Tarih Düşmanlığı- Yusufhan Güzelsoy

yus

Yeryüzündeki bütün milletler için önem arz eden unsurlardan biri, tarih değeridir. Tarih; hem geçmişe ışık tutan bir fener, hem toplumun kendisini tanımasını sağlayan bir ayna hem de geleceği inşa ederken başvurulacak bir kılavuzdur. Bunun için, feneri en karanlık noktaya, o noktada ne belireceğinden korkmaksızın tutmak gerekir. Buğudan, kirden arınmış bir aynada kendini tanımak, buğuyla, kirle kaplı bir aynada kendini fark etmekten elbette daha iyidir. Geleceği inşa ederken, herkesi geçmişten alacağı ders de ilham da çokça mevcuttur.

Asırlardır Türklere bulmuş oldukları fırsatı sonuna kadar kullanan ve televizyonla, radyoyla, gazete ve dergiyle evlerimize kadar giren sömürgeciler, ellerindeki bütün imkanları, Türk dokusunu tahrip etmek için harcarlarken, elbette bu dokunun sağlam parçalarından olan tarihe de müdahale etmekte ve yapay bir tarih ve yanlış bir tarih algısı yaratmaya çalışmaktadırlar. Maalesef popüler kültürün etkisindeki insanların bağrı, bu denli bir saldırıya açık haldedir.

Bu müdahalenin amacı, Türk’ü kendi kendine yabancılaştırmak, kendi kendine düşman etmektir. Asırlardır Türk’ü yenemeyenler, şimdi Türk’ü Türk’ün üstüne salma gayreti içerisinde çabalayıp duruyorlar. Bu amaçlarını başarıya ulaştırabilmek için de, ilk olarak, tarih algısını bozmuşlar; toplumun önemli kesimini tarihteki olaylar konusunda hezeyan ve hamaset içerisine düşürmüşlerdir. Rivayetlerden de öte hurafeler üzerine kurulu tarih anlayışı, beraberinde hamasi bir milliyetçiliği getiriyor. Tarihteki olayları, bugünün felsefesine ve değer ölçütlerine göre yargılayanlarsa, kendi tarihlerine hezeyanla saldırıp kendi atalarına hakaret etmekten geri kalmıyorlar.

Tam da bu bozuk tarih algısı, zaten olabildiğince her konu üzerinden Türkleri kutuplaştırmaya çalışanların yeni bir hamle yapmalarını sağlıyor. Olaylar ve şahıslar üzerinden, hem Türk Dünyasını hem de Türkiye’yi bölüyorlar. Kimisi kendini Göktürk torunu olarak adlandırırken Osmanlı’ya saldırıyor. Kimisi de Osmanlı torunu olduğunu söyleyip kendi tarihini 600 seneye indiriyor. Şaşırtıcı olmamakla beraber birçok Kemalist içinse Türk tarihi 80 küsur yıllıktır. Ne büyük hezeyanlar…

Osmanlılara Türklük üzerinden, Göktürklere ise İslamiyet üzerinden saldırıyorlar. 3 kıtada yayılmış, gittiği bölgelerde Türk devleti olarak kalıcı olmayı amaçlayan Osmanlı devletine, özellikle devşirmelik ve İslamcılık üzerinden saldırıyorlar. Hal bu ki, devşirmeler, devleti belli bir dönem için dikta altına alıncaya kadar, bu sistem gerekli olarak doğmuştu ve bu kadar büyük topraklara yayılmış bir devletin yayıldığı topraklardaki toplumların yeteneklerinden faydalanmaması imkansızdır. Ayrıca eklemek gerekir ki, buna benzer bir politikayı Göktürkler de uygulamışlardır. Soğdların ticaretinden oldukça faydalanan Göktürklerde, Soğdlu Maniac’ın da uzun süre adeta ticaret bakanı olarak görev yaptığını unutmamak gerekir.

Osmanlıların üzerine gidilmesinin bir diğer sebebi, Osmanlı’nın Türk devletleriyle olan savaşlarıdır. Tarih, birbiriyle savaşan onca Türk devletlerini ve beyliklerini yazmışken, sanki bir tek Osmanlı devleti Türk devletleriyle savaşmış gibi hareket etmek doğru değildir. Üstelik belli bir bölgede siyasi birliği ve sağlamak için, bölgedeki devletler İslam ve Türk olmalarına bakmasızın birbirleriyle, İslam ve Türklük adına savaşabilirler. Göktürklerin Dokuz Oğuzlarla ilişkileri ve bunlara yaptıkları baskın, Tonyukuk tarafından bizzat Orhun abidelerine anlatılmıştır. Göktürkler, diğer Türk boylarıyla da savaşmışlar ve böylece Türk birliğini kurmuşlardır. Anadolu’daki Türk siyasi birliğini bozacak her hareket de savaş yöntemiyle bertaraf edilmiştir. Yine, bir namaz sırasında, Selçukluların Gaznelileri oka tuttukları ve böylece Gaznelileri yendikleri; Gaznelilerle mücadele ederek bağımsız oldukları da bilinen bir gerçektir. İslam konusunda da Osmanlı’nın üstüne gidilemez; çünkü Türk milleti o dönemde bu ülküyü benimsemiş ve İslam dünyasının da liderlik rolünü üstlenmiştir.

Göktürklerin Müslüman olmadıkları için yok sayılmalarına değinmeye ise lüzum bile yoktur. O dönemde İslam’ın gelmiş olmaması bir yana, bizim atalarımız Emeviler ve Abbasiler değil, Göktürkler ve Hunlardır.

Şahıslar üzerinden bölme işi de buna benziyor. Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’in savaşı; Yıldırım Beyazid ile Emir Timur’un savaşı bu kutuplaştırma hareketi için uygun birer koz olarak kullanılmaktayken, buna son zamanlarda bilinçli olarak Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk üzerinden bölme çabaları da eklenmiştir. Oysa tarih içerisinde, Türk milletine hizmet etmiş olan bütün Türkler, mezhep ve din ayırt etmeksizin atamızdır. İsteyen istediği kadar “hayır ben kabul etmiyorum” desin. Bu iş, tarihte var olanı inkar edip hamasi bir tarih yaratmakla olacak iş değildir.

Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasındaki savaşta üstün gelen Türk lideri, kendi mezhebini İslam dünyasına hakim kılacaktı. Çaldıran’da bir savaş yapıldı ve savaşın neticesi Yavuz Sultan Selim’in lehine sonuçlandı. İslam dünyasının liderliğini, Sünni Türkler ele aldı. Yavuz Selim’in şehzadeliğinden beri süregelen doğudaki karışıklıklar da son bulmuş oldu. Ne İran ne de Türkiye Türk hakimiyetinden çıktı. Tarih, iki Türk’ün birbiriyle dünya hakimiyeti için savaşını ilk defa yazmıyordu. Aynı şey Yıldırım ve Timur için de geçerlidir. Gökyüzünde tek bir Tanrı olduğu gibi, yeryüzünde de tek bir hükümdar olabileceği için, iki Türk cihangirinin savaşması kaçınılmazdı. Üstelik iddia edildiği gibi savaşın sonunda Timur, Yıldırım Beyazid’e kötü davranmamış, kafeste gezdirmemiştir. Aksine Yıldırım Beyazid vefat edince, Bursa’da törenle defnedilmiştir. Bununla beraber, Timur’un Altınorda devletinin üstüne yaptığı sefer yıkım getirmemiştir; Timur’dan evvel 20 yılda 14 kez Han değiştiren ve özellikle Rus knezliklerinin üstünde hakimiyet yitiren Altınorda devletinin başına Toktamış Han’ı geçiren ve yeniden otoritenin sağlanmasına katkıda bulunan bizzat Emir Timur’dur. Timur’u Altınorda’nın üzerine tekrar çeken, Toktamış’ın Timur’un Kafkasyadaki topraklarını yağmalaması olmuştur.

Son dönemin modası ise Atatürk ile Fatih başlıkları altında kutuplaşmak olmuştur. Fatih’in torunuyum, diyenlere göre Atatürk İslam düşmanı; Atatürk’ün torunuyum, diyenlere göre ise Fatih Türk düşmanıdır. Oysa İstanbul’un bu iki Türk fatihine haksızlık edilmektedir. Ne Avrupalılar tarafından “Büyük Türk” namıyla anılan Osmanlı padişahları Türk düşmanlığı yapmışlardır ne de Türkiye’de ilimli din adamlarının yetişmesi için din eğitimi veren okullar açtıran Atatürk İslam düşmanlığı yapmıştır. Türk ve İslam düşmanlığı yapanlar bu isimler değildir. Türk düşmanlığı yapanlar, Türk’ü Türk’e şahıslar üzerinden kırdırıp düşman edenlerdir. Bütün bu hezeyanlara, hamasetlere kapılmalar, işte bu bozuk tarih algısı ve ülküsüzlük yüzündendir.

Bozuk tarih algısı yüzünden; Türkiye’de her kesim, Türkçülere bir yabancı milleti dost ve kardeş olarak düşmüştür fakat her kesim en önce kendi soyundan olan insana siyasi kavgalar, dini hamasetler ve gayrı milli hezeyanlarla saldırmaktadır. Bir zamanlar, dünyanın düz bir tepsi olmadığını söyleyenleri aforoz eden Avrupa’nın karşısında, Gökbilimciliği ilerletip gezegenler keşfeden bir millettik. Şimdi ise utanç verici bir hal içinde, herkes başörtüsü üzerinden, etek üzerinden, şapka ve fes üzerinden birbirine saldırırken, aynı Batı dünyası uzayda askeri üs kurma çalışmaları yapıyor. Artık kapı komşuları birbirleri için “çapulcu” ve “koyun” oldular. Terör örgütü üniversitelerde kol gezerken, Türkler, terör örgütüne karşı mücadele etmek yerine, birbirleriyle dövüşüyorlar. Futbol fanatikliği yüzünden, gençler birbirlerini bıçaklıyorlar. “Allah mı Tanrı mı diyelim” tartışmaları almış başını gidiyor. Tarihi algının bozukluğu, beraberinde ülküsüzlüğü, yabancılaşmayı ve düşmanlığı getirmiştir. Türkçüler, bunun karşısında durmaya devam edeceklerdir. Umudumuz bitmiş değildir. Yolbaşçımız Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi “ümit en son ölen şeydir”.

Tanrı Türk’ü korusun.

 

Yusufhan Güzelsoy

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone