Türk Dili ve Edebiyatının Sorunları ve Öneriler

YusufhanGuzelsoy

Başlığa bakıp bir kısmınız Türk dilinin yozlaşmasına dair yazdığımı veya edebiyatının Elif Şafak gibi popüler kültür yazarlarını eleştirdiğimi, bu sorunlara dikkat çekmeye çalıştığımı düşünebilirsiniz. Ancak tehlike, Elif Şafak’tan veya Türk dilini sığır gibi yozlaştırarak konuşan ergenlerin yarattığı sıkıntılardan daha büyüktür. O kadar yani…

Türk Dili ve Edebiyatı bölümü, sıradanlaşıyor. Birçok üniversite, birçok bölüm sıradanlaştırılıyor. Türk Dili ve Edebiyatı da bundan nasibini alıyor. En yakınlarına kadar sızmış ihanetin farkına varamayan idareciler, bu tehlikenin farkında değildir. Farkında olsalar bile, birçoğunun “Aman ne olmuş.” diyecek kadar vizyonsuz, idealsiz insanlar olduklarını iyi biliyoruz. Çok sayıda vahim olayı yaşadığımızdan ya da şahit olduğumuzdan iyi biliyoruz tabi…

Size üzücü bir olay anlatayım.

Bir arkadaşım, her gün işe giderken geçtiği parktaki banklardan birinde oturan, gayet güzel bir bayanın, sürekli olarak kendi kendine konuştuğunu fark ediyor. Eli yüzü düzgün, bu genç bayanın delirmiş olmamasını temenni ediyor. Yine o parktan geçtiği bir gün, kendisine eşlik eden arkadaşına bu bayanı gösterip kendi kendine konuştuğunu, durumu çözemediğini, aklını yitirdiğini düşündüğünü söylüyor.

Yanılmıyor tabi ki…

Meğer o talihsiz kız öğretmenmiş. Yıllardır atanamıyormuş. Bir de hayattaki tek varlığı olan annesini de kaybetmiş. Kız acısını yaşarken, atanmayı yine başaramamış. Yine denemiş, olmamış. Denemiş… Denemiş… Olmamış. Sonuçta bir öğretmenin aklı, maddi-manevi bütün iradesini kendisine okuyup üfleyen aciz hocalara satmış topluma fazla gelmiş.

“Nerede Uluğ Bey? Nerede Kaşgarlı? Nerede Ali Kuşçu?” diye hasret duyuyoruz ya… Bazen o hasret çok anlamsız oluyor. Sonra cephede şehit olan Mehmetçik’i hatırlıyorsun; bir de üstüne ağabeylerine Atsız’ı soran Türk çocuklarını görüyorsun, umutların tazeleniyor ve “Ümit en son ölen şeydir.” deyip yeniden ideallerine sarılıyorsun.

Bu kadar duygusallık yeter.

15 bin sözleşmeli öğretmen alınıyor, Türk Dili ve Edebiyatı için ayrılan kontenjan 300 kişi bile değildir. Üstelik her sene sadece bu bölümden mezun olanların sayısı da ortalama 50 bin civarındadır. Bu tablo bir rezalet tablosudur. Bu tablonun şişmesinde, hepsi birer hilkat garibesi olan terör örgütü yandaşlarının katkısı ne kadar biliyor musunuz? Bize bir tanesi bile batarken, binlercesi mezun oluyor.

Rezalet içinde rezalet…

Her sene Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne sürüyle kontenjan açıp ideal için değil sevgili yapmak ve eğlence ortamına girmek için üniversiteye girmeye uğraşan cahillere fırsat vermeye gerek yoktur. Herkes Matematikçi, Coğrafyacı, Mühendis, Dilci, Edebiyatçı olamaz! İdealleri olmayanın üniversitelerin kapısından bile geçmesine müsaade edilmemelidir. Tabi ki bu da sorumsuz sorumluların umurunda olan bir şey değildir. Onlar her şehre üniversite yapmayı ilerlemek zannediyor. Aynı zamanda hem üniversitelerin yayılmasının hem de putperest cemaatlerin genişlemesinin ne kadar çelişkili ve tehlikeli iki zıt olay olduğunu fark edemiyor. Olan, Türk bilim dünyasına oluyor.

İsteyerek Türk Dili ve Edebiyatı okuyan bir öğrenci için Atsız’ın, Gölpınarlı’nın, İnalcık’ın yetiştiği çağda yetişmek ulaşılmaz bir hayaldir. Çünkü o zamanlar yetişen öğrenci, donanımlı yetişmiştir. Türk dili için, Türk edebiyatı için hizmet edemeyecekse de derhal üniversite ortamından uzaklaştırılmış, Dilci veya Edebiyatçı olamamıştır. O dönemde yetişip sevilmeyen veya az tanınan insanlar bile donanımlıdır. Öğrencilerin de azimli olduğunu belirtmek gerekir.

Bugün üniversite okumanın kolaylaşması, birçok hocanın şevkini düşürmektedir. Bu henüz fark edilmemiş bir gerçektir. Karşısında, 2.sınıfa geldiği halde Türkmen’in ne olduğunu bilmeyen Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisini gören bir hoca, üstelik bunu çoklukla yaşayan bir hoca, acaba ne kadar şevkli olabilir?

“Hocam on dakika erken bitirelim.”

“Hocam makale ezberledim.”

“Hocam ders yapmayalım.”

“Hocam parti yapalım.”

Daha neler…

Kimse kimseye, 7/24 ders çalışsın demiyor elbette… Kimsenin kafasını dersten kaldırmasın, diyen de yoktur. Fakat okumanın bir amacı vardır; bir amacı olmalıdır!

Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi olarak, yatay geçiş gazisi olduğum için, üniversiteyi bu sene, yani 6.senede bitirmiş olacağım. Kırgızistan’da ve Türkiye’de yaptığım gözlem ve şahit olduğum olaylar hiç ama hiç iç acıcı değildir. Bunda, önüne gelenin üniversiteye girmesi kadar, son derece yanlış olan sistemin de payı vardır.

Bakın…

Bu bölünden mezun olanların önemli bir kısmı, Türk Dili ve Edebiyatı’nın her alanına hâkim değildir. Sistem güya bunun üzerine kurulmuştur ki bu aslında Türk Dili ve Edebiyatı birikimine bir hakarettir. Bugün hangi hoca olursa olsun ve bütün alanlarda ne kadar çalışırsa çalışsın, yetersiz kalacaktır. Halk Edebiyatı’nda, Yeni Türk Edebiyatı’nda, Türk Dilinde, Eski Türk Edebiyatı’nda ve diğer alanlarda her gün yeni gelişmeler olmaktadır. Bunların yanında, doğru bilinenin yanlış çıktığı veya muallakta kalan, “sana göre, bana göre” ile izah edilip noktalanmaya çalışılan -abartısız- binlerce mesele vardır. Bütün bu alanlarda da 4 yıl yetersiz gelmektedir. Ya 4 yıl boyunca aruz kalıplarıyla Âşık Veysel’in dizelerinin birbirine girdiği bir sistemde eğitim verilmemeli ya da her yıl bir alanda sağlam eğitimin verileceği 6 veya 7 yıl gözden çıkarılmalıdır. Türklerin tarihi için de, dili için de, edebiyatı için de, bir 6 yıl feda etmek, idealist insanların severek yapacağı bir fedakârlıktır.

İyi bir Dilci, iyi bir Edebiyatçı yetişmesi için bu değişiklikler şarttır. Ayrıca bu bölüme öğrenci alımının 1 ya da 2 yıl durduğunu düşünün. Öğretim süresi de 6 veya 7 yıl olursa, 8-9 yıl Türk Dili ve Edebiyatı mezun vermeyecek demektir. 6 yıllık eğitimin bir diğer faydası da her alanda bocalamadan eğitim alan öğrencinin, bu alanlara hâkim olmasının sağlanması olacaktır.

Ayrıca “zihniyet” değişmelidir:

1-Sınav sistemi daha verimli olmalıdır. Bu, ezberci ilkokul sistemiyle olacak bir şey değildir. Ezberle bilim yapılabilir mi? Sınavlarda yorumun yeri daha da artmalıdır. Bu, ezberci öğrencinin, cevapları sallayan öğrencinin, konuyu kavrayan öğrencinin birbirinden ayrılmasını sağlayacaktır. Ayrıca hocaların da yüksek lisans öğrencisi alırken daha doğru tercihler yapması kolaylaşacaktır.

2-“Öğrenciye takma”, haksızlıkların kılıfı haline gelmiştir. Bu doğru değildir. Hocaların denetlenmesi sağlanmalıdır.

3-Saha araştırmalarına daha fazla önem verilmelidir.

4-Bölüm kendini inanılmaz bir şekilde tekrar etmektedir. Bunun önüne geçilmelidir. Bundan başka, “sana göre bana göre” anlayışının da önüne geçilmelidir. Şöyle açıklayayım: Birçok hoca, kelime tahlillerini birbirinden farklı yöntem ve tespitlerle yapmaktadır. Türk dili çok eski bir dil olduğu için, baz kelimelerin tahlillerinde çözümsüzlük olabilir. Sadece bu durumlarda “Her iki türlü de kabul edebiliriz.” mantığına başvurulabilir.

5-Her öğrenci, sene başına, en az 3-4 makale yazmalıdır. Mesela 4 makale yazılacaksa, 2 makalenin konusunu kendisi, 2 makalenin konusunu da hocası belirlemelidir. Dönem başına 2 makale düşecek bir sistem faydalı olacaktır.

6-Öğretimin ilk yılında bütün Türkiye Türkçesi dersleri verilmiş olmalıdır. Ayrıca buna İmlâ ve Kompozisyon dersleri de dâhil edilmelidir. Kompozisyon dersleri genişletilerek, makale eğitimi de verilebilir. İkinci yıl, tez yazımı da öğretilmelidir. Yine ikinci yıldan itibaren, Türk Dili ve Edebiyatı derslerinin her biri bir yıl içinde tamamlanmış olmalıdır. Örnek: 1.yıl: Türkiye Türkçesi I-2-3-4 / 2.yıl: Halk Edebiyatı 1-2-3-4 gibi.

7-Yabancı dil eğitimin üstüne daha fazla düşülmeli ve öğrenci, öğrendiği dilde pratik yapmaya, yazı yazmaya, makale okumaya teşvik edilmelidir.

8-Öğrenciler ikinci yıldan itibaren bir alan seçmeli ve o alanın hoca veya hocaları tarafından ayrı bir danışmanlık programıyla yetiştirilmelidir.

9-İlk yıl, hocaların konferans ve seminer düzenlemeleri zorunlu olmalıdır. İkinci yıl, öğrencilerin konferans ve seminer düzenlemeleri zorunlu olmalıdır. Üçüncü yıl, öğrencilerin organize edeceği ve öğrenci-öğretmen karmasının vereceği konferans ve seminerler zorunlu olmalıdır. Bu, hocaların da öğrencilerin verimliliğini arttıracak; bundan başka, öğrencilere özgüven verecektir. Bazı hocaların tavırları, öğrencilerin özgüvenini yaralayacak şekildedir. Öğrenciler de hocalarına saygı duymak zorundadır.

10-Gereksiz seçmeli dersler verilmemelidir. “Türk Sosyolojisi” dersi zorunlu olmalıdır. “Edebiyat Sosyolojisi” dersi de buna dâhil edilmelidir.

***

Türk Dili ve Edebiyatı’na dair 5 yıllık öğrencilik deneyimim sırasında yaptığım gözlemler bunlardır. Çözüm önerilerine katılmayabilirsiniz; fakat herkes bölümün kendisini tekrar ettiği, ilerlemediği, sıradanlaştığı, dolayısıyla da faydasız kalmaya başladığı konusunda hemfikir olmalıdır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone