Toplumu Zombileştirmek

Toplum mühendisliği diye 1970’lerde “bilinçli” olarak başlayan sosyal mühendislik diye de ifade edebileceğimiz normal mühendisliklerden farklı bir mühendislik çeşidi vardır.

Toplum mühendisleri profesyonel bir çalışmayla hedefledikleri toplumun alışkanlıklarını, inançlarını, hobilerini, hareket tarzlarını, ahlak anlayışlarını, milli özelliklerini, dost veya düşman algılarını değiştirebilir, tamamen ortadan kaldırabilir veya pekiştirebilirler.

Bu işin tekniği olarak pazarlama, sürekli tekrar, çocuklar, gençler, fakirler, ya da kadınlar gibi daha savunmasız guruplara yönelik propaganda ve organizasyonlar, alternatif veya rakip düşünceyi düşmanlaştıran zihinsel örgü ve bu bilincin şartlandırma yöntemleri ile yayılması söz konusu olabilir.

Bir kaç yerde pizzanın Türkiye pazarında nasıl yer bulduğuna dair bir hikaye okumuştum. Pizza markaları Türkiye’ye giriyor fakat gözlemeyle, bazlamayla yetişen Türk halkı pizzayı sevemiyor. Böyle olunca Ninja Kaplumbağalar çizgifilmi televizyonlarda yayınlanmaya başlıyor ve çocuklar oradaki sevimli karakterlerin pizzaya olan düşkünlüklerinden etkilenip pizza yemek istiyorlar ve böylece pizza Türk toplumunda yerini alabiliyor.

İşte bu, hedef toplumun yeme-içme alışkanlığını değiştiren bir toplum mühendisliği çalışmasıdır.

Bunun başarısız olan örnekleri de mevcuttur. Mesela Şirinler adlı çizgifilmin komünizm propagandası yapması ama pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de pek etkili olamaması.

Devletimizin son dönem yöneticileri ise bunu, kendi amaçları açısından bakacak olursak, gayet başarılı bir şekilde yürütmektedirler.

Bu konuda örnek aldıklarını düşündüğüm Hitler’in sağ kolu ve propaganda bakanı Dr. Paul Joseph Goebbels‘ın toplum mühendisliğine dair notlarının bir kısmını sizinle paylaşayım siz de günümüz Türkiye’sini bu maddelerle değerlendirin.

* Öyle büyük bir yalan söyle ki herkes inansın.

* Büyük sermaye desteği ile basın yayın kuruşlarını eline geçir, stratejik ve etkili propaganda yöntemlerini kullanarak halkı etki altına almaya çalış.

* Mevcut yürürlükte olan kanunları değiştirerek, kendi isteğin doğrultusunda geleceği garanti altına alacak kanun ve yasaları çıkar. Bunları uygulamaya koymak için ise önüne çıkabilecek engelleri ortadan kaldıracak güç olarak  polis sayısını ve yetkilerini arttır, istihbarat teşkilatını güçlendir.

* Korku imparatorluğu kurmak için fişleme ve takip etme yöntemleriyle halkı sindirmeye çalış.

* Böylece önüne çıkabilecek engelleri kaldır, yazılı ve görsel basın ve yayın kurumlarını tek tek ele geçirmek ve denetimlerini kendi bünyene almak suretiyle, olabilecek bütün eleştiriler bertaraf et.

* Gündemi sürekli çeşitli taktik oyunlarıyla değiştirip halkın beynini yıka.

* Asıl gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladığı an kamuoyunun önüne öylesine parlak bir malzeme koy ki sadece ona odaklanmak ve onunla ilgili konuşmak zorunda kalsınlar.

* Yiğit, yürekli, halktan biri olup Alman halkı için ve ülke toprakları için canını vermeye hazır, kendisi için hiçbir şey istemeyen bir profil çiz. Bu profili halka empoze ederek halkın sonuna kadar sana destek vermesine çalış.

* Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşün.

* Propaganda popüler olmalıdır, entelektüel olarak hoşa giden değil.

* Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsan insanlar ona o kadar fazla inanırlar.

* İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğini yapabileceğini anlayacaksın.

* Propagandanın görevi akıllı olmak değil, başarıya götürmektir.

* Yargı devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkarı olmalıdır.

* Yalan at, mutlaka inanan çıkacaktır.

Ne kadar çok ortak yönümüz var Nazi Almanyası’yla değil mi?

Bu adamın niyeti kötü olabilir fakat yapılan her toplum mühendisliği çalışması da kötü olacak değildir. Mesela, ülkedeki üretkenliği arttırmak için gençlere yönelik planlı bir propaganda yürütülebilir. İnovasyon (yenilik) yeteneğini arttırmak ve özgün kişiler yetiştirebilmek için çocuklara uygun rol modeller yaratılabilir, çizgifilmler yapılabilir.

Ülkedeki ahlak erezyonunu önlemek için bir takım mühendislik çalışmaları yapılabilir. Ama bizde tam tersi oluyor. Aşk-ı Memnu ve Yaprak Dökümü dizilerinden sonra ensest ilişki ve çocuk tecavüzlerinde 700 kat artış oldu. Demek ki medyayı kontrol altında tutanlar bunu bilinçli yaptılar…

Ülkemizde her gün bir konu konuşuluyor. Her gün farklı bir tartışma konusu ortaya atılıyor. Devletimizin zirvesi her gün TV’lerde boy gösteriyor. ABD’li albaya, dış işleri sözcüsüne, Pentegon sözcüsüne Cumhurbaşkanı bizzat laf yetiştirmeye kalkıyor. Bu bilinçli yapılıyor. Çünkü sessizlik çöktüğünde başka konular konuşulmaya başlanacak. Sayın yetkililerimiz de buna izin vermemek için olağanüstü enerji harcıyorlar.

Bizim Dış İşleri Bakanlığı sözcümüz var. Adını bilen, hiç TV’de gören oldu mu?

İç politikayı kafamıza göre eğip bükeceğiz diye koskoca Cumhurbaşkanımız, bırak Trump’ı, Dış İşleri Bakanı’nı; Pentegon Sözcüsü tarafından bile ciddiye alınmıyor.

İçeride Osmanlı tokadı artistliği prim yapıyor olabilir ama dışarıdan baktığınızda koca devlet başkanı kıçı kırık bir Amerikan subayına laf yetiştiriyor izlenimi oluşuyor. Senin dış işleri bakanın Trump’ın daha elini bile sıkamamışken sen gidiyorsun dengin olmayan ABD Dış İşleri Bakanı’yla 3 buçuk saat görüşme yapıyorsun.

Biz tek adam yönetimine karşı değiliz. Sonuçta binlerce yıllık koca Türk tarihi tek adamların yönetiminden ibarettir. Ama her şeyi bizzat yapmaya çalışan tek adamlara karşıyız. İşi ehline vermeyen tek adamlara karşıyız. Toplumunu kirli emelleri uğruna eğip büken, aptallaştıran, aptal yerine koyan tek adamlara karşıyız. Milli hassasiyet gütmeyen, kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının önüne koyan tek adamlara karşıyız.

Toplum mühendisliği yapmaya çalışıyorsunuz. Bunu da çok güzel beceriyorsunuz. Bunu TUBİTAK’tan destek alan projelere bakınca anlıyoruz. PISA sonuçlarına bakınca anlıyoruz. Üniversitelerin haline, üniversite hocalarının çapına bakınca anlıyoruz. Diyanet’in fetvalarına bakınca anlıyoruz. Söylemlerinize bakınca anlıyoruz. Yönlendirdiğiniz ve yönettiğiniz medyadaki tartışma programlarına, yandaş gazetecilerinizin yazdıklarına, konuştuklarına bakınca anlıyoruz.

Hollanda’yı protesto etmek için portakal bıçaklayanlar, İsrail’i protesto etmek için sokağa Coca Cola dökenler, evin perdesini kefen diye giyip havalimanlarına koşanlar, Hz. Nuh’un cep telefonu kullanıp drone uçurduğundan bahseden akademisyenler, tecavüz vakasında kadını suçlayan ilahiyatçılar, vatan toprağı olan Ege adalarına ‘oralarda keçi bile otlatılmaz’ diyen sözde aydınlar,…

Bunların hepsi toplumun zombileşmeye başladığının göstergesidir.

Toplumun zombileşmeyen kesmi ya bunların beyinlerine ilim ve muhakeme tahtasını saplayacaktır ya da bunlar gibi zombileşmeye mahkum olacaktır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone