Soytarılar!

Ülkenin büyük bir kısmının yakalandığı yalakalı, şakşakçılık gibi hastalık bir üst seviyeye ulaştı ve ‘soytarılık’ olmaya başladı. Sağ-Sol, muhafazakâr hatta milliyetçi kesimlerden bile bu soytarılık mesleğine heves eden kimseler peyda oldu.

15 Temmuz’un sözde mağduru AKP, FETÖ’nün siyasi ayağının araştırılması konusunda tutarsız açıklamalar yapıp duruyor. Darbeyi eşinden dostundan, eniştesinden öğrenenler MİT müsteşarına ‘Var mı siyasette Fetullahçı’ diye soruyor, darbe zamanı yerden yere vurdukları Hakan Fidan; ‘Yok’ deyince ikna oluyorlar.

Bu hareket bize sadece bize karşı değil tüm AKP seçmenine ve Türk milletine karşı soytarılık yapmak demektir.

‘Gezi’nin kırmızı fularlı kızı Rakka’da öldü’ birkaç gün öncesinin haber başlıkları bu şekildeydi. Basit bir park eyleminin üzerine çöken solculardan birisi de malum kızdır. Kırmızı fuları komünistlik alameti olarak takmıştır. ABD’nin petrollerini bekçi köpeği misali savunan PKK’nın saflarında ölmüştür. Yani savaştığı emperyalistlerin köpeği olarak.

Bu yaratığı sevimli göstermek, savunmak soytarılıktır.

‘TSK Peygamber ocağı olsa arefe günü kan döker mi?’ AKP zihniyetinin parlatıp gözümüze soktuğu türbanlılar kadrosundan Hilal Kaplan’ın çözüm süreci zamanı attığı bir tivit. Dün akşam da şehitlerimizin adını paylaşıp dua istemiş. Rüzgâr nereden eserse oraya sallanıyor anlayacağınız.

Bu hareketin adı da soytarılıktır.

ATASEN diye bir şey varmış. Bu ‘şeye’ bir de başkan seçmişler. Sonundaki SEN ekinden anladığımız kadarıyla bu yapı bir sendika. Fakat işçi-memur hakları, işçi ölümleri, emeklilik yaşı polemikleriyle ilgilenmek yerine kendisine başka uğraşlar bulmuş. Hüseyin Nihal Atsız üzerinden bizlere saldırıyor, Atsız ve Atatürk’ü kıyaslayıp duruyor. Rıza Nur’un şaibeli hatıralarını kaynak kabul edip salyalarını sağa sola akıtıyor.

Bu zatın hesabını bir apayrı bir yazı görür, şimdilik soytarıları arasında yerini aldığını bilsin kâfi.

Kendini haber kanalı zanneden, yaptığı bütün programlar şov havasında geçen bir TV kanalı var. Bu kanalın sabah haberlerini sunan tövbeli (!) Fetullahçı durmadan Mehter veriyor, akşam haberlerini yapan ekip ise bilgisayar oyunlarını haber diye sunup duruyor. Kendilerinin seslendirdiği haberde enteresan bir detay var. Komutanına hedefinde PKK’lıları gördüğünü söyleyen askere, komutan; ‘Korkma sık’ diyor. Neden korkacak? Kimden korkacak? Hükümet sağ olsun hepiniz askerliği bedelli yaptınız onu biliyoruz da bu kadar soytarı olmayın.

Bu tarz programlar yalakalığın soytarılığa evrimleşmesinin en güzel örneğidir.

Bitti mi? Ne münasebet. Memleket olmuş Çingene çadırı.

FETÖ sanıklarının mahkemeleri başladı. Beli ağrıyor diye salınan damatlar, darbe gecesi tonla dayak yiyip ilk duruşmasında serbest bırakılan komutanlardan başka haberlerde geliyor. Mesela bir duruşmada ByLock yani cemaatin gizli haberleşme programını kullanan bir sanık enteresan cümleler kurmuş. Cemaatçi olmadığını, programı ‘kız arkadaş bulmak için’ indirdiğini söylemiş. Bize aslan Fetullahcılara Cem Yılmaz olan Hâkim beyler ise ‘Sen ne diyorsun ulan soytarı’ demek yerine konuyu merak etmiş; ‘Bulabildin mi bari?’ diye sormuş. Sanığın kısmeti ByLock’dan da kesik olacak ki bulamamış.

Bu olayın cereyan ettiği yere mahkeme değil panayır denir. Olayın içindeki sanık ve hâkim ise olsa olsa soytarıdır.

Son olarak emeklilik yaşı polemiğine gelelim. Sendikacıların Gezi anması, kırmızı fularlı kız ve Atsız gibi çok önemli işleri olduğundan bu konular hakkında kısa da olsa fikir beyan etmek bize kalıyor. Bakan Bey dedi ki; ‘Gelişmiş ülkelerde emeklilik yaşı 72. Bizde de böyle olması lazım. Erken emekli ediyoruz.’

Pekâlâ, Bakan beye soralım;

Biz gelişmiş bir ülke miyiz? Hayır değiliz. Geri kalmış diyerek canımızı sıkmamak için gelişmekte olan ülke tabirini kullanıyorsunuz. Yani size göre biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Gelişmiş ülkelerin var bizde neden olmasın diyerek Varlık Fonu diye bir şey kurdunuz battı mı çıktı mı ondan da ses seda yok.

Ülkemizde ortalama ömür kaç sene? Terör olaylarından, ‘Siz niye el ele yürüyorsunuz ulan’ diyen ayılardan ve Suriyelilerden kurtulabilirseniz 75 yıl 10 ay. Bakan bey kaç yaşına kadar çalışmamızı istiyor? 72. Denklemin gerisini siz kurun. Malum sendika başkanları olduktan sonra 3 yıl 10 ay paşalar gibi emeklilik yaşarsınız artık.

Bunlar ve bunlara benzeyen olaylar memleketteki soytarılık müessesinin ne hale geldiğini gözler önüne seriyor. Bizim seçmen ise halen durumu anlayabilmiş değil.

İster istemez bir dörtlük aklımıza düşüyor;

Beşeriyet denilen fertlerde
Var mıdır olmayan ahmak ve alık?
Bu cihan sanki salaş bir sahne
Ve piyes maskaralık, maskaralık…

Atsız…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone