Terör Nasıl Biter?

YusufhanGuzelsoy

Türk yurdunun rahata kavuşması ve Türk milletinin Kızıl Elma hedefinde yoluna devam edebilmesi için 100 yıldır başımıza bela edilen terörün kökünü kazımamız elzemdir. Ne var ki bu millete yıllardır “terörle yaşamaya alışmak” diye son derece tehlikeli bir söylem dayatılıyor. Bu söylemi dayatanlar bir de kalıplaşmış “demokrasi” zırvalarını öne sürerek terörü koruma altına alıyor. Bir kısım Mevlana hayranları da “Ne olursan ol gel!” diye teröristi meclise çağırıyor. Tarihi tahrif eden soytarılar kime taviz verecek olsalar Çanakkale’de tek başımıza savaşmadığımızı öne sürüyor. En acısı da, Türk gençlerinin bir kısmı da “Bakın Tebrizli de Çanakkale’de savaşmış, demek ki sadece Türkler yokmuş!” diyecek kadar kendine yabancılaşmış bir durumdadır.

İyi ama teröre bu kadar tepki varken, siyasiler atıp tutuyorken, teröristler bütün hedeflerini ayan beyan ortaya koymaktan çekinmiyorken, terörü finanse eden de propaganda eden de biliniyorken, terörü yaratan ve koruyan devletlerin kimler olduğu herkesin malumuyken bu terör niye bitmez?

Çünkü terör ancak samimiyetle biter. Eğer kendimizde duyduğumuz acıya “yas” diyebiliyorsak, eğer her şehit haberinden sonra çıkıp edebiyat yapabiliyorsak, eğer içimizin kan ağladığını iddia edebiliyorsak, bunda muhakkak samimiyetimizi ispat etmemiz gerekir. Bu da ancak teröre karşı ne kadar bilinçlendiğimiz, ne kadar okuduğumuz, ne kadar dinlediğimiz, ne kadar gözlemlediğimiz, ne kadar kavga ettiğimiz ve terör yandaşlarına ne kadar tepki koyduğumuz konusunda ölçülerle mümkün olabilir.

Birincisi, 10 dakikalık yas olmaz. Bir ömür yas tutulsun isteyen yoktur; ancak kinle karışmış bir yas beraberinde intikam isteğini de getirir. İkincisi, sosyal paylaşım sitelerinde teröre lanet edip sokağa çıktığınızda terör yandaşlarına güler yüz gösteremez, onlarla dostluk edemezsiniz. “Ne yapalım?” diyecek kadar acizseniz, biz sizin teröre tepki vermenizi de istemiyoruz. Yoldan geçerken içinden gelerek bayrağını öpen bir çocuğun samimiyetiyle de terör biter. Samimiyetsiz olana ihtiyaç yoktur.

Gerçekler görmezden gelinerek terörle mücadele edilemez. Meclisten belediyelere, sanat dünyasından üniversitelere, işadamlarından yurt dışına kadar uzanan bir terör ağı vardır. Bir de o ağı söküp atmak, memleketi sivil örümceklerden temizlemek için hazır kıta bekleyen Türk gençleri vardır. O Türk gençlerinin karnı da boş söylemlere toktur. Dolayısıyla o Türk evlatları biliyor ki devletin malını terör eylemleri için kullanan belediyeler ve o belediye idarelerini seçimle işbaşına getirenler birinci dereceden suçludur. Çıkıp “Biz biliyoruz, onlar destek vermiyor!” diyerek gerçekleri örtbas ederseniz, terörle mücadele iddianıza gölge düşürürsünüz. Türkiye’nin bütünlüğü normal zamanda birbirini ihanetle ve gafletle suçlayan siyasilerin el ele tutuşmasıyla sağlanacak bir durum değildir.

FETÖ nasıl devletin bütün kurumlarına sızmışsa ve hem içeriden hem de dışarıdan destek alıyorsa, nasıl ki kendi işadamları ve hatta mafya örgütlenmeleri finansal destek sağlıyorsa, aynı şeyler PKK terör örgütü için de geçerlidir. PKK’nın doktoru vardır, vekili vardır, mühendisi vardır, işadamı vardır, öğrencisi vardır, hukukçusu vardır, akademisyeni vardır, gazetecisi vardır, sunucusu vardır, yazarı vardır, mafyası vardır, çetesi vardır, bakkalı vardır, çakkalı vardır, geçmişte görev yapmış bakanları vardır, var oğlu vardır! Pırpırım tohumu gibi de her yere yayılmışlardır. Orta Asya’da bile faaliyet göstermektedir. Üstelik bunların büyük bir bölümü FETÖ gibi kendini gizleme ihtiyacı hissetmemektedir. Geçmişte Necip Hablemitoğlu gibi aydınları görmezden gelerek FETÖ’ye göz yumanlar, istihbaratı cemaate teslim edenler, bugün PKK’nın saldırılarından önceden haber alınması bir yana, gözünün önündeki teröriste müdahale edemez duruma gelmiştir.

Tüm bunlar samimiyetsizlikten ve partizanlıktan kaynaklanmaktadır. Şüphesiz ülküsü olan bir millet için bunlar yaşanmayacak ve gülüp geçilecek durumlardır. Bizde ise ülkü yoktur. Partiler altında bölünme, birbirini fişleyerek düşmanı görmezden gelme, devletin arkasında değil siyasilerin arkasında durma vardır. Ticaret vardır, şantaj vardır, sorumsuzluk vardır, ihmal vardır, dünyadaki bütün hoşgörülü insanların toplam hoşgörüsünden daha fazla bir hoşgörü vardır. Dolayısıyla sanallık vardır; dünya toz pembe bir yer zannedilmektedir.

Acaba ülkesi terörle ve sivil bir örümceğin ağıyla sarılmış bir ülkede nasıl toz pembe bir tablo mümkün olabilir?

Terör yandaşlarının kimler olduğunu devlet çok iyi biliyor. Üniversitelerden, devlet dairelerinden, sözde sanat camiasından, medya ve basından internet ortamındaki propagandacılarına ve meclisteki siyasilere kadar bütün terör yandaşları imha edilmeli, işadamlarının mallarına el koyularak PKK’nın döşemiş olabileceği olası mayın arazilerinde ve EYP bölgelerinde yalın ayak gezdirilmeli, bunların temizlenmesinde de işçi olarak çalıştırılmalıdır. Bakkal, işçi, doktor, mühendis, gazeteci, yazar, siyasi vs. ayırt etmeden herkes cezalandırılmalı, Öcalan puştu Diyarbakır surlarının önünde asılmalı; verilmesi olası tepki de sert bir şekilde bastırılmalıdır. Yurt dışındaki Türk diplomatlar yetkiyle donatılmalı, teyakkuz haline geçirilmeli ve Türk devletinin teröre karşı gireceği faaliyetlere tepki verecek sözde insan hakları savunucusu yabancı devlet adamlarına da sistemli bir çalışmayla yaptıklarını kabul ettikleri katliamlar hatırlatılmalıdır. Ayrıca terör yandaşlarının yurt dışı faaliyetleri yakından izlenmeli ve Türkiye karşıtı propagandalara müsaade edilmemelidir.

Ayşe Hür, Koray Çalışkan, Can Dündar, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ hala konulabiliyorsa terör bitmez. Sanal ortamda, gazetelerde, dergilerde, mecliste, belediyelerde terör propagandası yapılıyorsa terör bitmez. Teröre destek veren ülkelere misilleme yapılamıyorsa terör bitmez. Sınırsız hoşgörü, sınırsız sabır telkinleriyle millet Hint fakirine döndürülüyorsa terör bitmez. Sokakta milleti rahatsız eden, gasp eden, hırsızlık yapan, odunla adam kovalayan PKK mafyası bin misliyle devlet tarafından cezalandırılmıyorsa, bu yüzden millet pısırıklaşıyorsa, terör bitmez.

Bütün bunlar ne aşırılık ne de hayaldir. “Kararlı olarak terörün üzerine gitmek” denilen olay budur ve sistemli çalışmayla tüm bu faaliyetler gerçekleştirilebilir. Görülecektir ki Türkiye’deki diğer terör örgütleri de kendiliğinden çözülmeye başlayacak ve Türk devletinin işi daha da kolaylaşacaktır. Bu sayede Kerkük’ü, Musul’u almak istediğimizi beyan edebilir, bu beyanları verdikten sonra da “Acaba nerede bomba patlayacak?” diye düşünmekten kurtulabiliriz. Aksi takdirde Türkiye 300 yıldır süregelen kötü kaderini yaşamaya devam edecektir.

Terörün üzerine gidilirken yabancı fonlu okul ve vakıfları da ihmal etmemek gerekir. Bu da başka bir yazının konusudur.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone