Türk Eğitim Sistemi Nasıl Olmalıdır?- Muzaffer Eraydın

muz

Var olan eğitim sistemimiz bildiğimiz üzere; sınavlarla öğrencilerimizin bilgisini ölçmeye dayalı, pratik olmayan, ezberci netice de gençlerimize kalıcı bir şey kazandırmayan bir yapıda olduğu ortadadır.

Peki nasıl bir eğitim sistemi oluşturmalıyız? En önemlisi de bu sistemle gençlerimizi topluma her yönü ile nasıl kazandırmalıyız?

Bu sorulara cevap verebilmemiz için, gerçekçi bir bakış açısı ile sistem oluşturacaksak eğer bizim gençlerimizden beklentilerimiz,  gençlerin de bizden beklentileri nelerdir öncelikle bunları belirlememiz lazım.

Devlet ve Millet olarak bir gençten en büyük beklentimiz Türk milletinin şerefine yakışır bir milli kimliğe sahip olmasıdır. Yani; gencimiz Türk milletinin tarihinden,  medeniyetinden, kültüründen ve inancından gelen milli ve manevi değerleri taşımalı, bunlara sıkı sıkıya sahip çıkmalıdır. Hangi işle meşgul olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun sahip olduğu bu kimliği korumalı ve de temsil etmelidir. Milli çıkarlarını kendi şahsi çıkarlarının her zaman üstünde tutmalıdır. Gençlerimiz milletimizi ve devletimizi daha müreffeh yarınlara taşıma konusunda gayretli ve de ısrarlı olmalıdır.

Genç, öğrencilik yıllarında kendisine verilenleri kavramalı, iyice öğrenmeli, meslek hayatına atıldığı zamanda da tüm kabiliyetlerini kullanarak yapabileceğinin en iyisini – güzelini ortaya koymalıdır. Böyle bir genci yetiştirmek elbette ki büyük fedakârlıklar ve ciddi bir eğitim istemektedir. Bu noktada devlet her türlü imkânı seferber etmelidir.  ‘’Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” tarzında bir eğitim anlayışı, gençlerimizi “bütçe açığını kapatmakla görevli bir müşteri” görme yaklaşımı tamamen yanlıştır. Bu yaklaşım ve anlayış bugün var olan sistemin getirdiği günü kurtarmak felsefesinden öteye geçememektedir.

Peki, bu ezberci ve günü kurtarmak amacından öteye geçemeyen bu sistem de ne gibi değişiklikler yaparak milletimiz ve devletimizi müreffeh yarınlara taşıyan gençler yetiştirebiliriz? Öncelikle eğitimi siyasetin güdümünden arındırmalı, eğitimcinin kalitesini artırmalı, önce veli eğitilmelidir. Yani; veli eğitimli olmalıdır. Özel okullar kaldırılmalı, öğrencinin okumak için bir hedefi olmalıdır. Bunlar olursa şayet eğitim sistemimizde değişiklikler olur. Şu anki eğitim sistemi zaten Amerika’nın eğitim sistemi değil midir? Etrafımıza baktığımızda gençlerin birbirine olan davranış ve tutumu son derece kötüdür. Birbirlerine hatta büyüklerine saygıları kalmamıştır. Eğitimimiz, dört-beş şıktan ibaret bir makine sistemi haline büründürülmüştür. Bu eğitim de değil, öğretim de değildir. Bu para babalarına kazandırmaktan başka bir şey değildir. Ne yazık ki;  velilerin de yaptıkları kontrollü bakıcılıktan öte değildir. Getirilen yeni sistem de okul öncesi eğitime önem verilmemektedir. Hâlbuki Türkiye’nin yapısı gereği, çocukları okula hazırlamak amacıyla en az bir yıllık okul öncesi eğitim gereklidir. Meslek liseleri daha cazip hale getirilmeli hatta oradan çıkan öğrenciler kalfalık seviyesinde olmalı ve iş garantisi olabilmelidir. Lise eğitimine geçtikten sonra 10. sınıfın sonunda yapılacak sınavlarla başarılı öğrenciler, üniversiteye hazırlayan 11. ve 12. sınıflara, diğerleri en az 2 yıl sürecek meslek eğitimine gönderilmelidir.  Liseyi olgunluk sınavıyla bitiren öğrenciler doğrudan yüksekokullara gidebilmelidir. Müfredat programları ve ders kitapları bu yeni yapılanmaya göre yeniden hazırlanmalıdır. Öğretmen yetiştiren üniversitelerin müfredatları değiştirilmeli hatta öğretmenleri de değişmelidir. Öğretmen ihtiyacından fazlası fakülteler kapatılmalıdır.

Bütün Ortaokullarda bilim odaları açılmalı, şuan ki gibi üniversiteler de halen soğan zarı incelemek yerine, kitap sayfalarından veya tahtaya çizilen şekillere bakmak yerine hayatın içinde olacak şekilde eğitim ilerlemelidir.  Yani; bir mikrobu gözle görebilmeli, bir teleskop’a dokunabilmeli, mikroskop ile inceleme yapabilmeli, Ay’a bakabilmeli, insanımızı bilime meraklı hale getirebilmeli, izcilik kamplarında gençlik aşkları yerine doğaya âşık gençler yetiştirmeli, düz liseler azaltılmalı, sanayi hamlesi yapacak kalifiye eleman yetiştirilmeliyiz. Bir bakın; Japonya da eğitim sisteminde milli tarih nasıl veriliyor,  bizde nasıl veriliyor? Bir kıyas edilmeli. Ne yazık ki bizim nesil yıllar sonra geçmişine küfür edebilirken, Japonlar bir daha bu hale gelmemek için çalışıyor, milli tarihleri unutturulmuyor!

Araştıran,  sorgulayan,  sorgularken düşünüp sağlıklı sonuçlar elde edebilecek bireyler yetiştirecek bir eğitim sistemimiz olabilmelidir. Dikkatinizi çekerim “eğitim”, “öğretim” değil. “Düşünme”yi bilecek şekilde “eğitilen” çocuklar zaten kendiliğinden araştırıp “öğrenir” de.

Ve son olarak aile içerisindeki eğitim de; çocuklarımız, gençlerimiz hümanist safsatalarla, bütün insanların kardeş olduğu hikâyesi ile yetiştirilirse bugün pek çok örneğini gördüğümüz bir ahmaklar yığını ortaya çıkar ve on Türk büyüğünün adını saymaktan aciz olan güruh tanınmış artistlerle, dizilerde oynayan karakterlerin adını, profesyonel futbolcuların adını bülbül gibi saymakta eşsiz bir kabiliyet gösterir. Buna sebebiyet vermemek için velilerimizin de eğitimli olması gerekmektedir. Türk milletinin tarihinden,  medeniyetinden, kültüründen ve inancından gelen milli ve manevi değerleri taşıyan bir bilinçle çocuklarımız yetiştirilmelidir.

 

Muzaffer ERAYDIN

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone