Terörle Müzakere ve Demokrasi Çılgınlığı

YusufhanGuzelsoy

Türkiye’de teröre verilen tepki ikiye ayrılır:

1-Terörle mücadele

2-Terörle müzakere

Terörle mücadeleyi asker-polis-millet sürdürürken, terörle müzakereyi de siyasiler-medya-sözde aydınlar sürdürüyor. Terörle mücadele devam ederken terörle müzakere etmek, mücadele edenlerin davasına ihanettir. Ne var ki teröre karşı politika yürütme yetkisinin siyasilerde olması ve medya ile sözde aydınların “demokrasi” başlığı altında yaptıkları laf ebelikleriyle siyasilerin tavizkar tutumunu savunması, terörü 30 yılı aşkın süreçte devam eden bir bela haline getirmiştir.

Terörle mücadele edilirken ya da dış politika güdülürken eğer size silah çekilmişse, diplomasi ve demokrasi gözetemezsiniz. Böyle bir hakkınız olmadığı gibi böyle bir mantık da yoktur. Akıl ve mantık çerçevesinde hareket ederseniz, söz gelimi, bir Türk yurdunda Türk’e yapılan katliamlara tepki verilirken diplomasi gözetmek, demokratik değerlerden söz etmek açık bir gaflet hali içinde bulunmaktır. Büyük devletler kınamaz, vurur.

Madem demokrasiden, onun herkesin kafasına göre doldurduğu boşluklarla belirlenen değerlerinden söz edeceğiz, o zaman terörle mücadele yöntemlerinin de en başta millete sorulmasından yana olacağız. Fakat demokrasi sadece işbaşına gelmek adına yapılan hile ve yalanla dolu seçimler sisteminden başka bir şey değildir. Doğal olarak yetkiyi eline alan siyasiler terörle mücadeleyi millete sormamaktadır.

Terörle mücadele yöntemlerini millete sormamaktan kasıt “Millet bu işi bilmez, iş devlet büyüklerine bırakılmalı.” gibi bir anlayışsa, o zaman bu sadece terörle mücadele ile sınırlı kalmaması gereken bir anlayış olmalıdır. Mesele bizzat ekonomi üstüne eğilmedikçe, kendini eğitmedikçe, kim, hangi bakanın ekonomi bakanlığı için uygun olduğunu söyleyebilir? Hangi ekonomi politikalarını eleştirebilir? Mahallenin tombalak bakkalı oturup bütçe verilerini inceleyerek mi nasıl oy vereceğine karar vermektedir? Bu iş okumuş için de okumamış için de böyledir.

Demokrasi hakkında görmezden gelinen bazı gerçeklerden söz etmek lazım.

Demokrasi Türk düşmanlarının her mağlubiyet sonrası sığındığı en geniş mağaradır. ABD’nin Vietnam’ı, Afganistan’ı, Irak’ı işgal etme; Kuzey Afrika ülkelerinde darbeler yaptırma, Suriye’de iç savaş çıkarma sebebidir. Bu sebeple demokrasi aynı zamanda emperyalistlerin de en önemli silahıdır. Dünyadaki tüm laf ebelerinin en sevdiği kelime yine demokrasidir.

Türkiye’de Türklük aleyhine bir olay mı gerçekleşti? Hemen “demokratik değerler” gibi laf kalabalıklarıyla olay örtbas edilir.

TBMM’de bölücü siyasiler bölücü haritalarla kürsüye mi çıktı? Tekrar “demokratik değerler” devreye girer ve bölücülüğe saygı duymamız istenir. Kim tarafından? Vatanının bölünmez bütünlüğünü savunmakla görevli yetkili kimseler tarafından…

ABD veya Avrupa içişlerimize mi karışacak? “Demokrasi raporu” yayımlanır ve Türkiye’den birtakım isteklerde bulunulur.

Terörle müzakere için dışarıdan talep mi geldi? “Demokratik açılım” yapar, Batılıların işgal kuvvetleriyle yapamadığını siz kendi elinizle yaparsınız.

Siyasiler herkesi demokrasi çılgını zannediyor. Bir demokrasi çılgını için Malazgirt’in yıldönümünde siyasi liderlerin attığı nutuk geçerli olabilir. Gaza getirici, umut verici olabilir. Fakat Malazgirt’in bir “ruh” olduğunu bilenler için durum farklıdır. Biz siyasilerin bu nutuklarını yutmayız. Türkiye’deki beldelere verilmiş Türkçe adlar, Malazgirt ile vatana vurulmuş mühürlerdir. Bunları silmeye, demokrasi çılgınlığı altında değiştirmeye çalışan siyasiler, nutuk atmakla kendilerini ve seçmenlerini kandırabilir.

Demokrasi başlığı altında Türk milletinin bütün maneviyatına saldırabilirsiniz. Bu saldırıları demokrasiden saymak zorundasınız. Ancak demokrasi başlığı altında, demokrasi düşmanlığı yaparsanız, çılgın demokratlar tarafından medya ve basının öncülüğünde sisteme yem edilirsiniz. Demokratik açılıma inanıyorsanız,  askerlerinizi, polislerinizi, öğretmenlerinizi, mühendislerinizi, öğrencilerinizi, beşikteki bebeklerinizi vuran ve okullarınızı, hastanelerinizi, fabrikalarınızı, ulaşım araçlarınızı tarayan, patlatan, ateşe veren ve dahi uyuşturucu, mülteci, organ, kadın ticareti yapan teröristlerin “yuvaya dönüş” projeleri altında aranıza karışmasına ses çıkarmayacak kadar midesiz olabilirsiniz. Dahası, terörle mücadele edenleri suçlayabilir, onları hain ilan edebilirsiniz. Atatürk’e demediğinizi bırakmayıp ona saldırmayı demokrasiden sayabilir, Şeyh Sait gibi vatan hainlerine söz söyletmeyenleri alkışlayabilirsiniz. Demokrasi çılgınlığı bunu gerektirir.

Van/Tendürek’te 16 vatan evladı şehit oldu. Askeri kemerle döven köpekler evden çıkmaya tenezzül etmiyor. “Millet askerini sever de döver de…” gibi alçakça açıklamalarla bunları savunan diğer köpekler her zaman olduğu gibi “Hedef 2023” nutuklarına başlayacak. Toplumun gazını almaya çalışarak terörle mücadele ettiğine herkesi inandırmaya çalışacak. Bunun için de televizyon dizilerini kullanacak. Sonra yine şehit, yine şehit, yine şehit…

Türk ordusunda asker olmaya yerinip Suriyelilerle ensar olmaya kalkan romantik İslamcılar, hata üstüne hata yapmaya devam ediyor. Bu hataların bedelini de vatan evlatları ödüyor. En son Binali Yıldırım 14.000 PKK’lı öğretmeni “görev yaptıkları bölge” dolayısıyla baskı altında diye yutturmaya çalışarak yerlerini değiştirmek bahanesiyle korumaya aldı. Herhalde güneydoğu bölgesi, PKK’lı propagandacılara az geldi. Herhalde üniversitelerde PKK’lı öğrenciler yetersiz kaldı. Yoksa ne gerek var böyle şeylere…

Darbe girişimi sonrası “Diğer cemaatler müsterih olsun!” diyen hükümet, bugün de diğer terör örgütlerinin müsterih olmasını mı sağlamaya çalışıyor?

Ya CHP’ye ne demeli?

Tipinde zerrece hayır olmayan ve Türk’e zerrece benzemeyen Şafak Pavey, HDP’li teröristlere “Birlikte iyi salladık!” demişti.

Bir de CHP’li bir heyetin fazla gündeme gelmeyen bir rapor sinsiliği vardır. Düpedüz teröre devlet eliyle yardım yapılmasını isteyen rapor, CHP’nin ve özellikle de CHP Gençlik Kollarının ne denli PKK kadrolarıyla dolduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok, İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Mersin Milletvekili Fikri Sağlar ile Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan’dan oluşan bir heyet, bir ara Cizre’ye gidip rapor yayımlamıştı. Raporda PKK ve HDP adları bir kere bile geçmezken, şu ifadeler kullanılmıştı: “Cizre hızla afet bölgesi kapsamına alınmalı ve bölgedeki tüm çalışma alanları da aynı kapsamda değerlendirilmeli. Cizre’de yaşamını sürdürmeye çalışan veya oluşan şartlar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan yurttaşların yaşam koşullarını kolaylaştırmak için; yiyecek, ilaç, giyecek, barınma gibi her türlü yardım yapılmalı, aşevleri ve ihtiyaç merkezleri kurulmalı.”

Bu yardımı Kandil’e yapmak neyse, tamamı Cizre’deki PKK’lılara yardım eden sözde yurttaşlara yapmak da aynı şeydir! Kandil’den gelen PKK’nın dağlısı ise, Cizre’deki de kasabalısıdır! Arada bir fark söz konusu değildir. İşte bu raporun sinsiliği buradadır. Atatürk’ün adını kullanan, ancak Atatürk adına AKP’den bile daha alerjik tepki gösteren CHP’nin gerçek yüzü işte budur.

Sonuç olarak…

Demokrasi, milletin iradeye katılması değil öpeceği eli seçmesidir.

Demokrat, terörle mücadele edecek olan değil müzakere edecek olandır.

Türkçünün görevi de demokrasiye ve demokratların gafletine karşı koyarak Türk vatanını müdafaa etmektir.

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone