Türk Akademisinin Acınacak Hâli!

Akademi, üniversite yani yüksek eğitim demektir. Eski Yunan’dan gelen bir kelimedir, aslı Acedemia’dır. Türk Akademisi ise kurulduğu günden bu yana buhran içerisindedir. Memlekette sirayet etmediği kurum kalmayan ‘torpil’ üniversitelerimizi de es geçmemiştir.

Bir zaman sonra atasözü mahiyetini alacak bir cümle var; ‘Mülakat olan yerde torpil de olur’ diye. Bu durum mülakatla alım yapan üniversitelerimiz için geçerlidir. Mülakatla alım yapılan programlarda ve öğrenci kulüplerinin önemli bir kısmında torpille iş dönüyor. Bu durum sadece eğitim kısmında değil personel alımlarının hemen her safhasında mevcut. Acınası bir durum.

Bunun yanında Rektör, Dekan gibi haşmetli sıfatları alanlar bile yandaşlık esasına göre seçiliyor. Bu durum yan olanları da zor durumlarda bırakabiliyor. Mesela bugün habere düşen bir hadise var.

Malumunuz 15 Temmuz akşamı bir darbe teşebbüsü oldu. O günden birkaç zaman sonra bütün dekan ve rektörler istifa etti. 19 Nisan’da da bir kısım Rektör atamaları yapıldı. Pamukkale Üniversitesinde de aynı prosedür uygulandı ve Hüseyin Beğ isimli şahıs vekil rektör iken asil rektör oldu.

İlk icraatı ise elbette ki okul kütüphanesini büyütmek, eseri olmayan öğretim görevlilerini kapının önüne koymak, terörist öğrencilerin okulla ilişiğini kesmek falan olmadı. O da büyüklerini örnek alarak atamalarla işe başladı ve bir imam hatip okulunda öğretmen olan karısını İslami İlimler Enstitüsüne sekreter olarak atadı. Kendisini bu örnek davranışından ötürü takdir ediyor, oğlu, kızı, gelini ve damadı -varsa- için de benzer kararlar almasını umuyoruz.

Bu durum akademimiz için ağlamamız gereken kısmın yüzde üçü falandır.

Öğretim üyeleri diken üstündeler. Yarısı inandığı fikirlere ihanet ederek taraf değiştirdi, diğer yarısı ise ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ tavrı takındı. Dersler esnasında kullanacağı bir kelime yanlış anlaşılır da meslekten atılır diye korkanlar var.

Bu grubun haricinde hakikatten bilim üreten, ülke için çalışan akademisyenlerin üzerinde ise diğer grubun hal ve hareketleri psikolojik baskı unsuru oluyor. Bunların da rahat iş yapmasına bu vesile ile mâni olunuyor.

Akademisyeni olmayan veya iş görmeyen akademilerimiz var. Ne mutlu!

Vaktiyle Atsız dâhil birçok aydının isyan ettiği hâl halen yaşanıyor. Eseri olmayan, dil bilmeyen, tembel akademisyenler hala üniversite kürsülerini işgal etmeye devam ediyorlar. Bunların emeklisi geçmiş olan tayfası kendi öğrencilik yıllarının notlarıyla ders verdiğini sanarak öğrencilerin zamanını çalıyorlar. Yani güncel değiller.

Okullarımızın kitap ve kütüphane durumu, öğrencilerin yurt, kredi ihtiyaçları ile alakalı bilgileri daha önce yazmıştım. O günden bugüne pek bir şey değişmediği için geçiyorum. Merakı olan alakalı yazıları okuyabilir.

Velhasıl adına üniversite denilen, her ilimizde bir tane açılmasıyla övünülen üniversiteler ilim, bilim işleriyle değil terör olayları, torpil, hırsızlık, dedikoduculuk gibi hastalıkların pençesinde kıvranıyor. Ulema kültüründen habersiz birtakım insanların kişisel tatmin mecrası oluyor.

Allah sonunu hayretsin.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone