Tükeneceğiniz Noktaya Doğru

Tükeneceğiniz noktaya doğru hızla ilerliyorsunuz.

Felaketinin yaklaştığını gördükçe insanları tahrik eden, tahrik ederken de kullanacağı argümanları bir noktadan sonra kendi de şaşıran her zümre gibi siz de öfkeyle kalkmanın bedelini zararla oturarak ödeyeceksiniz. 14 yıldır sizi siz yapan her politikanız iflas etti. Bunu siz de kabul etmek zorunda kaldınız. “Beraber yürüdük biz bu yollarda…” diye birlikte türkü söylediğiniz birçok kişiyle yollarınızı ayırmak zorunda kaldınız.

Açıktan veya gizli… Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Dengir Mir Mehmet Fırat, Cüneyt Zapsu (?), Bülent Arınç, Efkan Ala, Zekeriya Öz, Fetullah Gülen ve daha niceleri…

Oslo’da PKK ile masaya oturdunuz. “Sizin için subayları içeri aldık.” dediniz. Önce görüşmeleri inkar ettiniz; sonra görüşmeleri kabul ettiniz. İnkar eden siz değilmişsiniz gibi bir de görüşmeleri savundunuz.

ABD’nin Türkiye’ye gönderdiği Vamık Volkan’ın getirdiği mesajı harfiyen kabul ettiniz. Bu doğrultuda açılım sürecine akil adamları ekletip askeri karakola kapattınız. Emniyet’i FETÖ’ye teslim ettiniz. PKK’nın meclise ve şehirlere yerleşmesine göz yummak ne kelime, destek oldunuz. Sonra açılım süreci de iflas edince onu tekrar kullanmak üzere dolaba kaldırdınız. Yine kendi kendinizi inkar edip terörle mücadele üzerinden prim yaptınız. Kendi büyüttüğünüz canavar tek başına iktidarınıza zararlı hale gelince terörle mücadeleyi sahiplendiniz ve tekrar seçim kazandınız.

Fetullah Hocanız Amerika’dan dönsün diye defalarca çağrıda bulundunuz. Toz kondurmadınız. Ona en ufak bir eleştiride bulunanlara bile saldırdınız. Cemaatçi savcıların yaptığı hukuksuzluğa, manevi işkenceye, devletin yapısına verdiği zarara “demokratikleşme” dediniz, “sivil vesayet” dediniz. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik saldırıları durdurmak, göğüslemek yerine desteklediniz. Bu da yetmezmiş gibi bu saldırıları tetiklediniz.

TSK’nın şerefli ve mühim görevlerde bulunan subaylarını türlü iftiralarla tasfiye etmeye girişenlere karşı çıkmanız gerekirken, saldırganlarla işbirliği yaptınız. 15 Temmuz’daki darbe girişimine imza atanların TSK’ya sızması için çalıştınız. Üniversitelere yerleştirdiniz. Soruları çalmalarına göz yumdunuz. Kendi deyiminizle ne istediler de vermediniz?

Bu soruyu siz FETÖ’ye sordunuz. Biz size soralım: Ne istediler de vermediniz? Açıklayın.

Necip Hablemitoğlu’nun, Kuddusi Okkır’ın, Kaşif Kozinoğlu’nun katillerini açıklayın! 17.000 fail-i meçhul söylemleri üstünden PKK’lı leşlerin hesabını sormaya kalkarken kendi deyiminizle aldığınız riski, bu insanların cinayetlerini aydınlatmada almadınız! Neden?

15 Temmuz’a kadar nasıl devleti oyaladıysanız, 15 Temmuz’dan sonra da öyle oyalamaya devam ediyorsunuz. Muhaliflerinizi FETÖ’cü diye suçlarken aslında kendi geçmişinize sövüyorsunuz. Türk milletini mezhep, yöre, şive fark etmeksizin birleşmeye çağıran Türkçüleri yargılatmak, mahkum etmek için geceli gündüzlü çalışıyor, bölücülükle itham ediyorsunuz. Ancak kendiniz referandumda “hayır” tercihinde bulunacak olanları şimdiden tehdit ediyorsunuz.

Sorarım: Seçim günü geldiğinde ne yapacaksınız? Bakkal Mehmet’i, seyyar satıcı Ahmet’i, öğrenci Ali’yi, mühendis Veli’yi mi tutuklayacaksınız? Hayır demeyi ihanet sayıp ihanet edenlere memleketin geleceğinde söz hakkı vermek nasıl bir tutarsızlıktır? Peki bu durumu sadece tutarsızlık olarak mı nitelemeliyiz? Memleketin geleceğinde hainlere de söz hakkı tanımanın, HDP ve FETÖ ile olan geçmişinize de bakınca, evet, eski bir alışkanlığınız olduğunu açık bir biçimde görebiliyoruz.

Hani siz demokrattınız? Hani siz özgürlükçüydünüz? Demokrasiniz, özgürlük sevdanız, Barzani’nin gözlerinin içine bakarak Şivan Perver dinlediğiniz, Öcalan denen aşağılık hainin mektubunu yüz binlere okuttuğunuz günlerde mi kaldı? Söz konusu kendi yetkileriniz, kendi menfaatleriniz, kendi makamlarınızın sağlama alınması olduğunda, demokrasiyi ve özgürlüğü bir kenara ittiniz. Yine kendi deyiminizle inmeniz gereken durağa gelince inmesini bindiniz. Sözünüzde durduğunuz tek mesele budur!

Seçim meydanlarında TSK’yı kastederek “Çetelerle mücadele bizim dönemimizde başladı.” dediniz. Şimdi öyle bir noktaya geldiniz ki Sedat Peker’in tehdit videolarına kaldınız! TSK’ya saldırılırken alkış tutup Sedat Peker’i yere göğe sığdıramayan insanımıza da sözüm yok!

Herkes kendine yakışanı yapar çünkü…

Bir Türk genci olarak her şeyin farkındayım. “Halkımız henüz başkanlık sistemini anlayamadı.” ifadelerinizden de anlaşılacağı üzere azınlıkta kaldığınız gerçeği günden güne aşikar oluyor. Bu da sizi bir korkuya, o korkunun sonunda da tek başına iktidarı kaybedeceğiniz bir uçuruma sürüklüyor. Bunu çok iyi biliyorum. “Hayır” tercihinde bulunacakları her türlü olumsuz ithamla muhatap ederek Türk milletinin kardeşin kardeşe, ana-babanın evlada, komşunun komşuya düşman olacağı bir ortama sürüklenmesini istiyor, son umut olarak birtakım silahlı yapılara da güvenerek çatışma ortamı umuyorsunuz. Ancak başaramayacaksınız.

Milletimiz gözünü dört açsın. Sayın Cumhurbaşkanı doğru konuşmuyor. Bunun en büyük ispatı da “Hayır, diyenler bayrağa karşı.” demesidir. Ya danışmanları veya kendisine bilgi verenler toplumun nabzına dair yanlış bilgi iletiyor ya da öfkesinin esiri olmuş durumdadır. Neticede doğru konuşmadığının en büyük ispatı “evet” diyecek olanların vicdanındadır. O vicdanlar şunu sorgulayacak: Birlikte memleket meseleleri üzerine konuştuğum kardeşlerim bayrak düşmanı mıdır? Öz kardeşim benimle aynı düşünmüyor. Ona yöneltilen bayrak ithamını kabul ediyor muyum? Etmiyorsam, sayın Cumhurbaşkanı yanılıyor, demektir!

Yeni anayasaya karşı miting düzenleyenlerin konuşması sabote ediliyor. Bir diğerinin televizyon kanalı kapatılıyor. Birinin konuşması engelleniyor. Bir sunucu işinden atılıyor. “Evet” kampanyasına Twitter etiketlerini ekranın bir köşesine yerleştirerek destek veren kanallar ise görmezden geliniyor. Perde arkasında da illa ki keseyi kapıyordur! Sayın Cumhurbaşkanının tarafsız kalmadığı ortamda, muhalifler tarafsız kalsın isteniyor, bu doğrultuda yaptırımlar uygulanıyor.

Benimse kendi milletinden korkanlara söyleyecek son bir cümlem kaldı… (Bugünlük!)

Siz tükeceğiniz noktaya doğru süratle ilerliyorsunuz. Çünkü “Savaşı Mustafa Kemal kazanacak.”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone