Tarihe Dizilerle Sahip Çıkmak

Yaptığı her işe “Vur, dedik, öldürdün!” dediğimiz insanlar vardır. Severken, korurken, kin beslerken, düşmanlık güderken kantarın topuzunu kaçıranlar da bu insanlardır. Duyarsız kalır, baltayla kolunu kessen gıkı çıkmaz. Duyarlı olur, bu sefer de duyarlılık gösterdiği konuyu haksız duruma düşürür. Bu yüzden bazı şeylerin çağrısını açıktan yapmak yerine bilinçaltına çalışmak zorunda kalırsınız. Mesela gerçekten duyarlı insanlar uzun zamandır açıktan açığa “Tarihe sahip çıkın.” diyemiyor. Bunun yerine bilinçaltına çalışıyor.

Türklerin Tolkien’i (!) olarak andığım Selman Kayabaşı ve pek tabi tarihin en hızlı fırıldağı Mustafa Armağan’ın danışmanlığını yaptığı bir dizi, hem de (Şaşırmış gibi yapalım.) TRT gibi bir kurumun kanalında yayına girdi. Ama ne giriş… Duydum ki 2.Abdülhamit, dizinin bir bölümünde İngiliz elçisini tokatlıyormuş. Hemen araştırdım ve duyduğumu doğruladım. Bahsi geçen sahneyi ise izlemedim. Abdülhamit Kıbrıs’ın kiralanması konusunda İngiliz elçinin getirdiği teklifi beğenmedi diye tahmin ediyorum.

Millet bir de öyle gaza gelmiş ki…

Daha önce “Çerkes Kaymakam”, “Karayılan” gibi rollerinden de tanıdığımız oyuncu Bülent İnal’ı gerçekten Abdülhamit zanneden insanların olduğuna şahit oldum. Adam diyor ki: “Abdülhamit bir tokat attı, bütün muhaliflerin suratında patladı!”

Acaba böyle bir algı sadece cehaletten mi kaynaklanıyor? Onu da bir araştırmak lazım.

Birincisi, Abdülhamit böyle bir tokat filan atmamıştır. İkincisi, -bunu söylemekten utanıyorum- Abdülhamit 2017 yılında, yani günümüzde hayatta değildir, Türkiye siyasetinde rol oynamamaktadır. Gerçeği çarpıtan ve tarihi tahrif eden bu türlü diziler art niyetlidir. Bu art niyete karşı tepki vermek için muhalif olmaya gerek yoktur; vicdanlı bir yurttaş, bilinçli bir Türk olmak yeterlidir.

Hem Enver Paşa’nın hem de Kazım Karabekir’in anılarında sabit olan bir olay vardır. Abdülhamit döneminde Manastır’da Rus Konsolos Rostkofski Halim adındaki bir Türk askerini kırbaçlıyor. Buna dayanamayan nöbetçi asker, Rus Konsolos’u gebertiyor. Ruslar sert tepki vermesin diye, Konsolos’a cezasını veren asker ve ona engel olmadığı suçlamasıyla diğer nöbetçi asker kısa sürede yargılanıp asılıyor. Olaya karşı çıkan şerefli Türk subayları ise tutuklanıyor. Bu tarihi olayı bahsi geçen dizi işler mi? Bence işlemesin! Olayın sorumlusu Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa ilan edilir. Neticede bu art niyetli bir proje dizisidir.

Bir noktaya kadar faydalı görülebilecek Diriliş Ertuğrul dizisi de aynı sonuçları doğurmadı mı? Türk milletinin yarısından fazlası kendisini Kayı boyundan zannediyor. İddia ediyorum, çıkın sokağa, Kayı edebiyatı yapan herhangi bir vatandaşa “Sen Kayı değil Oğuz’sun!” diye zarf atın, “Hayır, sen Kemalist olduğun için böyle söylüyorsun, ben Kayı’yım!” diyecektir.

Bu diziler mi tarih öğretiyor? Samimi olsalar da dizilerden tarih öğrenilmez. Çünkü insanlar hangi konuda olursa olsun çekilen tüm dizileri gerçek sanıyor. Hayatı hakkında çok az bilgi bulunan Ertuğrul Gazi’yi anlatırken yazarlar elbette kurguya bolca başvuracaktır. Sinema filminden daha uzun sürelerde yayımlanan bu diziler başka türlü nasıl uzatılabilir?

Diriliş Ertuğrul dizisindeki yanlışlara kısaca değinmek gerekir. İlk olarak, bugünkü siyasal İslamcıların mantığı şudur: “Resmi tarih yalanlarla doludur. Cumhuriyet meşrulaştırılmak için yalanlar uydurulmuştur.” Bir kere cumhuriyet nasıl meşrulaştırılmıştır, bunu ikinci İstiklal harbini verdiğini iddia edenlerin iyi biliyor olması lazımdır. Ancak değineceğim konu başka… Ertuğrul’un babasının adı Süleyman Şah filan değildir. Adı “Kaya Alp” veya “Kayı Alp” olmalıdır. Süleyman Şah’ın Osmanlı soyağacına eklenmesi sonraki dönemlerde gerçekleşmiştir. Yani bir resmi tarih tezi uydurmasıdır!

İkinci bir mesele de şudur: Türkmenler, fazlaca İslam’ı benimsemiş, doğru bir biçimde yaşıyor gibi görünmektedir. Bu da yanlıştır. Türkmen taifesi, 19.yy’ın sonlarına kadar ısrarla ve inatla eski yaşam tarzını, eski inançlarını yoğunlukta yaşamayı sürdürmüş, bağdaştırmacı (senkreizm) yaklaşımla bu inançları İslam’la kaynaştırmıştır. İlk Celali isyanları nasıl ki bozuk düzene karşı çıkarılmışsa, sonrakiler Türkmen yaşam tarzında diretmeyle ilgilidir. Türkmenlerin yarı Tengrici-şaman bir inanca mensup olmasıyla ilgili tarihi kaynaklarda bilgi de vardır. Selçuklu hanedanı mensuplarının bir kısmıyla beraber Doğu Roma’ya (İstanbul) sığınan Türkmenlerin yaşam tarzıyla ilgili kaynaklar mevcuttur.

Bir de incelediğim kadarıyla dizide Türkmen obalarına ait koyunların üstünde Kayı boyu tamgası yoktur. Bu da yanlıştır. Kaşgarlı’nın divanı incelenirse, bu tamgaların, boylara ait hayvanların üstüne vurulduğu ve bundan maksadın hayvanların karışmaması olduğu bilgisi mevcuttur. Tarihi anlatma, özellikle tarihten günümüze bir mesaj verme kaygısıyla çekilen her dizi için en küçük bir ayrıntı bile gözden kaçırılmamalı, önemsiz görülmemelidir.

Tarihi olayları konu alan bir diğer dizi ise “Vatanım Sensin” dizisidir. Diziyi birçok yönden beğenmekle birlikte, günümüze mesaj verme kaygısıyla bu dizide de hatalar yapılmaktadır. Bir kere İzmir’deki Yunan işgali çok daha sıkıntılı ve zulüm doludur. Bu işgale destek verenler de sadece İzmir’deki İtalyanlar değildir; Rumların büyük çoğunluğu işgale destek vermiş ve Amerikan kaynakları bile bizdeki kaynaklardan daha büyük sayılar (20.000 gibi) vererek ortaklaşa yapılan katliamların boyutunu ortaya koymuştur. Kiliseler cephanelik gibi kullanılmıştır.

Milliyetçi bir Türk kızıyla ablasının bir Yunan Teğmenine aşık olmasıysa gereksiz bir zorlama olmuştur. Bu bir dizi olabilir, fakat tarihi olaylara dayanan bir konuya sahip olduğu için gerçekçi olmak zorundadır. Ayrıca “ırk” meselesinde Türkiye’de şizofrenik bir hassasiyet gösterildiğini düşünüyorum. Memleketin sahibi ve ezici çoğunluğunu oluşturan Türkler, tabiri caizse bir avuç azınlık incinmesin, düşüncesiyle dizi veya film çekiyor; her türlü televizyon ve basın yayınında da aynı düşünceyle abartılı bir hassasiyet gösteriliyor. Son derece samimiyetsiz ve kasıntılı işler ortaya çıkıyor. Kimsenin soyuna sopuna küfredilsin demiyoruz, öz yurdunuzda esir gibi davranmayın, yeter…

Ayrıca “ırk” ve “ırkçılık” konusundaki bakış açısı, Hitler’in ortaya çıkışı ve İkinci Dünya Savaşı ile birlikte olumsuzlaşmıştır. Yedi cihanla harp eden bir milletin ne aydınları ne de köylüleri ırka önem vermiyor olabilir mi? Yedi cihanla harp ederken neden “ırk” ve “ırkçılık” kavramlarına bakış açısının olumsuz olmadığı, diğer dünya savaşının beklendiğini sorabilirsiniz. Benim de size tavsiyem, her iki dünya savaşının öncesi ve sonrasındaki yayınları, propogandaları incelemeniz olur. Son dünya savaşıyla birlikte yükselen bir “özgürlükçü” ve “hayal ülkesi” ABD imajı bile bu soruyu cevaplamak için yeterli olacaktır.

Tarihe siyasi mesajlar verme kaygısıyla çekilmiş film ve dizilerle sahip çıkamazsınız. Dizi ve filmler sadece algı yaratır. Tarihi bir olayı tarafsızca işleyen film nasıl olmalıdır? Rusların “9.Bölük” filmi iyi bir örnektir. Sovyet dönemini eleştirebilen Ruslar, Rus olmayanlara karşı yeri geldiğinde Sovyet dönemini savunabiliyorsa, bunu doğru bir tarih bilinci ve bu tarz filmlere borçlu olmalıdır. Bizde ise “Vur!” demeye gelmiyor. Gaza gelip baltayı eline alan adamı mezarında ikinci kez öldürmeye kalkıyor.

Özellikle siyasal İslamcı söylemlerinin pençesine düşmüş küçük enişteler için söylüyorum. Kur’an’ın ilk emri “Oku!” ayetidir. “Oku!” demek, “Bağnaz olma!” demektir. Okumayı küçük gören bir toplumdan okuyanlarla alay eden yöneticiler çıkmasına şaşırmıyoruz. Ancak mevcut düşüncesinden döneceği korkusuyla okumaktan kaçan adamların hali dehşet vericidir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone