Sorunların Temeli

KemalOnalir

Malatyalı bir genç Ankara’da üniversite kazanır. Devlet yurduna başvurur fakat binli sıralarda yedek olur. Ev aramaya başlar. Önce öğrenci olduğu için sonra fırsatçı ev sahipleri kiraları yüksek tuttuğu için ev bulamaz. Çaresi kalmamıştır, cemaat evine gider. Önce ev imamı olur sonra BTM (Bölge Talebe Mesulü demektir. Cemaatte önemli bir mevkidir) sonra B-BTM.

Kayseri’de zengin olmaya çalışan iki girişimci iş kurar. Sermayeleri cüzî bir miktardır. Cemaatin abileri bu ikisinde ışık görür. Bir abi ofislerini ziyaret edip sohbete çağırır. Birkaç sohbet sonra siyah çanta açılır, herkes içine para atar. ‘Başka bir şehirde bulunan kardeşimiz battı, himmet edip kalkındıracağız’ denir. Bu iki girişimcinin ürettiği mallara cemaatten alıcı bulunur. Bunlarda cemaate iyice bağlandıktan sonra kendi şirketinde işçi gibi olur.

Başka bir genç Türkçe öğretmeni olur. KPSS’ye girer, sorular çalınmıştır, atanamaz. İşsiz, güçsüz gezmeye başlar. FEM dershanesinin müdürünü tanıyan bir akrabası kendisini oraya yönlendirir, gider konuşur. 3-5 sene karın tokluğuna çalıştıktan sonra, cemaate bağlandığı düşünülürse çalınan sorular ona da verilir.

İzmirli bir adam şehrine fabrika kurmak ister. İzinleri, araziyi, malzemeleri alır. İnşaat başlar, bir hafta sonra işçileri taşıyan kamyon taranır. İşçilerin bir kısmı ölür. Katiller gelip haraç ister. İş adamı vermez, ertesi hafta inşaatta bomba patlar. Olaylar devam eder, iş adamı polise başvurur. Polis; ‘adamların çok güçlü olmasını, bakanlarla ilişkilerini’ mazeret gösterip olayı başından savar. İş adamı çaresiz haraç vermeye başlar.

Orta çapta esnaflık yapan Mehmet Emmi, manevi dünyasını geliştirmek ister. Falanca şeyhe bağlı dergâha gidip anlatılanları dinlemeye başlar. Birkaç sohbet sonra dikkatleri çeker. Sonra ihtiyaçlı ailelerin eksikleri giderilmeye başlar. Mehmet Emmi bu işlerden memnundur ama bir gün dükkânına ortak çıkar. Aklında böyle bir şey yoktur. Fakat şeyh, peygamberi rüyasında görmüştür. İtiraz edemez, dişiyle tırnağıyla yaptığı malını kaybeder.

Bu tarz olayları ya görmüş ya duymuşsunuzdur. Defalarca yaşanmış, hiç ders alınmamıştır. Türkiye’de etnik terörün dışındaki zararlı faaliyetlerin en önemli kaynağını bu sebepler oluşturur.

Üniversiteli gençlerin cemaat evlerine düşmesinin sebebi fakirliktir. Her şehre üniversite açtık diye hava atanlar, o şehre giden çocuklara yurt imkânı sağlayamıyorlar. 50.000 öğrencili üniversitenin olduğu şehirde yurt kontenjanı 10.000 kişiyi bulmuyor.

İş dünyasında geçerli olan erdem, çalışmak değilde çevre sağlamak, bir zümreye dâhil olmak olduğu için cemaatlerin, vatan haini baronların ekmeğine yağ sürülüyor.

Memleketteki yeni zihniyet ‘herkes üniversite mezunu olsun’. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde olmayan bu düşünce yüzünden, zanaatkârlık, esnaflık hatta çiftçilik/hayvancılık gibi meslekler yok olmaya başlıyor. Nüfusunun çoğunluğu genç olan ülkemizde bu bakış açısı büyük sıkıntılar doğruyor. Atanamayan üniversite mezunlarının sayısı her geçen gün dahada artıyor. Bu saçma düşüncenin ceremesini mezunlar çekerken, sefasını yine aynı zümre sürüyor.

Özellikle büyük şehirlerde dükkân bile açmak için bir takım insanlara haraç ödemek gerekiyor. İhale kazanmak için en uygun teklifi vermek değil, en büyük mafyayı tanımak gerekiyor. Memlekette kanun var ama uygulayan yok.

Türk Milleti, İslâm konusunda hassastır. Hatta şu dönemde en hassas olduğu konu budur. Bu durumun farkında olanlar tarafından en güzel biçimde de sömürülmektedir. Bunun sebebi ise bilgisizliktir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden sonra en çok ödeneği alan kurum Diyanet İşleri’dir. Buna rağmen bu kurnaz, etten kemikten putlara tapanlara karşı milletimizi uyandıramıyorlar.

Özetleyelim…

Bu memleketin sorunları; fakirlik, erdemsizlik, düşüncesizlik, kanunsuzluk ve bilgisizliktir.

Fakir bir öğrenci memleketin her neresinde okuyacak olursa olsun, devletin temel ihtiyaçlarını karşılayacağını bilse, cemaatlerin ve diğer terör örgütlerinin önü bu açıdan kesilir. Dağdaki ile çarpışarak, fikir yönleri çürütülerek kökleri kazınır.

İş dünyasında kazanmanın karşılığı çalışmak olduğu gün, cemaatlerin ve örgütlerin bu kanadıda çökertilir. Her yıl ‘Ahi Evren Haftası’ kutlayan insanlar bu memleketin en sahtekâr zümresidir. O’nun döneminde yaşıyor olsalar tamamı kel kafayla, eşeğe ters binip gezerlerdi. Çalışmak erdeminden yoksun olan bir topluluğun bu hale gelmesi şaşırtmamalı.

Gerçek bir devlette yöneticiler uzun vadeli planlar yaparlar ve düşünürler. Fakat bizim memlekette ‘yaptık, bitti’ mantığı hâkimdir. Üniversite açmak zor bir iş değildir. 2 bina dikip, içine 10 tane akademisyen koyarsınız üniversite olur. Asıl mesele bu hareketin hem kısa hem uzun vadede sebep olacağı sonuçları bilmek, düşünmektir. Düşünemeyen toplumlar köle olur.

Bir ülkede kanun varsa herkes içindir. Elinde silah olan adama işlemeyen kanun, kanun değildir. Ülkede her iş kanunlara göre yapılmalıdır. Torpil, iltimas, çete, mafya gibi tabirler ilkel toplumların özelliğidir. Güç kanundur. Kanunlara uymak herkesin görevidir. Kanunlarımızın düzenlemeye ihtiyacı var mıdır? Elbette var fakat bu ayrı bir konu. Mesele insanların elinde silah olandan değil, kanundan korkmasını sağlamaktır. İşini doğru yapanları, silahla soymaya çalışanlara karşı korumaktır.

Son olarak, çağımızda bir ülkeyi, milleti, topluluğu güçlü kılan bilgidir. Hem dini hem fenni konularda bilgi sahibi olmak zorundayız. Bilgisizlik insanlarımızı sömürge haline getiriyor, milletimizi dünya milletleri arasında geri bırakıyor.

İşte bu meseleleri çözmek toplumsal sıkıntılarımızın önemli bir bölümünü halledecek, milletin sırtına yapışan kenelerin bir kısmını kurutacaktır.

Yarının yazısında bu sorunların çözümünde bir başka önemli hususu yazacağım.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone