Tarih Kimler İçin Tekerrür Eder?

yusufhanguzelsoy

Gündemde yeniden Türkmen illeri olan Kerkük ve Musul var. Her ne kadar Musul’un adı sıklıkla geçse de, Türkmenlerin esas kalesi bugün Kerkük’tür ve Musul tam olarak sindirildiği vakit sıra Kerkük’e gelecektir. Kerküklü soydaşlarımızın bildirdiğine göre de zaten 2 yıldan beri Türkmenler üzerindeki baskılar arttırılmış, Barzani’nin Peşmerge güçlerinden destek alan ilkel Kürtler soydaşlarımızın dükkanlarına, oturdukları yerlere gelerek ağır küfürlü tacizlerde bulunmuştur. Maksat Türkmenlere sahipsiz olduklarını benimsetmek ve yıldırarak göç ettirmektir. Ancak biz biliyoruz ki güçlüye göre saf değiştiren Barzani ve Talabani başta olmak üzere Türkiye karşıtı tüm güçler Türkiye’den gelecek kuvvetli bir haykırış karşısında sinecektir. Neticede bugün ABD ve İsrail desteğiyle bize dayılanan ilkeller, dün Türk yetkililerin kapısında el pençe divan bekletiliyordu.

Tarihin gördüğü en büyük döneklerden biri Irak Kürtlerinin liderlerinden Celal Talabani idi. Talabani hayatı boyunca bir safta en fazla 10 yıl kalabilmiş, mesela 10 yıl ABD safında yer almışsa bir 10 yıl da Moskova safına geçmiş; Kürt isyanı çıkarıp Bağdat’a baş kaldırmışsa da güçsüz olduğunu gördüğü ilk anda da Bağdat’ın safına geçmiştir. Bu benzer döneklik ve ihanetler Türkiye’de de dönmüştür. Ağrı ayaklanmasında devletin yanında saf tutan Kürt aşiretleri Tunceli ayaklanmasında devletin safına geçerken, devletin karşısında saf tutanlar da taraf değiştirerek devlet tarafına geçmiştir. Tüm bu satışların, dönekliklerin bedelini de o coğrafyada sahipsiz bırakılan Türkmenler ödemiş; bu bedel de çoğu zaman katliam, asimilasyon veya mecburi göç olmuştur.

Birbirini sevmeyen farklı ırklar kim karşısında bir araya gelir? Eğer bu ırkların kanında bozukluk, karakterinde döneklik varsa yiğit bir ırk, büyük bir millet karşısında bir araya gelir. Tarihi döneklikle dolu olan aciz Arap siyasiler, yeniden Kürtlerle, ABD’yle birlik olarak Musul’u ele geçirmeye, bu olmazsa da büyük katliamlar yapmaya hazırlanıyor.

Bu noktada başlıktaki soruyu cevaplandırayım: Tarih kendisinden ders almaktan aciz aptallar için tekerrür eder. Bu durumda Türkiye için Kerkük ve Musul meselesi sadece milli onur meselesi olmaktan çıkmış, ne olduğumuza dair karar verme noktasına gelmiştir. Ya tarihten ders alıp soydaşlarımıza sahip çıkacağız ya da 14 Temmuz 1959 tarihinin belki daha şiddetli bir şekilde tekerrür edeceğine tanık olacağız.

14 Temmuz 1959’da ne olmuştu? Bunu kısaca da olsa hatırlamakta fayda vardır.

1959 yılında Irak’ta komünist diktatör Abdülkerim Kasım hüküm sürmekteydi. Kasım’ın iktidarı ele geçirdikten sonra yaptığı ilk işlerden biri, Türkmeneli’nde Türkçe radyo ve kitap yayını durdurmak, günlük hayatta konuşulmasına da darbe vurmaktı. Türkmenler yiğitliklerinin bir sonucu olarak bu baskılar karşısında yılmıyordu. Bu durumda ikisi birleşse bir adam etmeyecek Arap ve Kürt birlikte hareket etmeye başladı. Çünkü bir yerde savaşan iki düşmanı dost yapacak tek düşman Türk’tür. ABD ve İsrail’le ittifak içine girmeyen, ülkesinin toprak bütünlüğüne saygı duymakla beraber milli meselelerde Bağdat’a eyvallah demeyen, Barzani ve Talabani gibi adam satmayan, cephe değiştirmeyen tek unsur Türkmenlerdi.

22 Ekim 1959’da iblis-insan melezleri harekete geçti.

Bu tarihte Barzani önderliğinde büyük bir miting yapılmıştı. Kürtler, Süleymaniye’ye doğru yürüyüşe geçmiş, 24 Ekim’de Kerkük’e gelerek birtakım taşkınlıklar çıkarmıştır. Bu taşkınlıklar sırasında Kürtçe olarak “Kerkük bizimdir!”, “Türkmenler Kerkük’ü terk etsin!” sloganları atılmıştır. Bugün ABD işgaline göz yuman Irak yönetimi o gün de kendi ülkesinin bütünlüğünü tehdit eden ilkel bir kabileye karşı durmamış, aksine onlarla ittifak yapmıştır. Barzaniler bu yürüyüşün sonunda bir evde toplanmış, Türkmenleri tahrik etmeleri yönünde Kürtlere talimatlar verilmiştir. Akabinde tekrar sokaklara çıkan Kürtler, Türkmenleri aynen bugün olduğu gibi taciz etmeye, tek buldukları yerde kalabalık gruplarla üstlerine çullanarak dövmeye başlamıştır.

8 Mart’ta Şevvaf’ın Kasım iktidarına karşı düzenlediği Arap milliyetçiliği eksenindeki ayaklanma bastırılmış, ne hikmetse Arapçı isyanın bedeli de Türklere ödetilmiş; Türk subaylar, ağalar, doktorlar, avukatlar tutuklanmış veya sürgün edilmiştir. Bu bölgede Yahudilerle ve ABD’yle ezel-ebed ittifak yapan Kürtlere yine dokunulmamış; Kerkük’ün her tarafına “Kerkük Kürtlerindir!” yazılı dövizlerin asılmasına müsaade edilmiştir. Ayrıca Türkmenlere ait “Kerkük” gazetesi de kapatılmıştır.

Barzani önderliğindeki Kürtler, bu süreçte birtakım raporlar hazırlamakta ve Kasım iktidarına sunmaktaydı. Raporlara göre Kürtler, Türkmenleri kışkırtmak için talimat bekliyordu. Türkiye’de mütareke yıllarında “Kürtler hiçbir sorun olmasa dahi komşuları için sorun yaratmaktadır.” diye rapor yazan işgalci güçler, bu konuda da Kürtlere akıl vermeye devam ediyordu. Bu onlar için zihinsel anlamda ciddi bir yorgunluk teşkil etmiş olsa gerektir ki yıllar sonra CIA’da “Kürtler uzun kafalı ve politik açıdan bön, cahil, ilkel bir topluluktur.” şeklinde rapor yazılacaktır.

14 Temmuz 1959’da Abdülkerim Kasım’ı iktidara taşıyan darbenin kutlama hazırlıklarını yapan Türkmenler, avukatla, doktorla, subayla, ahalisiyle meydana gelmişti. Yürüyüşe geçen Türkmenler Mecidiye caddesinin sonuna vardığında, bir anda ortaya çıkan alçaklarca kalabalığa otomatik tüfeklerle ağır ateş açıldı. Dahası, yürüyüşe katılanların arasına sızan diğer alçaklar da ellerindeki dövizleri atarak silahlarını çıkarıp Türkmenleri şehit etmeye başladı. Kutlamalara katılanlara su ve yiyecek ikramında bulunan kahveci Osman Hıdır kahpece şehit edildi. Olaylar güya yatışınca hemen sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve Türkmenler evlerine geçti. Ancak esas katliam bu sırada başlamıştı. Komünist Kürt askerleri ve Barzani aşireti mensuplarında Türkmenlerin evi önce abluka altına alındı ve sonrasında evler bir bir basılmaya başlandı.

Kerkük’ün Türkçü önderleri Ata ve İhsan Hayrullah kardeşler, Mehmet ve Selahattin Avcı kardeşler, Ali Neftçi; Cihat, Nihat, Fuat, Emel Muhtar kardeşler ve daha nice Türkçü gençler evlerinden alınarak canice şehit edilmiştir.

“Yok olsun Türkiye!”, “Kahrolsun Türkiye!” diye slogan atan alçaklar, milliyetçilere ait evlerde veya kahvelerde bulunan Atatürk, Enver Paşa, Bozkurt, Türkiye resimlerini parçalamıştır. 12 yaşındaki Emel Muhtar’ı canice şehit edenler, Ata Hayrullah’ın evine gelip “Kumandan seni istiyor!” diye evinden çıkararak meydana götürüp bir ağaca asmıştı. Bu yiğit Türkmen liderini ağaca asan şerefsizler, diri diri etlerini keserken “Türkçülerin lideri Ata Hayrullah’ın etinin kilosu 10 filis, alan var mı?” diye bağırıyordu. Önceleri bu köpeklere her türlü sağlık yardımında bulunan kardeşi İhsan Hayrullah da aynı canilikle şehit edilmiştir.

Daha nice büyük insanlar ve masumlar katledilmiş, sistematik olarak katliam ve göç politikası uygulanmıştır. Bu katliam ve göç politikası, Telafer’deki Türkmenlere karşı yasak silahları kullanan ABD’li domuzlarca şiddetle desteklenmiştir. Bugün Musul ve Kerkük’teki beraberliklerine kimse şaşırmıyor. Gerek Irak savaşından, gerek Türkiye’de meclise sokulan terörist siyasilerin diplomatik (!) bağlantılarından, gerekse Güneydoğu’da Mehmetçik’e karşı Kürtlerin arasına karışıp kurşun sıkan özel kuvvet mensubu ABD askerlerinden bu iblis ittifakını iyi biliyoruz.

Başika, Musul ve Kerkük’e doğru attığımız bir adımdı. Bu adım elbette kukla Bağdat’ı ve onun efendilerini rahatsız etmiştir. Bugün ABD’nin kudurmasının yegane sebebi de budur. Bugüne kadar Musul’u kontrol eden IŞİD üzerinden petrol vurgunu yapan bu eşkıya ülke, Türkiye’nin Musul’a girme ihtimali belirince hemen harekete geçmiş, yine yeniden her zaman yaptığı gibi kendi doğurduğu teröristlere karşı maskaralık piyesinden ibaret bir operasyon hazırlığına girmiştir.

Her şey açık bir şekilde ortada…

Türkiye’deki hümanistlerden kimsenin bir şey beklediği yok. Ancak Türkçüler üzerine düşeni yapmalı ve Türkmeneli konusunda milleti bilinçlendirerek hükümeti baskı altında tutmalıdır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone