Tanzimat Fermanı’nın 177. Yılı

YusufDuzgoren

İstanbul’un fethiyle birlikte Osmanlı Devleti bir imparatorluk hüviyetine kavuşmuş, Batı’dan her alanda üstün olduğunu kendine ve tüm dünyaya ispatlamıştır. Bundan sonraki dönemden itibaren 1699 Karlofça Antlaşmasına kadar kendini “yenilmez” olarak görmüş, tarihin namağlup devletlerinden biri olduğuna inanmıştır.

Nitekim, Karlofça’yla birlikte imparatorluk tarihinde ilk kez yenilgi yüzü görmüş ve ciddi manada toprak kaybetmiş, bunun travmasını atlatamadan 16 yıl sonra Avusturya ve Venedik’le aynı anda savaşa girmiş, bu savaşlarda alınan yenilgilerin sonucu olarak da 1718’de Pasarofça Antlaşmasını imzalamıştır. Bu antlaşmayla da önemli toprak kayıpları yaşayan Osmanlı, Karlofça’nın tesadüf olmadığını anlamış oldu.

Daha önce Batı’ya “kafirin neyini alacağız” mantığıyla bakmasına karşın 1718’de “Lale Devri” diye adlandırılan bir dinlenme dönemine girmiş ve Batı’da olup biten gelişmeleri mercek altına almıştır. Patrona isyanıyla biten Lale Devri’nden sonra artık Osmanlı Devleti yavaş yavaş çöküş dönemine doğru gidecek, ilk etapta bu sürecin farkına varamadığı için erken teşhis hayat kurtaramayacaktır.

İlk kez 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nda tek bir devlete karşı savaş kaybedince işin ciddiyetinin farkına varacaklar ve vücuda yayılan bu hastalığı tedavi etmek için panik halinde derman arayışına girişeceklerdir. I. Abdülhamit, sonrasında ise III. Selim zamanlarında Avrupa’dan orduyu ihya etmek için yabancı askerler gelecek hatta bunların bir kısmı da Müslüman olarak isimlerini “Cambell Mustafa”, “İngiliz Selim” olarak değiştireceklerdir.

I. Abdülhamit ve III. Selim ile başlayan ıslahat ve Batılılaşma hareketleri II. Mahmud için bir temel teşkil etmiş ve özellikle 1826’da Vaka-i Hayriye yani Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonraki  13 yılda reformlar peşisıra yapılmaya çalışılmıştır.

Batılılaşma olarak adlandırılan bu reformların hepsi Osmanlı’yı eski gücüne kavuşturma yani canlandırma girişimleri olarak kabul edilir. Tanzimat Fermanı ise bunlardan sonuncusudur.

Bugün 177. yıl dönümü olan Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839’da Sultan Abdülmecid tahta geçtikten yaklaşık 4 buçuk ay sonra Gülhane Parkı’nda Hariciye Nazırı (Dış İşleri Bakanı) Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur.

Tanzimat Fermanı, Fransız İhtilali’nden etkilenen ve milliyetçilik bilinciyle Osmanlı’dan ayrılmak isteyen tüm imparatorluk tebaasını mutlu etmeyi amaçlayan, insanlara imparatorluk bilincini yani “Osmanlılı” olabilme bilincini edindirmeye çalışan ve bir takım hak ve özgürlükleri anayasal temellere dayandırmayı hedefleyen bir girişimdir.

Halil İnalcık ise Tanzimat’ı şöyle yorumlamıştır: “Bizce Tanzimat, imparatorluğun bütün 19. asır tarihini izah eden temel hadisedir. Tanzimat, iktisadi-içtimai temelleri çürüyerek yıkılmaya yüz tutan bir imparatorluğun yeni prensiplerle yeniden kurulma teşebbüsünü gösterir.”

Yavuz Abadan’a göre ise Tanzimat: “İmparatorluğun dayandığı, dağılma tehlikesine maruz kütleleri, yeni prensipler etrafında toplamak ve devlet faaliyetini bu esaslara istinat ettirerek muhtelif unsurlar arasında -birlik ve emniyetin esas şartı olan- zapt ve raptı, nizam ve intizamı tesis etmek, ortak amaçların oluşturulması için disiplinli bir çalışmanın temellerini kurmaktır

Tanzimat Fermanı’nın temellerini atan ve okuyan Mustafa Reşit Paşa’ya göre bu amaçları gerçekleştirmek için hükümdarın yetkilerini bir nebze budayacak, düzenli, modern ve belli yazılı kurallara göre çalışan devlet kurumlarının aktifleştirilmesi gerekliydi.

Tanzimat Fermanı’nın devleti canlandırma yolunda etkisiz kalması artık Osmanlı’yı geri dönülmez bir yola sokmuştu. 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı ise imparatorluğu “canlandırmadan kurtarmaya” geçişin belgesi olarak değerlendirilebilir. Bunlardan sonra vuku bulan ıslahatlar, gelişimler, reform denemeleri ve meşrutiyetler ise imparatorluğun hayatta kalmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmişlerdir.

Tarih geleceği şekillendirme adına bir laboratuvar olarak görülmeli ve yaşananlar iyi analiz edilmeli. Tanzimat öncesi ve sonrasındaki gelişmelerden anlaşılması gereken noktaların analizi ciltler dolusu kitapla ancak açıklanabilir. Bu analizlere kabaca genel başlıklar halinde bakacak olursak; “bilimden ve teknolojiden asla geri kalınmamalı, devlet yönetiminde hissi davranılmamalı, taviz çözüm olarak kabul edilmemeli, köklü reformlar yapmaktan çekinilmemeli” olarak özetlenebilir…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone