Sosyalizm Buhranı

Rasim-Topcuoglu

Ülkemizde ideoloji buhranlı bir ortam olduğu su götürmez bir gerçektir. Ali KOÇ’un kapitalizme laf etmesi, banka hissedarlarının sosyalist olması bu durumun en eğlenceli hallerindendir herhalde… Yazımızda sosyalizm denilince -özellikle ekonomi penceresinden bakıldığında- sosyalizmin hangi türleri olduğuna bir göz atmamız gerekecektir. Bu türleri şu şekilde sayabiliriz:

Ütopyacı Sosyalizm: En önemli temsilcileri H.c. de Saint-Simon, C. Fourier ve R. Owen’dir.

Devletçi Sosyalizm: En önemli temsilcisi L. Blanc’tır.

Hristiyan Sosyalizmi: İngiltere’de önderliğini C. Kingsley yapmıştır.

Anarşizm: P.J. Proundhon öncülük etmiştir.

Marksçı Sosyalizm: K. Marks ve F. Engels öncülük yapmışlardır.

Revizyonizm: Almanya’da E. Bernstein, İngiltere’de S. ve B. Webb öncülük etmişlerdir.

Sendikalizm: G. Sorel öncülük yapmıştır.

Bunları neden belirttiğimize geri dönersek; ülkede sosyalist geçinen kesim Marks’tan ”Artık Değer” bölümünü öğrenmiş halde sokaklarda dolaşıp sosyalizm naraları atmaktadır. Peki bu nara atanlar Marks’ın ”Transformasyon Problemi” gibi Marksçı analizin en zayıf noktalarından birini iyi incelemişler midir? Bahsetmişken kısa bir açıklama yapalım ve aşama aşama bu problemi ele alalım:

1- Marx’a göre mallar kendi değerinden satılır.
2- Marx’a göre değerin kaynağı emektir. Mallar içerdikleri emek kadar değerlidir ve içerilen emek malın fiyatını belirler.
3- Marx’a göre sömürü emek üzerinden yapılır. Bu nedenle emek yoğun (çok emek az makine kullanılan) endüstrilerde artık değer ve kâr oranı daha yüksektir. Buna karşılık sermaye yoğun (çok makine az emek kullanılan) endüstrilerde artık değer ve kâr oranı düşüktür. Makine sömürülemez, çünkü üretime ancak kendi değeri kadar katkı yapabilir. Emek sömürülür, çünkü artık değer yaratır ve üretime kendi değerinden fazlasını katar.
4- Marx gözlemlerinde 3. maddenin gerçek hayatla çeliştiğini fark etmiştir. Marx gözlemlerinde şunu da fark etmiştir; kapitalist sistemde, sermaye yoğun endüstrilerde de en az emek yoğun endüstriler kadar kârlı olabilmektedir. Marx, Klasik iktisatçılar gibi kâr oranlarının farklı endüstriler arasında eşitlenme eğiliminde olduğunu gözlemlemiştir.
5- Eğer kâr oranları bütün endüstrilerde aynı, fakat sermaye-emek bileşimi endüstriden endüstriye değişmekte ise, Marx’ın 1. maddede belirttiğinin aksine mallar kendi değerinden satılamayacaktır. Demek ki üretime değer katan sadece emek değildir. Sermayenin de üretime değer katma ihtimali ortaya çıkmıştır. İşte bu çelişki “Transformasyon Problemi” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şimdi Marksçıları umursamadan Atatürk’ü sosyalist sınıfında yer aldırtan kesime bir soru sormamız gerekir. Atatürk hangi sosyalizm türünü benimsemiştir?

Sosyalizme karşı Başbuğ Atatürk’ün şu sözleriyle cevap verelim:

“Devletin ekonomide düzenleyici kabul edildiğinde karşılaşılacak olan güçlük şudur: Devlet ile bireyin karşılıklı etkinlik alanlarını ayırmak. Bireylerin kişisel etkinlikleri ekonomik gelişmenin ana kaynağı olarak kalmalıdır. Bunun için, ilke olarak devlet bireyin yerine geçmemeli, bireysel girişim ve özgürlüğü sınırlandırmamalıdır. Ama bireyin gelişimi için genel koşulları göz önünde tutmalıdır. Bireylerin gelişimine engel olmamak, onların her bakış açısından olduğu gibi özellikle ekonomik alanlardaki özgürlük ve girişimleri önünde devlet etkinlikleri en önemli temelidir.”

“Devletin ekonomik etkinliklerinin sınırını çizmek konusunda da hazır reçete söz konusu değildir. Bu sınırın yurttaşın bireysel girişim ve özgürlüğünü kısıtlamayacak biçimde saptanması, her şeyin yanıtını bulduğu öne sürülen, değişmezlik iddiasındaki doktrinlerle olmaz; ülkeyi yönetmeye yetkili kılınan, yani ulusun özgür seçimiyle işbaşına gelen hükümetlerin geliştirecekleri programlarla olur.”
Herhangi bir yorumlama yapmadan direkt olarak Atatürk’ün sözleriyle cevap vererek Atatürk’ün sosyalizme karşı bakış açısını değerlendirmiş olduk.

Biz Türkçüler, fikirlerin çarpışarak büyüyeceğine inanan ve bunun yanı sıra ‘’en güçlü silahın fikir, en güçlü fikrin de Türk milliyetçiliği’’ olduğunu benimsemiş bireyleriz.

Bu yüzden bir Türkçü, sosyalizm kollarını okumalı, öğrenmelidir. Devletçi sosyalizm türü içerisinde bazı benzerlikleri de görmelidir. Fakat ayrım noktalarımızı da iyi analiz etmelidir. Kırmızı çizgiler dediğimiz o çizgilerin nedenlerini iyi incelemeli ve kavramalıdır.

Son olarak bu ülkede Sosyalist Atatürkçüsü, Ermeni olup Türk Milliyetçisi, Kapitalist/Sosyalist İslamcısı vs. oldukça; hele bir de üstlerine tuz biber niyetine cemaatçisi eklenince insan hayrete düşüyor.

Not: Transformasyon Problemi, Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU’nun ”İktisadi Düşüncüler Tarihi” adlı kitabından ele alınarak maddeler halinde yorumlanmıştır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone