SOSYALİZM VE TÜRK TOPLUMU’NA GELİŞİ-İbrahim Alpaslan GAVAZ

soss

 (Ortaya Çıkışından 1925’e Kadar)

 

Türkçülük ülküsü temsilcileri, Türk’e zararlı ve O’na yabancı olan her türlü fikri akıma karşı, geçmişten günümüze değin, çok kere ve çeşitli şekillerde mücadeleler vermişlerdir. Bu yabancı menşeili zararlı akımlardan biri de sosyalizmdir. Sosyalizm sözcüğünü dilimize tercüme ettiğimizde anlamı Toplumculuk olmaktadır. Toplumculuk yani sosyalizmin terimsel, sözlükteki anlamı ise; “Toplumsal refahı(mutluluğu) devlet inisiyatifinin(kontrolünün) getireceğini savunan, işçilerin yönetime katılmalarına ağırlık veren, hür teşebbüsü(kişisel girişimciliği) devletin ve sendikaların baskısı altında tutmaya çalışan, telkin ve propagandalarını eğitim, tarım ve vergi reformları üzerinde yoğunlaştıran siyasî öğretilere verilen ad.” olarak karşımıza çıkmaktadır.[1]
Sosyalizm terimin ilk olarak dünya çapında ortaya çıkışı 1827 yılında Cooperative Magazine adlı bir dergide kullanılmasıyla başlamıştır.[2] Buradaki kullanımı, kapitalizmin insanı bireyselliğe iten tutumuna karşı, toplumsal olarak örgütlenmeye dayalı bir karşı çıkış olarak anlaşılabilir. Bu terim daha sonra 1831 yılında Vinet isimli bir papaz tarafından, dinsel bir anlam ile kullanılarak karşımıza çıkmışsa da bu kavramı asıl olarak yaygınlaştıran 1832’de bu terime başvuran Pierre Leroux’tur.[3] 1848’e dek Sosyalizm kavramı hep bireysellik karşıtı olarak kullanılmıştır. Ancak bu tarih sonrası, yukarıda terimsel manasını verdiğimiz şekilde, yeni bir dünya düzenini tanımlayan bir kavram olarak karşımıza çıkacaktır.
Günümüzdeki karşılığı ile “modern” sosyalizmin “kurucuları” olarak bilinen iki düşünür Karl Marx(Marks) ve Frederic Engels’tir. Daha sonraları bu iki düşünürün sosyalizme getirdikleri yorum Marxism(Marksizm) olarak anılacaktır. Marksizm’in temel amacı ise Communisme(Komünizm)’dir. Komünizm’in terimsel olarak sözlük anlamı; “Bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni” ve “Böyle bir düzenin kurulmasını amaçlayan siyasî, ekonomik ve toplumsal öğreti” olarak karşımıza çıkmaktadır.[4]
Marx, Gotha Programının Eleştirisi isimli kitabında komünizme giden yolu iki evreden ibaret şekilde tanımlar. İlk evre sosyalizmdir. Bu evrede toplumsal bir örgütlenme ile bir egemen işçi sınıfı yani proleterya diktatörlüğü kurulmalıdır. Bu evre, her ne kadar bir proleterya diktatörlüğü kurulmasını öngörüyorsa da, kapitalizmin kalıntılarını ve burjuvazik tutumları da bünyesinde barındırır ve bunlardan tam olarak arınmış değildir. Burada kapitalizme karşılık, proleterya diktatörlüğü ve burjuvaziye karşılık devlet tekeli işlev görmektedir. Özel mülkiyet gibi bir şeyin var olmadığı bu ilk evrede, kişiler yaşamak için kazançlarını kendilerine temin edilen işlerden kazanacaklardır. Bu temin edilen işler, üretimi sağlayacak ve bu üretimle birlikte sosyalizmden komünizme doğru geçiş yapılmaya çalışılacaktır.[5] İkinci ve nihai evre ise komünizmdir. Komünizmde ise devletler ortadan kaldırılarak her şey kamulaştırılacak, tüm sınıflar ortadan kaldırılacak, her şey halkın olacak, özel teşebbüs yok olacak, her şey ortak ve ihtiyaca göre kullanılacaktır.[6]
Sosyalizmin bir diğer özelliği de maddeci yani materyalist bir fikir akımı olmasıdır. Sosyalist düşüncede materyalizm anlayışından önce materyalizmin terimsel anlamına göz atmakta fayda vardır; “Dünyada, yalnızca maddenin varlığını kabul eden, tanrı, ruh gibi manevî kavramları ret ve inkâr eden felsefî görüş, maddecilik, özdekçilik.”[7] Peki, sosyalizm neden materyalist bir fikirdir? Çünkü sosyalizmin nihai amacını teşkil eden komünizm, sınıfları ortadan kaldırmayı ve sınıfsız bir toplum kurmayı amaçlamaktadır. Bunun din ile alakası şuradan kaynaklanmaktadır: din, mensubu bulunan inananları ve din adamları ile ibadet imkânı sağlayan dini yapıları ve dini kurumları ile başlı başına bir sınıf yaratmaktadır. Ayrıca yine dini yapı ve kurumları ile din adamlarını da işin içerisine katarsak kurulması planlanan egemen işçi sınıfı, yani proleterya diktatörlüğü yönetiminin otoritesine karşı başka bir otorite yaratmakta, toplum kontrolünü zorlaştırmaktadır.
Sosyalizmin bir başka göze çarpan özelliği ise enternasyonalist olması yani uluslararasıcılığı/ uluslarüstücülüğüdür. Bu tabirin eski dildeki bir başka karşılığı da beynelmilelciliktir. Bu tabirlerden anlamamız gereken şey, terimsel anlamı ile: “Milletlerin sosyal sınıfları arasında uygunluk olması ve birlikte davranılması gerektiğini savunan görüş” olmasıdır.[8] Bu ne demektir? Yani dünya üzerindeki milletler ve sınıflar ortadan kalkmalı ve tek bir insanlık oluşmalıdır. Bu düşünce tarzının, sosyalizm içerisinde yer etmesi de- daha evvel de bahsettiğimiz- devlet karşıtlığı, sermaye karşıtlığı ve sınıf karşıtlığı ile ilişkilendirilebilir.

Sosyalizmin materyalist ve enternasyonalist oluşu ile ilgili delillerden sadece biri olarak ele alabileceğimiz “Komünist Parti Manifestosu” adlı kitapta Karl Marx(Marks) şöyle demektedir;

Proletaryanın koşulları içinde, eski toplumun koşulları zaten büyük ölçüde fiilen batıp gitmiştir. Proleterin mülkiyeti yoktur; karısı ve çocuklarıyla ilişkisinin burjuva aile ilişkileriyle ortak bir yanı kalmamıştır; İngiltere’de Fransa’dakinin, Amerika’da Almanya’dakinin aynı olan modern sanayi çalışması ve modern sermaye uyrukluğu, onda ulusal karakterin bütün izlerini silmiştir. Proleterin gözünde, hukuk, ahlak, din, gerisinde kaynaşan bir o kadar burjuva çıkarı gizlenmiş burjuva önyargılarıdır.”[9]

Yazımızın bu giriş kısmını kısaca toparlarsak; sosyalizm kavramı ortaya çıktıktan sonra, bugünkü anladığımız günümüz sosyalizmine yani Marksizm’e evrilmiştir. Marksizm’in ise iki aşaması bulunmaktadır; sosyalizm ve sonraki aşama komünizm. Komünizm ise hem sosyalizmin hem de Marksizm’in temel amacıdır. Ayrıca yine görüldüğü gibi sosyalizm, Marksizm ve komünizm birbirlerinden farklı manalar taşımaktadırlar. Bu görüşlerin gözlemleyebileceğimiz temel iki özelliği ise materyalist ve enternasyonalist olmalarıdır.

 

 

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Geçiş Sürecinde Sosyalist Kişi Ve Kurumlar

1800’lü yılların sonlarına doğru Dünya’da olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de yayılma alanı bulan sosyalizm, bize genel olarak Avrupa’dan sirayet etmiştir. Osmanlı Devleti içerisinde ise sosyalist düşünce, başta Ermeniler olmak üzere genel olarak azınlık gruplar içinde kendisine yaşam alanı bulmuştur.[10] Osmanlı Türklerine ise bu düşüncenin yansıması, eğitim amaçlı olarak batıya yollanmış zeki gençlerin bu fikri öğrenip, kendi yorumlarıyla birlikte anavatana dönmeleri sonucu aktarmalarıyla yaşanmıştır. Her ne kadar bu fikri yapı öğrenilmiş ve Osmanlı’ya girmiş ise de ilk başlarda pek büyük bir yayılış gösterememiştir. Hatta bu duruma “göstermemiştir “ dersek hata etmiş olmayız. Öyle ki; “Osmanlı Toplumu, bu düşünceyi dışlamıştır “ demek dahi doğrudur. Bu savımıza dayanak olarak Komünist Manifestonun 1888 tarihli İngilizce bir baskısının önsüzünde anlatılan bir vakayı gösterebiliriz. İstanbul’da yaşayan bir ermeni, Komünist Manifesto’yu tercüme ederek Ermeniceye aktarmıştır. Ardından bu çevirisini yayımlatmak üzere yine İstanbul’da faaliyet gösteren bir matbaaya gider. Fakat gittiği matbaa bu çeviriyi yayımlamayı reddeder. Israrcı olan Ermeni, kitabı yayınlatmakta direnince, matbaa sahibi kitabı basmayı tek şartla kabul edeceğini söyler; bu şart ise kitabın yazar kısmına Karl Marx değil kitabı çeviren Ermeni’nin isminin yazılmasıdır. Bir manada bu kitabı çevirip Osmanlı’da yayımlayan bu Ermeni’yi afişe etmek, jurnalletmek isteyen matbaa sahibinin niyetini anlayan Ermeni, kellesinin tehlikeye girebileceği korkusuyla kitabı bastırmaktan vazgeçer.[11]
Osmanlı Devleti içerisinde ise resmen ilk sosyalist kurum Osmanlı Sosyalist Fırkası’dır. Hüseyin Hilmi yahut İştirakçi Hilmi tarafından 1910 yılı Eylül’ünde kurulan Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın yönetim kurulu Hüseyin Hilmi, Namık Hasan, Pertev Tevfik, İbn-ül Tahir, İsmail Faruk, Hamid Suphi ve Baha Tevfik’ten oluşmaktadır. Parti programları yaklaşık 22 maddeden ibarettir.

 

İştirakçi Hilmi

iştMeclis-i Mebusan’da ilk kurulduğu zaman herhangi bir temsilcisi bulunmayan bu partinin temsilciliğini, bu parti adına mecliste bir grup oluşturan 2 Ermeni, Vahan Papazyan ve Hamparsum Boyacıyan yapmışlardır. Bu parti daha sonraları Selanik ve Paris’te temsilcilikler açmış, yine Paris’te Beşeriyet adında bir gazete çıkartmıştır. Örgütün Paris temsilcisi ise eski bir Jön-Türk olan Dr. Refik Nevzat’tır. Avni Kemal, Fuad Nevzat, M. Zeki ve Kadri Hoca ise örgütün Paris teşkilatının azalarıdır. Parti Osmanlı Devleti içerisinde İttihat ve Terakki hükümetine karşı Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla birlikte hareket etmiştir. Örgüt II.Enternasyonel ve Fransız bir sosyalist siyasi olan Jean Jaurès ile de çeşitli şekillerde ilişkilidir. Ancak parti Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi hadisesinden sonra İttihat ve Terakki hükümetince zararlı görülerek kapatılmış ve İştirakçi Hilmi Sinop’a sürülmüştür.[12]
Daha sonrasında ise İştirakçi Hilmi pes etmemiş, sosyalist faaliyetlere devam ederek, bir nevi Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın devamı olan Türkiye Sosyalist Fırkası’nı kurmuştur. Bu fırkanın ise kuruluş tarihi 20 Şubat 1919’dur ve İstanbul-Sirkeci’de bir bodrum kat dairede kurulmuştur. İştirakçi Hilmi’ye İştirakçi lakabının verilmesinin sebebi olan İştirak gazetesi ve İdrak gazetesi partinin yayın organlarıdır. Halkı, 1919 yılının 1 Mayıs’ını gazeteleri aracılığıyla “Amele Bayramı” olarak kutlamaya çağıran İştirakçi Hilmi, daha sonraları Bozdoğan Kemerleri civarında ölü bulununca partisi kendiliğinden dağılmıştır.[13]
İştirakçi Hilmi’nin partilerinden sonra yine başka bir sosyalist parti de Dr. Şefik Hüsnü (Değmer) tarafından kurulan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’dır. Bu parti ayrıca Kurtuluş isimli bir gazete de çıkartmış fakat yeteri şekilde kendini ifade edememiş ve yayılma sahası bulamayarak tarih sahnesinden çekilmiştir.[14]

 

Dr. Şefik Hüsnü (Değmer)

değBu aşamaya kadar adı geçen kişi ve kurumlar bizim anladığımız manada bir sosyalist faaliyet yürütmemişlerdir. Genel olarak yayılma sahası bulamamış, radikal gruplar olarak kalmışlardır. Günümüz bakış açısıyla ele aldığımızda, gerçek manada ilk sosyalist faaliyetleri yürüten kişi ise Mustafa Suphi olmuştur. 14 Temmuz 1920’de Bakü’de gerçekleştirilen 1. Genel Türk Komünistleri Kongresi ile kurulan Türkiye Komünist Partisi’ne aynı kongrede başkan seçilen Mustafa Suphi, parti faaliyetlerini Anadolu’ya taşımak istemiştir.[15] Anadolu’da ise istediği destek ile karşılaşamamıştır. Türkiye Komünist Partisi’nin genel sekreteri ise Ethem Nejat’tır. Bu parti 10 Eylül 1920’den itibaren Anadolu’da Gizli Türkiye Komünist Partisi olarak faaliyet yürütmeye başlamıştır. Adından da anlaşılacağı üzere yasadışı faaliyet yürüten bu parti kendisini yasal bir platformda ifade edebilmek için Nazmi Bey tarafından idare edilen Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ile hareket etmeye başlamıştır. 7 Aralık 1920’de Türkiye Komünist Partisi Halk Zümresi ve Yeşil Ordu ile işbirliği içinde olduğunu belirten bir programı Ankara’da yayınlayan Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, kuruluşunu ilan etmiştir. Böylelikle Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ismiyle kurulan Türkiye Komünist Partisi artık gizliden değil, açıktan bir şekilde çalışmalarına başlamıştır.

 

Nazmi Bey

naZAynı zamanda mecliste Tokat Milletvekili olan Nazmi Bey, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın yayın organı görevini gören Yeni Hayat isimli bir mecmua da yayımlamakta idi. Bu parti ise 12 Eylül 1922’de kapatılmış, İstiklal Mahkemelerinde yargılanan parti yöneticileri hapis cezasına çarptırılmışlardır. Yine İstiklal Mahkemelerinde tespit edilene göre Mustafa Suphi tarafından partiye, kapatılana kadar 150.000 altın yardım yapıldığı ortaya çıkarılmıştır. Nazmi Bey’in cezalandırılma sebepleri ise, parti kuruluş kongresinin hükümetten izinsiz oluşu, Çerkez Ethem’i yenilikçi bir hareket olarak gösterip bu harekete yataklık etmesi ve gayrimeşru faaliyetler yürütmesidir. Nazmi Bey haricinde tutuklanan isimler ise Salih Hacıoğlu, Ziynetullah Nurşirevan gibi isimlerdir.[16]

 

 

 

 

 

Mustafa Suphi

SUPBu yaşananlar üzerine Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın faaliyetlerini yeniden düzenlemek üzere Anadolu’ya geçen Mustafa Suphi ve 14 adamı ise Karadeniz’de içinde bulundukları geminin batması ile boğularak ölmüşlerdir.[17] Bundan sonra ise Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın dışarda kalan üyeleri, kongreleri gizli bir şekilde yapma kararı almışlar ve bu kongre sonrası ise çalışmalarına yasadışı olarak devam etmişlerdir. 1925 yılına gelindiğinde ise Şefik Hüsnü’nün önderliğinde Türkiye Komünist Partisi Derleniş Kongresi toplanmak istenmiştir. Ancak yeterli derecede varlık gösteremeyen kongre, bir sonuç vermemiştir. Yine 1925 yılında Takrir-I Sükûn Kanunu çıkartılmış ve aşırı sol faaliyetler Türk Ceza Kanunu’na eklenen 141. Ve 142. maddeler ile yasaklanmıştır.

Yukarıda, 1925 yılına değin saydığımız isim ve kurumlar haricinde bahsi geçen bir örgüt ise Yeşil Ordu’dur. Yeşil Ordu aslında herhangi bir gizli faaliyet çerçevesinde kurulmamıştır ve yasadışı bir örgüt değildir. Bu konuya Atatürk de böyle bakmaktadır. 1920 yılında Çerkez Ethem ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Başlangıçta masum bir hareket olarak başlayan Yeşil Ordu, sonraları ise gerçek amacından uzaklaşmış ve ihtilalci bir yapıya bürünmüştür. Hareketin bu duruma gelmesinde ise Bakü’den gelerek Yeşil Ordu’ya katılan Türkiye Komünist Partisi üyelerinin etkisi oldukça büyüktür. Yeşil Ordu cemiyetinin genel merkez üyeleri Şeyh Servet (Akdağ), Dr. Adnan (Adıvar), Hakkı Behiç Bayiç ve Yunus Nadi gibi isimlerdir. Başlangıçta Milli Mücadele’ye destek veren ve bu mücadelenin faydalarını halka anlatan Yeşil Ordu, daha sonra Çerkez Ethem’in kontrolüne girmiştir. Ayrıca bir komünist parti kurmaya ve TBMM hükümetini devirmeye de teşebbüs eden Yeşil Ordu ve üyeleri daha sonra Mustafa Kemal’in emriyle dağıtılmış, mensupları Ankara İstiklal Mahkemesince yargılanarak sürgüne gönderilmişlerdir.[18]

 

Çerkez Ethem

ÇERSosyalist düşüncenin ortaya çıkması, neleri kapsadığı, içeriği, gelişimi ve Osmanlı Devleti’ne girişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemindeki durumu gibi konuları kısaca ele almaya çalıştık. Sosyalizm denen düşünce tarzının, bizim ele aldığımız dönemdeki durumu ve faaliyetlerini incelediğimiz bu yazıdan da anlaşılacağı üzere, bu düşünce bizim bünyemizde, yani Türk Toplumu’nda kendine bir yer bulamamış, marjinal ve her daim zararlı bir düşünce tarzı olarak varlığını sürdürmüş ve bir azınlık hareketi çerçevesi içerisinde kalmıştır. Bununla beraber yazımızda, yine bu düşüncenin kaynağı ve Türk Toplumu bünyesine sokulmaya çalışılmasında rol alan kişi ve kurumlar tanıtılmış, bu fikriyata karşı kendi ülküsünü savunmaya uğraş veren Türk Evladına bilgi bazlı bir rehberlik edilmeye gayret gösterilmiştir. Bu görevin yerine getirilmesi önemlidir. Çünkü savaşta en önemli silah, bilgidir.

[1] Büyük Türkçe Sözlük, Toplumculuk Maddesi.

[2] Geoffrey M. Hodgson, Economics and Utopia: Why the Learning Economy is Not the End of History, Taylor&Francis, Ocak 2002, s.17.

[3] http://global.britannica.com/EBchecked/topic/1354295/Pierre-Leroux

[4] Büyük Türkçe Sözlük, Komünizm Maddesi.

[5] Karl Marx & Friedrich Engels, Gotha Ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Eriş Yayınları, 2003, s.29.

[6] Yrd.Doç.Dr. Kemal YAKUT, “Kapitalizm, Sosyalizm ve Milliyetçiliğin Ortaya Çıkması”, Çağdaş Dünya Tarihi, Ünite 5, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Eskişehir 1999, s. 97.

[7] Büyük Türkçe Sözlük, Materyalizm Maddesi.

[8] Büyük Türkçe Sözlük, Beynelmilelcilik Maddesi.

[9] Karl Marx & Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu, İstanbul, Ekim 1968, s.44-45.

[10] Mete Tunçay, “Cumhuriyet Öncesinde Sosyalist Düşünce”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Cilt 1, İletişim Yayınları, İstanbul 2009, s.296.

[11] Mete Tunçay, “Cumhuriyet Öncesinde Sosyalist Düşünce”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Cilt 1, İletişim Yayınları, İstanbul 2009, s.297.

[12] Detaylı Bilgi İçin Bakınız: Hamit Erdem, Osmanlı Sosyalist Fırkası ve İştirakçi Hilmi, Sel Yayıncılık, Aralık 2012.

[13] Detaylı Bilgi İçin Bakınız: Yusuf Tekin, “Türkiye’de İlk Sosyalist Hareket “İştirak Çevresi’nin” Sosyalizm Anlayışı Üzerine Bir Değerlendirme”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 57, Sayı 4, Ankara 2002, s.175-176.

[14] Detaylı Bilgi İçin Bakınız: Özge Unsur, Şefik Hüsnü Değmer: Türkiye Sol Hareketi İçindeki Yeri Ve Görüşleri, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2003, s.26-36.

[15] TKP Tüzüğü, Bakü 1920.

[16] Detaylı Bilgi İçin Bakınız: Erden Akbulut & Mete Tunçay, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923), Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul 2007.

[17] Ergün Aybars, “Mustafa Suphi’nin Anadolu’ya Gelişi, Öldürülüşüyle İlgili Görüşler ve Erzurum’dan Trabzon’a Gidişiyle İlgili Belgeler”, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 13, Sayı 16, Ankara 1979-1980, s.89.

[18] Detaylı Bilgi İçin Bakınız: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-51/yakin-donem-tarihimizde-yesil-ordu-cemiyetine-toplu-bir-bakis

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone