TERÖRE KARŞI ÖNERİLER-2

YusufhanGuzelsoy

2015’in ilk günlerinden itibaren Batı’nın yeni politikası, “İslam=Terör=Terörün Kaynağı Türkler” şeklindedir. İkiz Kulelere yapılan saldırılardan itibaren Haçlı zihniyetini canlandıran Batı, bunu önce İslam’a mâl etmiş, sonrasında ise terörün hamisi olarak Türklerin görüleceği bir algı yaratmanın peşine düşmüştür. IŞİD, bu oyunda önemli bir piyon görevi görmüştür. “Türkler IŞİD’e destek veriyor.” diye ortalığı velveleye verenler, IŞİD denen terör örgütünün içinde hem özel kuvvetlerini hem de tacirlerini görevlendirmiştir. Mesela Alman şirketleri IŞİD petrolünü Tartus limanı üzerinden alıyor ve Avrupa’ya dağıtıyor. 2010’dan beri, özellikle Sykes-Picot anlaşmasının geçerliliğini yitirecek olmasıyla, Avrupa ve diğer emperyalist coğrafyalarda bir ucuz ve kaliteli petrol kaygısı başlamıştır. Şu anda bu oyunun içindeki devletlerin en önemli kaygıları hala petroldür. Anlaşmanın dolmasıyla beraber Ortadoğu’da yeni dengelerin kurulmasına dayalı çatışmalar başlamıştır.

FETÖ, en başından beri Türkiye’yi yalnızlaştırma ve itibarsızlaştırma konusunda etkin rol oynamaktadır. Darbe girişiminden sonra bu durum yurt dışı FETÖ hücrelerinde zirveye çıkmıştır. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, FETÖ mensubu sözde askerler, bugün Kandil’dedir ve Türkiye için bu durum son derece tehlikelidir. Dileğim, devletin Kandil’e kaçanların arasına sözde FETÖ mensubu bir subay sokmuş olmasıdır. PKK içinden gelecek istihbarat hiç olmadığı kadar önemlidir. Aynı durum IŞİD için de geçerlidir. FETÖ, IŞİD’in Türkiye’de daha etkin faaliyete geçmesi için her şeyi yapacaktır. Darbe girişiminden sonra önemli ölçüde zayıflamış olduğu için, son çırpınışlarının fırsat bilinmesi ve toparlanma aşamasına geçilmemesi gerekmektedir.

Rusya ile IŞİD ve PKK terörüne karşı geniş kapsamlı bir terörle mücadele programı oluşturulmalı, özel birlikler kurularak özellikle Kuzey Irak’ta Musul ve Kerkük’e kadar uzanacak geçici askeri müdahalelerde bulunulmalıdır. Özellikle ABD, dünyanın birçok yerinde aynı taktikleri NATO aracılığıyla uygulamaktadır. Tam bu noktada Türkiye milli savunma sanayisindeki faaliyetlerine hız vermeli, açıklarını kapatma yolunu açmalı, Asya’da daha büyük bir pazar meydana getirmeli ve NATO’dan çıkacağı/çıkarılacağı süreç tamamlanana kadar bu politikalarını önemli ölçüde tamamlamalıdır. Bununla beraber, genel anlamda milli üretimimizin de yüksek seviyelere çıkarılmış olması gerekmektedir. Bilhassa artık bu konuda daha cesur davranılmalıdır.

Bu saatten sonra AB ülkeleriyle kısasa kısas mücadele edilmelidir. AB’nin hoşlanmadığı ve Türkiye’nin çıkarlarını zedelemeyecek her türlü oluşum, her türlü fikir, Türkiye’de ve bizzat Avrupa’da desteklenmeli, finanse edilmelidir. Bu faaliyetler için Türkiye’de de yayınlar yoğunlaştırılmalıdır. Ancak özellikle desteklenecek örgütlerin yuvalanmasına, hücreler kurulmasına müsaade edilmemelidir. Bu durum her açıdan kısa, orta ve uzun vadede zararlıdır. Bu noktada milli üretimin arttırılması yine önemini göstermektedir. Milli üretim arttırılırsa, Türkiye’deki AB menşeili yatırımların önemi azalacak ve belirleyici olmaktan çıkacaktır. Bu sayede Avrupa ekonomisinin baltalanması daha kolay hale gelecektir.

Türkiye, milli savunma sanayisinde ürettiği tüm araçları, tüm silahları, savunma konseptinden çıkıp saldırı konseptine göre geliştirmelidir. Bunun için Batılı veya Doğulu şirketlerle doğrudan çalışmak yerine, aynen bu coğrafyalardaki ülkelerin Türkiye’de yaptığı gibi, keşfedilmiş/keşfedilmemiş mühendisler, mucitler Türkiye’ye transfer edilmelidir. Bu transferleri sağlamak için, yurt dışında kurulmuş ya da kurulacak olan vakıfların etkin olarak devlet tarafından kullanılması gerekmektedir.

FETÖ’nün Orta Asya’daki zararlı faaliyetlerin bir kısmına “Yanlış Orta Asya Politikası” başlıklı yazımda değinmiştim. “Orta Asya Politikası Üzerine Öneriler” yazımda da değineceğim. FETÖ’nün yurt dışındaki zararlı faaliyetleri ve PKK ile olan birlikteliği Orta Asya’ya da taşınacaktır. Hatta şimdiden taşınmış olmalıdır.

Her şeyden önce en önemli öneri, devletin, milletin ve vatanın Türk olduğunun unutulmaması; Türkçülük karşıtı duygusal ve içi boş söylemlerin önüne geçilmesi; etnik siyasetin tehlikeli olduğunun farkına varılması; eğitimin de -bir zahmet- daha millileştirilmesidir. Bu öneriler uygulanırsa, terör belası temizlenir, Türkiye de hedeflerine daha hızlı ve daha sağlam bir şekilde yürür; kararlı ve iradeli bir hale gelir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone