Suriye’de Ateşkes İlan Edildi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye’de akşam saatlerinde yürürlüğe girecek ateşkes mutabakatına varıldığını açıkladı. Putin’in açıklamasına göre ateşkesin garantörlüğünü de Türkiye ve Rusya yapacak.

Suriye’de savaşan tarafların Kazakistan’da görüşecek olması da ayrı bir mesajdır. ABD’li yetkililerin kendi ifadelerine göre ABD saf dışı kalmıştır. Bu saatten sonra, özellikle 2015’ten itibaren “Terörün hamisi Türkler”, “IŞİD destekçisi Türkler” propogandası üstünden IŞİD-Batı ilişkisini kamufle etmeye çalışan, ancak hem Türkiye’den hem de Rusya’dan aşikar biçimde gelen “ABD teröre destek veriyor.” açıklamalarıyla köşeye sıkışan ABD, artık ya “resmi” yollardan terör örgütlerine destek vererek savaşı sürdürecek ve Obama ile yaratmaya çalıştığı sözde barışçıl imajını silip atacak ya da kenara çekilip savaşın bitişini izleyecek.

Her doğum sancılı olur. Terörün şiddetini artırması, Rus elçisinin sözde polis tarafından vurulması, AB’nin sürekli olarak Türkiye’ye silah ambargosunu gündeme getirmesi bu doğumun sancılarıdır. Toplumu zaten uzun süredir ABD ve Batı ülkelerinin aleyhinde olan, öze dönüşü isteyen, devlet içinde veya dışında birtakım görevlerde bulunmuş idealist insanları ABD’nin ikiyüzlülüğünü tecrübe etmiş olan Türkiye’nin mevcut politikası kaçınılmaz olandır. Ateşkes konusunda vevcut gelişmelere de ABD’nin birtakım sert eylemlerle karşılık vermesi kaçınılmazdır. Bu eylemlere karşı dik durmak gerekiyor.

Ahmet Davutoğlu döneminde yürütülen İslamcı politika, milletin gözünü romantizmle boyayan, hem milli hem de dini değerleri kullanarak Suriye’deki iç savaşı alevlendirecek gayrı milli politika idi. Yalakalığı görev bilen, ülke değil siyasetçi menfaati savunan basın ve medya mensupları bir yandan “mazlum ümmet” naraları atarken, diğer yandan aynı dinin mensuplarının savaşını hamasi söylemlerle alevlendiriyordu.

Suriye’deki savaşın devamı ve savaşın Batı lehine sonlanması, Türkiye’nin iç güvenliğini üst düzeyde tehdit eden ihtimallerdir. Şehit Necip Hablemitoğlu, “Köstebek” kitabında sadece cemaati deşifre etmemiş, PKK’dan da büyük bir tehlike olan mezhep savaşına, mezhebe dayalı teröre de dikkat çekmiştir. Kendini milli medya ilan edenler, yakın zamanda bizzat Cumhurbaşkanı’nın mezheplerin din olmadığını vurgulayan ifadesinin üstünde ne için durmamıştır? Bu nasıl millilik?

Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık görevinden ayrılması ve Binali Yıldırım’ın göreve geldikten sonra verdiği dış politikaya dair ilk mesajlar, politikanın yenileceğinin, stratejik derinliğin stratejik rezilliğe döndüğünün ifadesiydi. Geldiğimiz nokta da bunun ispatı olmuştur. Suriye’deki iç savaşın devamı Türkiye’ye birçok zarar veriyor ve daha büyük zararların da geleceğini haber veriyordu. Suriye’den Türkiye’ye terör taşıyor, savaştan kaçan Suriyeliler sürekli Türkiye’ye akın ediyor, Esad’ın mezhebi üzerinden mezhebe dayalı politika doğrultusunda tehlikeli mesajlar veriliyordu. Ne yazık ki Türkiye’de de ciddi ciddi kendi soydaşının mezhebi yüzünden iç savaşa hazırlanan, asıp kesme hayali kuran bir kitle vardı. Cemaatlerin mezhep konusundaki tutumları bir kenara dursun, diğer mezheplerin özellikle “ateist” başkanlara sahip Batı güdümündeki dernekleri de bunu devlet düşmanlığı için kullanıyordu.

Gelinen noktada herkes dikkatli olmalıdır. ABD’nin en güçlü üç senatörü olan John McCain, Amy Klobuchar ve Lindsey Graham açık bir biçimde Putin’i uyardı. “Rusya’nın bu kadarının yettiğini anlaması gerek.” beyanında da bulunan Senatörler, aslında Yevgeniy Primakov’la birlikte çok kutuplu dünya tezinin ABD aleyhine meyvelerini vermeye başladığını da ispatlamış oldu.

Diğer yandan, hem Türkiye’de hem de Rusya’da faaliyet gösteren NED bağlantılı kuruluşlara dikkat etmek gerekiyor. Senatörler de doğrudan “Rusya diğer ülkelerdeki demokrasinin belini kırıyor.” açıklamasıyla bu kuruluşlar üzerinden harekete geçileceğinin mesajını vermiştir. Sanılanın aksine bu kuruluşlar Rusya’da da etkili bir güce sahiptir. Boris Yeltsin bu kuruluşların kuklasıydı. NED’in arkasında da Soros gibi zenginler vardır; onların finans desteğiyle birçok ülkede devrim yapılmıştır.

Bu süreçte en çok Türk milletinin birlik olması ve motivasyonunu yüksek tutması gerekiyor. Daha ciddi ve daha üzücü olaylar yaşayabiliriz. Mevcut sürece dair yalan haberler de sıklaşacaktır. Türk milleti bir yandan bu haberlere karşı inancını yüksek ve sağlam tutmalı, bir yandan terör olayları başta olmak üzere aleyhimizde sonuçlanacak her türlü gelişmenin sorumlularını aramalı, bunlara karşı en ufak bir gevşeklik göstermemelidir. Hiç olmadığı kadar bağımsız olmamız gerekiyor; bu durumda hiç olmadığımız kadar “Türk” olmamız gerekiyor. Aynı kanı taşıdığınız insanlara karşı tahammül sahibi olun; dışarıdan gelen fitne açıklamalarıyla kendi soydaşınıza bilenmeyin. Hamasi değil akıllı davranma vaktidir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone