Solidarizm, Korporatizm ve Ziya Gökalp- Rasim Topçuoğlu

rasim

Bu yazımızda ekonomik sistemlerden biri olan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar izlenimleri görülen solidarizm ve korporatizme giriş yapacağız. Bu girişin yanı sıra bu sistemlerin Türk tarihinde görülen ekonomik anlayışa olan benzerliklerini ve uygulama alanında nasıl olacağını Ziya Gökalp gölgesinde işleyeceğiz.

Kelime anlamı olarak “korporatizm, işbirliği anlamına gelen İngilizce “Corporation” kelimesinden gelmektedir. Tarihsel seyrine bakıldığında da kavramın, bir ideolojik bir duruş olmaktan öte özellikle tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişten sonraki süreçte ekonomik anlamda sık olarak kullanıldığı gözlenmektedir.”(Rose, 2005:3) Dergimizin geçmiş sayılarında ele aldığımız İktisadi Türkçülük yazımızda Ziya Gökalp’in siyasal iktisada bir idealist olarak yaklaştığını görmüştük. Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları içerisinde belirtmiş olduğu İktisadi Türkçülük bölümünde; göçebe ve yerleşik hayatta Türkler olarak ayrım yaparak Türkler’in uluslararası ticaretteki yetkinliğini anlattıktan sonra her zaman için ekonomik örgütlenmenin ve ticarî-sınaî etkinliğinin toplumsal yaşamda merkezi bir rol oynadığı “iktisadi devletler” kurmuş olduklarını ileri sürmektedir. “Siyasi bir yaklaşım olarak ise, korporatizm, “ortak ilkeler” ve “sosyal uyum” bağlamında toplumu bir organizma gibi ele alarak toplumun tüm kesimlerinin faaliyetlerini dayanışma ve ortak çıkar temelinde ele alma, olarak tanımlanabilir.”(Göker, 2001: 229) Ta­nımda bahsedilen sosyal uyum ve ortak ilkeler Ziya Gökalp’in bahsetmekte olduğu örgütlerce uygulanacaktır. Tabi bu anlayış sadece korporatizm olarak ele alınırsa liberalizme tepki olarak doğan bir sistemi ve uygulanış açısından Türk Devletleri’nde görülen anlayışın eksik kalacağını gösterir. Tamamlamak adına tarihten bu yana bizler için benzerliği olan, izleri görülen ve uygulanan “Solidarist Korporatizm” sistemidir.

Kelime anlamı olarak solidarizm, “dayanışma” anlamına gelen İngilizce “solidarity” kelimesinden gelmekte ve korporatizmin bir alt türü olarak kamu çıkarlarını ön planda tutan, otoriter, faşist anlayışa karşı daha çoğulcu ve ılımlı bir yönetim yapısını ifade etmektedir. Türkiye’de korporatist anlayış, faşist öğeler de içermesine rağmen daha çok solida­rist anlayışına yakındır.”(Neocleous, 1997: 8,17; Germani, 1997:13’den aktaran Öztürk, 2007: 9) Ziya Gökalp İktisadi Türkçülük bölümünde solidarizmin Türk kültürüne en uygun olan sistem olduğunu belirtmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: “Ferdi mülkiyet, sosyal dayanışmaya yaradığı nispette meşrudur. Sosyalistlerin ve komünistlerin ferdî mülkiyeti ilgaya teşebbüs etmeleri doğru değildir. Yalnız, sosyal dayanışmaya yaramayan ferdî mülkiyetler varsa, bunlar meşru sayılamaz. Bundan başka, mülkiyet yalnız ferdî olmak lazım gelmez. Ferdî mülkiyet gibi, sosyal mülkiyet de olmalıdır. Cemiyetin bir fedakarlığı veya zahmeti netice­sinde husule gelen ve fertlerin hiçbir -amelinden hasıl ol- mayan fazla kârlar- cemiyete aittir.

Fertlerin bu kârları kendilerine mal etmeleri meşru değildir. Fazla kârların plusvalue’lerin cemiyet namına toplanmasıyla husule gelecek büyük kazançlar, cemiyet hesabına açılacak fabrikalarım, kurulacak büyük çiftliklerin sermayesi olur… “(Ziya Gö­kalp, Türkçülüğün Esasları, Salkım Söğüt Yayınevi, 149-150) Solidarizm destekli korporatizm yani solidarist korpo­ratizm anlayışı Cumhuriyet döneminde uygulanmış olsa da bu sistem bir anda Avrupa’dan getirilen ve çevirisi yapılıp uygulanılan bir anlayış değildi. Temelleri Osmanlı döne­minde atılmış bir anlayıştı. Solidarizm, öncelikle II. Meşruti­yet döneminin daha sonra ise Cumhuriyet döneminin en gözde terimleri arasında kabul edilebilir. Solidarizm başka bir ifadeyle tesanüt, tek parti döneminin sosyolojik yapı­sına, toplum bilimine ve felsefesine hâkim en önemli söz­cüktür. Solidarizm, İttihatçı görüş yanlılarının erken dönem Cumhuriyet idaresinde gündeme getirdikleri ve Tek Parti dönemi Türkiye’siyle özdeşleşen bir doktrindir. Bu siyasi doktrin teşebbüs hürriyetine ve mülkiyet dokunulmazlığına gölge düşürmemektedir. Bu anlamda liberalizm ile sosya­lizm arası orta yolu savunan, toplumsal sınıf farklarını red­deden ve toplumun birbirine muhtaç sınıflardan oluştuğu

bu akım, ihtisaslaşmayı ön plana çıkaran iş bölümü ve meslek gruplarını temel almaktadır.” (Gencer, 2011:45,47; Sağ­lam, 2004:76)

Bu sistemin uygulanmasında bazı sorunlar vardır. Bunlardan biri cemiyetlerin yani korporatistlerin kim tarafından belirleneceği, yönlendirileceğidir. Genel görüşte her zaman devlet tarafından belirlenip, son sözü söyleme hakkı yine devlete aittir. Buna bağlı olarak devlet öncülüğü olunca sıkıntı yaşanabilecek bir durum daha ortaya çıkacaktır. En basit değerlendirmeyi sizlerin yorumlarına şu şekilde bırakabiliriz. Devleti yöneten kesimleri şu şekilde hatırlayalım. Cumhuriyet Dönemi’nde Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk dönemi, İsmet İnönü dönemi ve Adnan Menderes dönemi. Karar siz değerli okuyucularımızındır. Bir diğer sıkıntı ise korporatistlerin ferdi hareketleridir.

İlerleyen yazılarda bu konuları tek tek ele alacağımız için Ziya Gökalp etkilerine ve düşüncelerine geri dönüyoruz. “Ziya Gökalp’a göre, Almanya’da Friedrich List ve Ame­rika’da John Rae, İngiliz Manchesterciler’in liberal ekonomisinin “genel ve uluslararası” bir ekonomi bilimi olmadığını, yalnızca İngiltere’ye özgü ve onun sanayileşmiş ekonomisine ve emperyalist siyasalarına uygun bir ulusal ekonomik düşünce sistemi olduğunu ispatlamıştır. Gökalp, Amerika ve Almanya’nın da artık büyük sanayi kurma aşamasını atlattıklarını ve bu nedenle onların da açık kapı siyasaları izlemeye başladıklarını eklemektedir.”(Parla, 2009:211,212) Gökalp’ın açık kapı olarak belirttiği durum ticaretin serbestleşmesidir. Sanayi ülkeleri ürettikleri malları kolayca tarım ülkelerine ve gelişmekte olan ülkelere satabileceklerdir. Gö­kalp, ithalata engel ya da kısıtlama getirilerek ülkenin solidarist bir yapıya bürünerek korporatizm etkisinde şirketlerin kurulmasını, özel sektörün yetersiz kaldığı durumlarda korporatistlere devlet desteğiyle bu işlemin gerçekleşmesini sağlatır. Sonrasında aşama aşama tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi belirtir. Gökalp, bu şekilde tarım toplumlarının ekonomik olarak gelişmesinde ve güçlenmesinde sanayi toplumlarına geçiş görüşünü benimsediğini göstermiş olmaktadır. Zira Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında bu politikalar çerçevesinde politikalar izlenmiştir ve Cumhuriyet tarihinde ihracatımızın ithalatımızdan fazla olduğu birkaç yılımız tarihe altın harflerle yazılmıştır. Gökalp solidarizmi sadece makalelerinde değil diğer eserlerinde de belirtir. Ziya Gökalp etkisini Vatan şiirinin son iki bölümüyle bitiriyoruz.

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,
Her ferdinde mefkure bir, lisan, adet, din birdir…
Mebusânı temiz, orda Boşo’ların sözü yok,
Hududunda evlâtları seve seve can verir,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermâye
Sanatında yol gösteren ilimle fen Türk’ündür
Hirfetleri birbirini dâim eder himâye
Tersâneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür
Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın!

Kaynakça:

Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp, SalkımSöğüt, 2011 Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Ziya Gökalp, Bil- geOguz,20i3

Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, Taha PARLA,2009

Atatürk ve İki Büyük Türk Düşünürü Namık Kemal Ziya Gö­kalp, Ergun SAV, Bilgi, 2001

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone