TERÖRE KARŞI ÖNERİLER-1

YusufhanGuzelsoy

Terörün bitirilmesi için ayrıntıya girmeden, kabaca şu önerileri sunabilirim:

 

Kandil’e kaçan FETÖ mensupları, mevcut eğitim ve donanımları, aynı zamanda devlet görevi sırasında edindikleri bilgiler dolayısıyla sıradan sığıntı olmaktan daha büyük tehlikedir. Devlet görevi sırasında bile ihanet eden, ait olduğu yerde de boş durmaz. Tedbirler daha da arttırılmalı ve PKK’nın bundan faydalanmasına fırsat verilmeden şehirde ve dağda her türlü örgüt mensuplarına operasyonlar düzenlenmelidir.
Barzani devlete ne kadar yakınlaşırsa yakınlaşsın, Putin’le yapılan görüşmeden sonra üstü çizilmiş olmalıdır. Barzani ve diğer Kürt unsurlar güvenilmezdir. Eğer ABD ile hareket etmeye devam edilirse, sözde müttefiklerin tercihi yine hırtlardan yana olacaktır. Ruslarla anlaşılırsa, PKK nihayet arkadan sarılacak ve Kandil’e kaçan köpekler de fayda etmeyecektir. Ayrıca o coğrafyada Türkmenler görmezden gelinmemelidir. Türkiye’nin ilgisiz ve Kürtlerden yana tavrı, özellikle mezhebe dayalı siyaseti, Türkmenleri ABD ve İran’la yakınlaşmaya itmektedir. Türk devleti ve Türkmenler arasında sıcak bir samimiyet olmadığı müddetçe, işbirliği adı altında sadece kardeşlik söylemlerinde bulunulacak ve bu durum sürüp gidecektir.
Devlet içindeki sızıntılardan kaynaklanan zaafları azaltmanın yolu da, devlet görevine getirilecek olan kimselerin, filanca şeyhe değil devletine bağlı insanlar olmasından geçer. Aksi takdirde bütün cemaatlerin yabancı istihbarat servislerinin gözdeleri olduğuna şüphe yoktur. Cehaletin yaygın olduğu yerde, duygular para etmez. Cahil ve duygusal adamlardan daha ahmak da kimse yoktur. Böyle topluluklar yabancı istihbarat servisleri için biçilmiş kaftandır.

 

Terörün Karadeniz’e sıçramasını sağlayan yegâne üsler üniversitelerdir. Üniversitelerdeki kollektifler, bilinçli-bilinçsiz terör örgütlerine yardım ve yataklık etmekte, örgütler için adam yetiştirmektedir. Özellikle solcu ve hümanist vaazlar, sadece Kürtlerin değil, aynı zamanda Türklerin ve diğer topluluklardan kimselerin de örgüte katılmasına yaramaktadır.

 

Terörün finans kaynakları çökertilmelidir. Sadece yurt içinde değil, aynı zamanda yurt dışında da Türk devletinden yatırım yapması için teşvik alan Kürt işadamları, hem gittikleri yerde hem de Kuzey Irak’ta PKK’ya her türlü desteği vermektedir. Yine büyük aileler içerisinde de terör örgütüne haraç veya doğrudan destek verilmektedir. Bunların para kaynakları kesilmemeli, devlet tarafından bu ailelerin sermayesi devlete bağlı ekonomistlerin eline verilmelidir. Cesur davranıldığı müddetçe, bu topraklarda devletten daha büyük bir güç yoktur. İşadamları ve devlet arasındaki ilişkilerin dönem dönem düzelmesi faydasız bir durumdur. Terörün yurt içi ve yurt dışı finans kaynakları çökertilmedikçe terör de çökmeyecektir.

 

Basın ve medya da aynı şekilde güvenilmezdir. Güçlü kimse, basın ve medya ondan yanadır. “Basının ve medyanın haber kaynaklarını açıklamama özgürlüğü vardır.” şeklindeki söylemler, devlet içinde değilse de vatan içinde devlet kurmak demektir. Bu da her türlü propaganda imkânın dış güçlerin eline verilmesi anlamına gelir. Kimse, devleti veya vatana hizmet eden herhangi bir kimseyi kaynak açıklamama anlayışı altında karalama hakkına sahip değildir. Ergenekon davası sırasında FETÖ ve ABD bu imkânlardan bolca faydalanmıştır. Yine unutulmamalıdır ki bu ülkenin medya ve basındaki en büyük kaşarı olan Aydın Doğan da Tapınakçılardan liyakat nişanı alıp göğsüne takmış bir kimsedir. Darbe girişimi sonrası ortaya koyduğu tavır tamamen aldatmaca olmalıdır. Doğan ve Gülen’in aracılar sayesinde iletişim kurdukları, devletin özellikle de FETÖ ve PKK’ya karşı operasyonlarında devlet görevlilerini karalama maksatlı ittifak yaptıkları herkesçe bilinen bir durumdur. Doğan grubuna ait kanalların basılması, hedefte Doğan grubu da vardı, algısı yaratmak içindir.

 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görev yapan asker ve polislerimizin şartları iyileştirilmelidir. Bazı askeri karakollarda doğru düzgün su imkânlarının bile olmadığı bilinmektedir. Askerin ve polisin moralinin en yükseklerde olması gerekirken basının ve medyanın karalama kampanyaları, televizyon kanallarında sürüp giden ilgisizlik, bölgeye gelen başka ülke ajanlarının elini kolunu sallayarak gezmesi gibi durumlar telafi edilmelidir. Fransız istihbaratının Türkiye’deki en etkili ismi Nicolas Cheviron, elini kolunu sallayarak gezen ajanlardan biridir. Yakın zamanda ABD’nin kara çarşaflı ajanı Lindsay Sneel de Hatay’da tutuklandı. Bu ajanlar; Türkiye’de, Suriye’de, Kuzey Irak’ta ve Avrupa’da Türkiye aleyhine propaganda belgeselleri çekmektedir. Dahası, pek çok ajanın terör örgütü saflarında etkin olarak savaştıkları da bilinen bir şeydir. Şimdi sormak gerekir: Günlerce demokrasi şehitleri diye yayın yapan Doğan grubuna ait kanallar, en başından beri niçin terör örgütüne karşı propaganda belgeselleri çekmemektedir? Bu iş terörü lanetlemeye dayalı olsa, bakkal amcalar da terörü fazlasıyla lanetlemektedir. Ancak hiçbir şey yapmayan bir milyar insan bir araya gelip terörü lanetlese, teröristlere beddua etse, yine terör bitmez.

nicolascheviron Nicolas Chevironlindsaysneel Lindsay Sneel

 

Terörün her türlüsü de ihmâl edilmemelidir. DHKP-C’nin Alevilik üzerinden propaganda yürüttükleri ve kripto (Ermeni veya Kürt) Aleviler aracılığıyla terör faaliyetlerine imza attıkları göz ardı edilmemelidir. DHKP-C  de küçük örgüt, büyük örgüt ayrımı yapılmadan bitirilmelidir. IŞİD’in yuvalanmasına da müsaade edilmemeli ve IŞİD’e katılma propagandası yaptığı devletçe de bilinen kimseler tepelenmelidir. Bu ihmâl edilirse, DHKP-C, PKK ve IŞİD el ele iç savaş fırsatını bulmuşken bunu değerlendirecektir. Darbe sonrası ısınma turları ve akabinde gözlem yapılmıştır. Kaldı ki darbe emrini verenler için darbeden daha büyük olan kazanç, Türkiye’de çıkarılacak kontrollü bir iç savaştır. Basın ve medya aracılığıyla olsun, solcu yapılanmalar aracılığıyla olsun, IŞİD öne çıkarılarak PKK’nın gölgelenmesine çalışıldığı da gözden kaçmamalıdır.

 

Güneydoğu başta olmak üzere Türkiye’deki etnik siyasete son verilmelidir. Coğrafyaya göre Türklerin birbirlerini ayırmaları ve farklı etnik kökenlere bağlamaları çok büyük bir tehlikedir ve özellikle İsrail’in arz-ı mevûd hayaline yaramaktadır. Siyasiler de henüz bu sıkıntıyı görebilmiş değildir. Türkiye’deki etnik sorunlar, Vamık Volkan gibi ABD güdümlü profesörlerin çözebileceği sorunlar değildir. Bu meseleyi önceki yazılarımda defalarca açtığım için ayrıntıya girmeyeceğim. Ziya Gökalp kendisine “Kürt” diyenlere açıkça “piç” demiş; milliyetçiler arasında bile tatlı su menşeili olanları Kürtçüleri perdelemek için Gökalp’i Kürt ilan etmektedir. Bu türlü oyunlara karşı ahmakça davranmamak gerekir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone