osmanlı Devlet’i son döneminde
yaşanan bazı kırılmalardan da bahsedeceğiz.

Kuruluşunda Makedonya’daki milliyetçi ve ihtilalci düşüncelerden
de etkilenen, Selanik’te bulunan Osmanlı Özgürlük
Komitesi’nin devamı olan İttihat ve Terakki Cemiyeti,
Cumhuriyetin lider kadrolarını da etkilemiş; fakat altı yüzyıl
süren bir imparatorluktan ulus devlete geçişin yaşanması
ve cumhuriyetin halka benimsetilmesi elbette ki
kolay olmamıştır. (Arslan ve Özen, 2005: 95 ve Mutlu,
2006: 125).

Tarihsel süreç içerisinde değerlendirildiğinde Osmanlı
Devleti’nde modernleşmenin başlangıç noktası II.
Meşrutiyet’ten daha da gerilere gitmektedir. Bu süreç Lale
Devri ile başlamış, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca birbirini takip
eden reformlar şeklinde kendini göstermiştir. Özellikle bu hareketlerin
doruk noktasına ulaştıkları an, 19. yüzyılda ilan edilen
Islahat ve Tanzimat Fermanlarıdır. Bu fermanlarla birlikte
gayrimüslim tebaya can ve mal güvenliğinin getirilmesinin
yanı sıra Osmanlı Devleti’nde- Avrupalı devletlerde olduğu
gibi- tebanın yurttaşa çevrilmesi süreçleri de gerçekleşmiştir.
Ancak tüm bu reformlar, Sanayi Devrimi gibi bir dönemi başlatan
medeniyetler karşısından yeterince verimli olamamış;
tam tersine Osmanlı Devleti dışa bağımlı hale gelmiş ve 20.
yy’da hasta adam benzetmesi ile karşı karşıya kalmış. Toprakları
da bir dizi gizli antlaşmalarla paylaşılmaya başlanmıştır
(Örmeci, 2010: 96; Haley, 1994: 1-27 ve Yılmaz, 2008: 121,
122).

Bütün bu olumsuzluklar göz önünde bulundurularak kurulan
İttihat ve Terakki Cemiyeti ve akabinde ilan edilen II.
Meşrutiyet, devlet içerisinde yaşanan bu olumsuzluklara bir
tepki niteliğindedir. Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını
vuran İttihatçılar, devlet yönetiminde etkinliklerini hissettirmeye
başladıkları andan itibaren Orta Asya ve
Kafkasya’da yaşayan Türkleri Rusya’nın hâkimiyetinden kurtarma
ideali içerisindeydiler. İttihat ve Terakki Fırkası’nın lideri
olan Enver Paşa sadece Turancılığı değil, İslam Birliği ideali
çerçevesinde tüm Dünya Müslümanlarını bir araya getirme
ve iyi ilişkiler kurmayı amaçlamaktaydı. Dolayısıyla bu dönemde
yeniden diriliş ve nizam çabası paralelinde amaçsal bir
ideal haline getirilen “Turancılık” ve “İslamcılık” konseptlerinin
uzantılarının erken dönem Cumhuriyet anlayışında “Türklük
konsepti etrafında yoğunlaştığı söylenilebilir.
(Aydemir, 1973a: 433; Yılmaz, 2008: 122 ve Aydemir,
1973b: 7).

Cumhuriyetin ilan ediliş felsefesinin temelini oluşturan,
siyasi bir dönüşüm hareketi olarak yorumlanabilecek
İttihat ve Terakki dönemi ve II. Meşrutiyetin
ilan edilmesi, Osmanlı’nın son döneminde filizlenen
İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Cumhuriyet bir devamlılık
göstermektedir. Kullanılan kavramlar ve hedeflenen
amaç, her ikisinde de aynı nitelikleri taşımaktadır. Özellikle İttihat
ve Terakki Cemiyeti’nin kongresinde benimsenen idealler
ile Cumhuriyet sonrasında gerçekleştirilen uygulamaları
göz önüne aldığımızda bir etkileşimden bahsedebiliriz. Yani
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin uygulamayı düşündüğü kavramlar
Cumhuriyet döneminde uygulama alanı bulmuştur. İttihat
ve Terakki Cemiyeti’nin düzenlediği kongrede alınan
kararlar şu şekildedir:

1- Osmanlı Devleti’nde siyasi alanda uygulanacak olan ıslahat,

2- Devlet dairelerinin Avrupa tarzında yeniden düzenlenmesi
ve bu konuda yabancı uzmanların yurt dışından getirilmesi,

3- İdari ve iktisadi sistemde yeniden düzenlemelerin yapılması,

4- Ekonomik ıslahat noktasında teşvik sistemlerinin uygulamaya
geçirilmesi ve bu çerçevede bir emlak bankasının kurulması,

Bizler konumuz gereği 3. ve 4. madde üzerinde duracağız.
Cumhuriyet ilan edilmeden önce İttihat ve Terakki
hükümetinin yaptıkları ve Cumhuriyetin ilanından
sonra yapılan değişiklikler ve getirilen yeniliklerden bazı
örnekleri inceleyelim:

İttihat ve Terakki hükümeti, sanayi alanında millileşmeyi
savunuyor ve bu bağlamda, Aralık 1913’te Teşvik-i Sanayi Kanunu
Muvakkat’ını, 1914’te Teşvik-i Sanayi Kanunu Talimatnamesini
ve 1917’de bu kanunun uygulama yönetmeliğini
çıkardı. Teşvik-i Sanayi Kanunu yürürlüğe girdikten kısa bir
süre sonra I. Dünya Savaş’ı başladı. Savaş döneminde yabancı
kuruluşlar kanun kapsamından çıkartıldı, kapitülasyonlar
tek taraflı olarak kaldırıldı, gümrük duvarları yükseltildi.
Ancak bu çabaların hiçbiri başarılı olamadı. Bu dönemlerde,
bir tek sanayileşme adına çalışmalar olmadı; bunun yanı sıra
10 bin Türk genci Almanya’daki fabrikalara staj için gönderildi,
teknisyen yetiştirmek için kurslar açıldı, girişimci yetiştirmek
ve destelemek için dernekler kuruldu, şirketleşme ve banka
kurma çabaları hızlandırıldı…

Henüz Lozan Barış Antlaşması imzalanmamış ve Cumhuriyet
ilan edilmemişken, İzmir İktisat Kongresi düzenlenmiştir.

( 17 Şubat- 4 Mart 1923) Burada ki amacı Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün açılış konuşmasından şu bölümü sizlerle
paylaşarak bir anlamda özetlemiş olacağız.

‘’Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar,
iktisadi zaferler ile taçlandırılamazlarsa
meydana gelen zaferler
devamlı olamaz, az zamanda
söner. Bu bakımdan en kuvvetli
ve parlak zaferimizin bile sağlayabildiği
ve daha sağlayabileceği yararlı
kazançları belirlemek için
ekonomimizin, iktisadî hâkimiyetimizin
sağlanması ve sağlamlaştırılması
ve genişletilmesi gerekir.

Efendiler,
bu kadar verimli ve bu

kadar kuvvetli olan yeni hükümetimizin,
düşmansız kalacağını saymak
doğru değildir. Bu güzel
temellerin bile içine bomba koyarak onu yıkmaya çalışanlar
olacaktır. Onun hayatına, ilerlemesine karşı suikastlar düzenlemeye
girişecekler bulunacaktır. Bütün bunlara karşı en kuvvetli
silâhımız ekonomideki genişlik, dayanıklılık ve başarımız
olacaktır. Efendiler, içinde olduğumuz halk devrinin, millî devrin,
millî tarihini yazabilmek için kalemlerimiz sabanlar olacaktır.
Bence halk devri, iktisat devri kavramı ile açıklanabilir.‘’

Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan değişiklik ve yeniliklerden
örnekleri şu şekilde sıralayabiliriz.

-Ekonomi Bakanlığı tarafından hazırlanan Birinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı’nın kabulü (1 Aralık 1933)

-İş Bankası kurulmuştur.(1924)

-Sanayi ve Maadin Bankası(1925)

-Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İş Kanunu’nu kabul etmesi
(8 Haziran 1936)

-Alpullu Şeker Fabrikası(1926), Uşak Şeker Fabrikası(
1926)…

Bu uygulamalar erken dönem Türkiye Cumhuriyeti tarihine,
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yansımaları olarak değerlendirilebilir.
Solidarist korporatizm anlayışına bağlamamız gerektiğinde
yapılan tüm yeniliklerin özü halk üzerinden, sınıf ayrımı
olmadan, bir halkçılık ilkesi üzerine ve özel sınıfın gücü yetmediği
yerde devlet yardımı ya da öncülüğünde bir yapı görüşüne
hakimdi.

Bu konuda Ziya Gökalp, Kemalizm ve
Türkiye’de Korporatizm kitabının yazarı Parla, dönemi şu şekilde
yorumlamaktadır.
1931 programındaki yan başlığın
sınıf yok, işbölümü var.’ şeklinde özetlediği, sınıfların siyasi
mücadelesi şöyle dursun, sınıfların çıkar çatışmasını
hatta varlığını bile reddeden, iş kollarının ya da meslek
zümrelerinin çıkar birliğini ve tek parti çatısı altında
hepsinin birlikte ve uyum içinde temsil edildiğini ilan
eden bu korporatist halkçılık, programın açıkça ifade
ettiği gibi, hem anti-liberal hem anti-sosyalist bir halkçılıktır.
(Parla, 2008: 40).

Bu konular üzerinde olan her yazımızda belirttiğimiz
gibi tarih boyunca Türkler ne tam anlamıyla ferdi
mülkiyetçi(kapitalist) ne de komünist bir yapıda olmadılar.
Her zaman tesanütçü bir yaklaşım içerisindeydiler.

Fakat Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresi
açılışında ve gelişme ile ilgili
konuşmalarında belirttiği
gibi sanayileşme; toplumumuzu
bir üst çağdaşlaşma seviyesine
taşıyacak, ekonomik
anlamda gelişmiş ülkeler arasına
katacak ve unsurlardan
ekonomik olarak en temel
maddedir. Dışa bağımlı olmayan
yani tam bağımsız bir yapı
için tesanütçü anlayış, o günün
şartlarında ve günümüz şartlarında
bir anlamda eksik kalmaktadır.

Sonuç olarak

Cumhuriyet’e geçiş ve ilk yılları için şu çıkarımı yapabiliriz.
Cumhuriyetin kurucu elitleri, sınıf ayrımını, menfaat
birliklerinin, farklı düşünce grup ve kurumlarının varlığını
meşru görmemiş, bunların olmadığı, tek bir düşünce
etrafında toplanmış, tek doğrusu, tek hedefi
olan, toplumu bireyin önüne alan bir siyasal yapı oluşturmaya
çalışmışlardır. Bunu yaparken, toplumun tümüne
ideolojik olarak nüfuz eden, toplumu tek bir
merkezden yöneten otoriter, solidarist korporatist bir
yönetim biçimini benimsemişlerdir. Cumhuriyet elitlerinin,
siyasal toplum içinde savunageldikleri tek parti rejimini
ve farklılaşmanın olmadığı türdeş toplum yapısını
meşrulaştırmak için ihtiyaç duydukları ideolojik, düşünsel
arka planı solidarist korporatizm sağlamıştır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone