SOSYETE- H. Kılıç Aslan

sosyete

Sosyete ! Yani yüksek sınıf, asrilik… Adının büyük olmasına bakmayın. Sosyete bir perdedir, önü asrilik dalgaları ile çalkanırken, arkası gizli bir prensip takip eder. Evet arkası… Üzerinde duracağımız mevzuu. Herke­sin imrenip yaşamak istediği bir hayat. Cemiyet için bir yüz karası olan bu sınıfın doğurduğu facialar!

Bir aile tanıyorsunuz!? Bayan dudaklarını Amerikan lipton ruj ile, suratını Fransız pudrası ile kirpiklerini İngiliz rimeli ile süslemiş erkek siyah kadifeli bir smokin, en pa­halı iskarpinler giyinmiş, baloya teşrif ediyorlar. Yani sos­yetenin yegâne sembolüne. Akıllarınca eğlenen bu zavallılar! Sosyete denen maskeli balonun oluş ve akışla­rına kendilerini bırakırlar. Her şeyden geçerler. Namus ve şeref bu çirkef toplantıda bir hiçtir. Çünkü her şeyden önce zevk vardır!. Zevk! Meltemle dile gelmiş bülbüller gibi konuşan ipek hışırtılar… Omuzlarda dalgalanan ibrişim saçlar ve caz. Artık dans. Vücutlar bir sarmaşık gibi birbirine dolaştı. Geç vakitlere kadar süren eğ­lence, hafif buseler vesaire. Tabii asri ailelerin asri kanunları… Fakat asri ahlâk nerde? Evet ahlâk!

Sorarım size cemiyet bunu hazmetmiş midir? Hu- l kukan mevki tatbike konmasına engel olmayan bu cazip tez, telâkki bakımından -bütün dünyanın olsun- ”sosyal bünyesine intibak edebilmiştir?

Nihayet sabaha yakın istemeyerek ayrılıyorlar. Ne güzel eğlence, ne tatlı hayat ve ne büyük şeref!..

Kadın tuvaletten şikâyetçi, ev işleri hizmetçi bekler; erkeğin aldığı neki ? Fakat ne yaparsın zamana uyuyoruz. Günler bir zincir gibi çekiyor… Akıbeti düşünen yok! Ey hayat! Bu yıkılış, bu göçüş, bu enkazlaşma hep seni yaşa­mak için mi? Artık böyle insanlar cemiyete lüzumlu uzuv olmaktan çıkmışlardır. Bu dünya fanidir diyerek her şeyi zevk uğruna feda eden bu insanlar cemiyet içinde gizli bir katil, görünmeyen bir canidir. Bugünkü kaldırım ve genelev kadınlarının yüzde 50 si sosyetenin mahsulü değil midir? Şüphesiz onun mahsulüdür. Çünkü hanım utanmadan ko­casının yanında randevu verir ve kızını kendi eliyle takdim eder. AŞK !.. AŞK !.. Evet aşk !.. Adı olup manâsı olmayan hastalık. Lekelenen bedbahtlar ve akıbetleri… Beşer ta­rihi cildi üzerinde silinmez menhus ve müstekreh birer leke oldukları halde, bütün insanlık onların kötü talihleri için ağlar; buna mukabil onlar kendilerini dram artistleri­nin en kuvvetlisi olarak görürler ve bütün insanlığı da ko­medi oynayan aktörler kadar gülünç bulurlar.

Sosyetenin en korkunç jesti po->ker yani cemiyetin yüz karası, Beşerin maskarası, saadetin yarası kumar.. Bir­birleri ile kumar oynayan kimseler demek, onların birbirle­rinin parasına ve hatta ailesine göz dikmeleri demektir. Böyle kendine hayrı olmayan kimselerden bu vatan, bu millet için hayır beklenir mi?

Sosyetenin en şiddetli ve en açık şekilleri ki biz de onları taklit ettik; Fransa, İtalya, Amerika… gibi memle­ketlerdir. Asrilik edep dairesinde devre uymak demektir. Maalesef bugün asrilik bu söze uymayan bir mahiyet taşı­yor. Bu milletin geleneklerine ve adetlerine bu hayasızlık­lar asla uyamaz ! Evet asriyiz ve bununla övünürüz. Fakat asrilik bu mudur ?

İşte sayın okuyucu gıpta ettiğin hayat! İşte sosyete budur. Sosyete yüz karası ve cemiyet yarasıdır, Sanki bun­lar başkalarından ayrı bir çatı altında toplanırlar. Bam­başka bir gidişat ve bambaşka bir hayat sürerler! Bu hayatın elemanlarına ne dendiğini siz bizden iyi bilirsiniz, “Oğlan züppe, kız hoppa, ana sürtük, baba kaz! Bundan daha ahenkli bir aile olamaz”

Bunlar gizli fuhşu yani bir dakikalık hayvani zevklerini tatmin için bu hayata resmen katılmışlardır. Bunlar için eğlence. Yatak. Kirletmeleri için çarşaf ve yaşamaları için de para! İşte bu zavallı milletin zarurî ihtiyaç ve nafakalarının çoğu bu gibi şuursuzların elinde, kumar masalarında sömürülüyor. Bizim iğrenerek yüzünü \ görmek istemediğimiz, bu hayatı bir de yaşayanlara sorun! Bunların hepsi eski devrin tenkidini yaparlar ve yeni devri yaşadıkları hayata izafe ederek zamanımızı ve milletimizi lekelediklerinin farkında olmayacak kadar müzmin hastalıklarını ortaya koyarlar. Bun­lardan fikir, mantık, aklıselim tamamen iflâs etmiştir. Bu hayatı yaşayan şahıslar, kendi ökçeleri altında mahvettik­leri izzeti nefislerini sonradan belki temizlemek isterler. Fakat buna hiç bir zaman muvaffak olamazlar. Yegâne muvaffakiyet çaresi; bu hayata atılmamalarıdır. Ama ne­rede ? Bu hayatın cemiyet için en fena zararı ise: Bu ha­yatı devamlı yaşamak mı ? Yoksa zahmete katlanmamak mı nedir bilinmez!? Çocuk yapmıyorlar. Nüfusumuza bir suikast hazırlayıp en büyük tırpanı atıyorlar. Fakat nüfusu­muzun çoğalması bugün için zaruridir. Eğer onlar her şeyi düşünseler, annelik vasıflarını çürütmezler! ANNE! Ne İlâhî ve manası ne derin bir kelimedir bu: ANNE! Bunun tek çaresi: Ferdiyet yani zevk uğruna menfaat ne zaman ihmal edilip; umumun menfaati düşünülürse ve «kürtaj» a ne zaman son verilirse onlar cemiyete ancak o zaman ya­rarlı uzuvdurlar.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone