Taviz!

Memleketin top yekûn akıl tutulması yaşadığı yılları görüyor, geçiriyoruz. Her nasıl gruplarsanız gruplayın her tarafta bir çeşit sıkıntı var. Sağcı-solcu, ilerici-gerici, muhafazakâr-modernist, kapitalist-sosyalist, ülkücü-devrimci, demokrat-anti demokrat, liberal-faşist veya bizim mahalleli-aşağı mahalleli fark etmiyor. Herkes bir garip, herkes biraz kandırılmaya müsait.

Sol adı altından birleşen grupların kilit noktası Atatürk. Bir üniversitenin hocasının yanına giden öğrenciler iki büklüm olup Atatürk’ten sohbet açıyorlar, hocanın gözüne giriyorlar. Tabii hocamızda ‘cumhuriyet değerlerini benimsemiş, devrimler ışığında yürüyen’ bir birey olduğu için bu gençleri koruyor kolluyor. Hocanın odasından çıkar çıkmaz ‘devrim’ adı altında yaptıkları terör faaliyetleri; ‘Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak’, ‘Laikliği savunmak’ veya ‘Haşarılık’ oluyor. Bunlara verilen tavizler, tavizleri doğuruyor, ortaya üniversite adı verilmiş terör yuvaları çıkıyor.

Sağ adı altında birleşen grupların kilit noktası ise Allah. Şimdi lafı tersinden anlayıp maksadı kaçıranlar olacağı için baştan söyleyeyim; ‘Allah ve Atatürk’ü kıyaslamıyorum’. Önce okuyun. Bu grup her ne olursa olsun kişinin ağzından o isim çıkıyorsa sıkıntı yapmıyor. ‘Kardeşim bak bu adam hırsız’ diyorsun, ‘Nasıl olur o camiye geliyor’ diye cevaplıyor. ‘Bunlar sınav sorusu çalıyor. Kul hakkına giriyor’ diyorsun, ‘Ama büyük hizmetleri var’ diyorlar. ‘Bak birader, bunlar 45 çocuğa hem de erkek çocuğuna tecavüz etti’ diyorsun, ‘Olur mu yahu sohbetlerinde ne güzel şeyler anlatılıyor’ diyorlar. ‘Bak bu adam camide söylediğini televizyonda inkâr ediyor, ikiyüzlünün teki’ diyorsun, ‘Öyle deme Doğu Türkistan için dua ediyor’ diyorlar.

Ülkücüler ve bir kısım milliyetçilerin ise kilit noktası partizanlık. Bunların canını al ama partilerine laf etme. Liderleri siyaset icabı hareket eder ama ya başbuğ olurlar ya bilge. O hareketlerin bu sıfatlarda yeri yok dersin ama fark etmez. Oy vermek kadar önemli bir milli tavır yoktur. Kendilerine ‘Teneke’ diyene Üstad der anarlar, başbuğlarının dergisini yasaklattığı Atsız’ı da sahiplenmeye çalışırlar. Kısaca kafaları bulanıktır. Bilge liderleri 6 ay önce rejim meselesi için demediğini bırakmak, 6 ay sonra ‘Her yerde evet diyeceğim’ der, Onlar ‘bir bildiği vardır’ derler. Diğer grup ise partisiz hiçbir şeyin olmayacağına iman etmiştir. Parti olmadan ülkede söz hakkınız olamaz, dikkate alınmazsınız, güçlenemezsiniz, çoğalamazsınız. Bu onların düşüncesidir. Parti kurmadan önce, ‘Partisiz de olur’ diyenlerin yanına gelip ukalaca nutuk atarlar. İkna edemeyince çamur atıp giderler, ‘Partisiz de olur’ diyenler yollarına devam ederken, onlar siyaseti bırakır, bir avuç seçmenine, yani eşine dostuna da, boykot çağrısı yaparlar. Kimse kusura bakmasın, dost acı söyler.

Modernist olanlarımızın kilit noktası ahlaksızlıktır. Modern olmanın baş şartı, soyunmak, umuma açık alanlarda ahlaka mugayir hareketler yapmaktır. Atatürk’ü kalkan yapıp, Türk çocuklarına; ‘İnadına dekolte, inadına mini etek giyeceksiniz’ derler. Rakı ve sigara propagandası yaparlar. Bunlar ‘halkın adamıdır’ fakat en kötüsünün oturduğu yer Cihangir veya Şişli’dir. Bunların hiçbiri bilim, teknoloji ile ilgilenmez, sadece balo ve konser takip ederler. Orhan Pamuk, ‘vakte, namaz zamanı, şerefeye, balkon’ diyecek kadar öz kültür yoksunu olduğu halde büyük yazar, kimsenin dinlemediği saçma sapan müzikler yapan Çelik, sırf anadan üryan çello çaldığı için büyük sanatçıdır. Ermeni ve Rum aşığı olmak ikinci şarttır. Buradan güç alarak Türklüğe sövmek, bu güruha giriş kartıdır.

Demokratlarımız o kadar demokrattır ki, İkitelli’de esnaflık yapan, elektrik kesintilerinden dolayı mağdur olan ve bu mağduriyetini Enerji Bakanı’na yazan şahsı bile anında FETÖ’cü, İsrail ajanı, Yahudi dölü ilan edebilirler. Haydi bunu yapanlar cahil diyelim. Fatih Tezcan’ı nereye koyacağız. Gidin yazılarını okuyun. Onların A dediğine B dediğiniz için ve muhtemelen doğruyu söylediğiniz için ajan ilan ediliyorsunuz. Kişi kendinden bilir işi dedikleri olay tam olarak bu işte. Demokrasinin tek sevimli yönü olan tenkit hakkınızı bile kullandırmayan demokratların ülkesindeyiz.

Her zaman olduğu gibi yine uzar gider. Sonuca bağlayayım.

Türk milleti tüm bunlara taviz verdiği için suçludur. Cahil toplumu demokrasi ile yönetmeye çalışırsanız bu olur.

Atatürk, diyenin peşine sırf O’nun adını kullandığı için koşan, Allah dedi diye evini arabasını satıp ‘himmet’ diye bağışlayan, bir lider seçip o ne derse onu yapan, sorgulamayan, karar veremeyen, vebal atan, modern olacağım diye ciğeri beş para etmeyenlere ‘aydın’ sıfatı vuran, demokrasinin ne olduğunu bile bilmeden demokratlık yapanların ortaya çıkartacağı sonuç budur.

Sırf ‘muhalif’ olacağım diye bunların hepsinden biraz alıp, kıt beynini yakanlar ise apayrı bir sıkıntı.

Çözüm basit kardeşim, tek bir kaygın olacak. O da ‘Millet’ olacak. Çünkü millet varsa, vatan var, devlet var, bayrak var, ezan var. Millet yoksa hiçbiri yok. Bu kadar basit.

Vatan, devlet, bayrak hatta ezan kaybedilebilir. Balkanlara gidin bakın, bunların hepsi mevcutken kaybedilmiştir. Millet sağlam olursa geri alınır. O sebepten bu toplulukla -millet demiyorum- kimse Osmanlı hayaline kapılmasın. Önce aynada kendinize bakın. Fikir bulanıklığından, her şeye taviz vermekten vaz geçin. İki dudağın arasından çıkanlara inanıp, kolayınıza geliyor diye takip edip, vebal atmayın. Sorumluluk alın.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone