Tadını Çıkarın

yusufhanguzelsoy

Çeşitli muhalif seslere rağmen ben “İnandığımız son geliyor.” diye düşünüyorum. Evet, bir 15 yıl Osmanlı’nın son dönemini okurken karşılaştığımız olayları yaşadık. Evet, bu olayların Atatürk’ün uçmağa varmasının ardından başlayan bir hazırlık süreci olmuştur. Doğal olarak HDP’lilerin tutuklanmasının ardından birtakım görüşler öne sürüldü. En çok savunulan görüş de aslında bunların iç savaş çıkarmak için yapıldığı, içeri alınan vekillerle başkanlık pazarlığı yapılacağı, şov yapıldıktan sonra bırakılacağı görüşü oldu.

Bu konularda tartışmaya, görüş öne sürmeye başlamadan önce bir “hafıza tazeleme” taraftarıyım. Ancak hafıza tazelerken hatırlayacağımız olaylar ve varacağımız sonuç kalın bir kitap yazmayı gerektirecektir. Sadece birkaç maddeyle özet diyebileceğimiz bir sonuca varmaya çalışalım:

1-AKP’nin “Beraber yürüdük biz bu yollarda.” diye birlik içinde türküler söylediği günler geride kaldı. Dengir Mir Mehmet Fırat, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç, Cüneyt Zapsu ve daha niceleri bugün yok. Bu isimlerden bazılarının birlik mesajları vermesine aldanmayın. AKP çeşitli sebeplerle aynı veya farklı kutuplardan siyasilerin, yazarların bir araya getirildiği bir proje partisiydi. Gelecekte AKP’de siyaset yapanlar işlerini yapmaya devam edebilir, ama AKP Türkiye’nin geleceğinde olacak mı? Olacaksa da bu kadar destek sahibi olabilecek mi?

2-17 Aralık operasyonunun kim tarafından yapıldığını sorgulamak gerekir. Bugün hala Milletvekili olan Şamil Tayyar, operasyon sonrası “Cemaat ile Hükümetin arasını bozmaya çalışıyorlar. Oyuna gelmeyin.” diye tweet atmıştı. Bu tweet sonrasında olması lazım, “Cemaati bitirme kararı 2005’te Emniyat binasında alındı.” diye başka bir tweet atmıştı. Operasyona katılan Savcılardan biri de Zekeriya Öz’dü. Zekeriya Öz’ün de cemaatin mensubu mu, yoksa birçok güce hizmet eden taşeron savcı mı olduğu da sorgulanmalıdır. Ben Öz’ün cemaatin has adamı değil, taşeron Savcı olduğunu düşünüyorum. Sırtı sıvazlandıkça meslektaşlarının “Memati Baş gibi geziyor.” dediği bu geçmişi şaibeli kendi de sabıkalı Savcı, taşeronluk yapmanın bedelini ödemiş olabilir mi?

“Yeni bir destan yazacaksın savcım! Ergenekon’dan sonra sıra Hükümette!”

Zekeriya Öz’ün Başbuğ Atatürk’ün portresinin önünde resim çekilmesi, sandığımızdan daha derin bir mesaj içeriyor olabilir mi?

3-Çözüm süreci de bitti. “Demokratik çözüm” veya “barış” olarak adlandırılan süreç, HDP’nin barajı aşması ve PKK’nın saldırılarıyla son buldu. Tek başına iktidarı kaybeden Hükümet, HDP’ye tavır almak ve süreç konusunda ısrarcı olmamak zorunda kaldı. PKK, zaten sürecin başından beri Alman, İngiliz, ABD, İsrail ve İran ajanları tarafından “gerilla savaşı” üzerine eğitiliyordu. Süreç sırasında askerin ve polisin karakolda olmasını fırsat bilip şehirlere indi, belediyeler vasıtasıyla yollara bomba döşedi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki baraj çalışmalarından da rahatsız olan PKK -ki Ahmede Xani gibi akademiler destek göremeyip kapanmıştı- mitinglerde bomba patlatılmasını fırsat bilerek saldırıya geçti. Suruç’ta bomba patladığı gün Adıyaman’da baraj inşaatını koruyan timden bir askerimiz şehit oldu. Polislerimiz uykuda şehit edildi.

Terörle mücadele yeniden başlayınca AKP de yeniden tek başına iktidar oldu. AKP’yi tek başına iktidarı kaybettiği güne kadar HDP’yle bir araya getiren şey neydi? Hatırlayın, birçoğunuz tartışmalarda, sosyal medyada, yazdığınız yazılarda ve daha birçok yerde şunu savunuyordunuz: “AKP, Başkanlık sistemi ile Türkiye’yi bölecek. HDP de PKK’nın siyasi temsilcisi olarak mecliste yerini aldı. Yeni anayasa ile bölünmenin ilk aşaması olan özerklik gelecek.”

Evet, iç savaş senaryosu olması da mantıklı bir senaryodur. Ancak bir de bu açıdan bakınca, sanki birileri bu konuda da birilerinin tavuğuna kışt demiş gibi geliyor. Ayrıca iç savaş çıkarmak kolay mıdır? Çıkacak olsa 15 Temmuz’da ve takip eden 1-2 ay içinde çıkmaz mıydı? TSK gücünü Cerablus’ta; millet de maneviyatını terörle mücadeleye verdiği tam destekle ispatlamadı mı? Bugün en tehlikeli mesleklerden biri olan Polis Özel Harekat başvuruları, sadece maddi anlamda değerlendirilebilecek bir patlamanın sonucu değildir. Dünyanın en fakir ülkesinde bile bu mesleğe talip olacak ve bunun için devlet kurumunun resmi sitesini çökertecek bu kadar insan bulamazsınız. Her şeyden önce Türkiye’de bir samimiyetsizlik hakimdir. Samimiyetsiz toplumun dedikodusu komşusunu görünceye kadardır. Sosyal medyaya bakarsak Türkiye’de bir iç savaş çoktan çıkmıştır. Sokağa bakarsak, dünyanın en huzurlu ülkesiyiz.

4-Türkiye’de milliyetçilik daha da yükselecektir. Güzel günler yaşayacağımıza inanabilirsiniz. Kötü günler yaşayacağımıza inanabilirsiniz. Ancak birincisine inanmanın milliyetçiliğin yükseldiğine, ikincisine inanmanın da milliyetçi kaygıya ait deliller olduğunu gözardı etmeyin. Atsız Atanın “Ümit en son ölen şeydir.” sözünü unutmayın. Bu bir nasihattir. Bu nasihati tutun. Sadece yükselen milliyetçiliği hamasetten samimiyete çevirmek için çalışın. Herkese doğruyu anlatın; sadece yazarak değil, konuşarak da anlatın. Milletimiz tarih yazmak yerine tarih yapmayı nasıl seviyorsa, sözlü destan geleneğini daha ağırlıkta tutan bir toplum olarak da okumaktan çok dinlemeyi seviyor. Diksiyonunuzu geliştirin.

5-“Dengeler” herkes içindir. Bir zamanlar Ahmet Kaya’ya çatal, kaşık fırlatıp sonra da güya pişman olan ünlüler camiası da çalıştığı gazetenin veya televizyonun patronuna göre yazıp konuşan sözde aydın camiası da tekrar eskiye dönecek ve samimiyetsiz bir duyarlılık sergilemeye başlayacaktır. Bunun işaretleri kendisini göstermeye başladı. Dün devlet askerini ve polisini karakola gönderdiğinde PKK kontrolü sadece Güneydoğu’da ele almadı; mafya dünyasından ünlüler dünyasına kadar her yere kollarını uzattı. O ahtapotun tüm kolları kesildiğinde, ortaya çıkan manzaranın ne olduğunu daha iyi görecek ve ibret alacaksınız.

6-HDP’liler bırakılacak olsa bile, bana göre, Almanya başta olmak üzere Batı dünyasının paniklemesi olumlu gelişmeler olduğunu göstermektedir. Batının derdi demokrasi ya da hırtlar değil; içeri alınan ya da köşeye sıkıştırılan siyasi-silahlı hırtların “belgeleriyle” ötecek olma ihtimalinden korkmasıdır.

Hadi şunu da sorgulayalım: 15 Temmuz’da ABD’yle aşikar olan düşmanlık, HDP üzerinden tüm Batı dünyasıyla da aşikar olacak mıdır? Tabi biz sıradan vatandaşlar için her zaman aşikardı, ancak siyasetten akademisyen dünyasına kadar “diplomasi” gözetenler de bu düşmanlığı aşikar edecek midir? Bunu da gelecekte göreceğiz.

7-Türkiye, demokrasinin ne olduğunu yakın zamanda daha iyi anlamaya başlayacaktır. Zira demokrasi silahının namlusu, kendisini kullananlara karşı dönmeye başladı. Özellikle Ergenekon davasının demokrasi için yapıldığına dair iddiaların revaçta olduğu dönemden, Ergenekon operasyonunu yapanların demokrasinin ucunu bile göremediği günlere geldik.

Yazmayı unuttuğum şeyler için kusura bakmayın…

Ben sıradan bir vatandaşım. “Biliyorum” diyemiyorum, bu yüzden “inanıyorum” diyorum. Devletin hesabı şaşmaz. Bugünlere gelinmesinde sorumlu olan kim varsa, konumu ne olursa olsun hesap verecektir. Ne tutuklamalara ne de serbest bırakmalara dayanarak gündemi ve geleceği yorumlamayın. Tutuklanıp serbest bırakılmak, devlet terbiyesinin bir parçasıdır. Senaryonun bir parçası olup olmadığını da zamanla göreceğiz.

Bu yüzden ben “derine” inmiyorum. HDP’li hainlerin düştüğü durumun tadını çıkarıyorum. Size de tavsiye ederim; moraliniz biraz olsun düzelir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone